Esenyurt Kayyumu ve Rüşvet Ağı

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Türkiye'deki borsa skandalları, gazetecilere yönelik baskılar ve Esenyurt'taki kayyum süreci üzerinden AKP iktidarına sert eleştiriler yöneltti.

YouTube
◷ 10:48
Gökhan Günaydın'dan Borsa Ve Kayyum Tepkisi: "Bu Bir Organize Soygundur"

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, NOW TV'de katıldığı Çalar Saat programında Ezgi Gözeger'in sorularını yanıtladı. Gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Günaydın, Türkiye'de artan otoriterleşmenin faturasının bağımsız gazetecilere kesildiğini belirterek, gazeteciliğin Türkiye'deki en tehlikeli meslek haline geldiğini vurguladı. Yargıdaki çifte standarda dikkat çeken Günaydın, borsa manipülasyonlarıyla milyarlarca lira kazanç sağlayanların korunduğunu, buna karşılık muhalif siyasetçiler ve gazetecilerin en ufak bahanelerle yargılandığını ifade etti. Ekonomik krizin ulaştığı boyutlara da değinen Günaydın, borsa üzerinden yürütülen operasyonlarla vatandaşın birikimlerinin yok edildiğini ve Türkiye'nin yabancı yatırımcılar için güvenilir bir pazar olmaktan çıktığını söyledi.

"TÜRKİYE'NİN EN TEHLİKELİ MESLEKLERİNDEN BİRİ GAZETECİLİKTİR"

Basın özgürlüğü üzerine değerlendirmeler yapan Gökhan Günaydın, Murat Ağırel ve İsmail Arı gibi gazetecilerin maruz kaldığı soruşturmalara tepki gösterdi. Günaydın, onuruyla bağımsız gazetecilik yapanların hedef alındığını belirterek iktidarın hukuk yaklaşımını eleştirdi. İktidara yakın isimlerin suçlarının örtbas edildiğini, muhalif isimlerin ise asılsız iddialarla "lekelenmeme hakkı"nın ihlal edildiğini ifade etti.

"130 MİLYAR DOLARI TÜRKİYE'NİN ZARAR HANESİNE YAZDILAR"

Borsada yaşanan ve 850 milyar lirayı (yaklaşık 20 milyar dolar) bulan fon skandalını gündeme getiren Günaydın, içeriden alınan bilgilerle SPK işlem yasağı öncesi devasa paraların sistem dışına çıkarıldığını savundu. Borsada yaşanan genel değer kaybının ise 130 milyar dolara ulaştığını ve bu rakamın 6 Şubat depreminin yarattığı maliyetten bile daha yüksek olduğuna dikkat çeken Günaydın, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın süreçteki sorumluluklarını hatırlattı.

"MEMLEKETİN AKP'DEN ARINMASI LAZIM"

Esenyurt Belediyesi'ne atanan kayyum sürecindeki rüşvet iddialarına ve 7,5 milyon dolarlık kasa skandalına da değinen Günaydın, nepotizm (akraba kayırmacılığı) ve kleptokrasi vurgusu yaptı. Kayyum atanan yönetimlerde görev yapan isimlerin milyonlarca dolar rüşveti kasalarında sakladığını ancak haklarında soruşturma açılmak yerine başka görevlere atanarak ödüllendirildiğini söyledi. Günaydın, liyakatsiz bürokrasinin ve adam kayırmacılığının Türkiye'yi içerisinden çıkılması zor bir ekonomik ve siyasi krize sürüklediğini belirterek "Memleketin AKP'den arınması lazım" dedi.

💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;

Ezgi Gözeger: Hoş geldiniz. YENİ Parti Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın bizlerle.

Gökhan Günaydın: Günaydın günaydın. Günaydın da ne kadar aydın tartışılır.

Ezgi Gözeger: Öyle gerçekten öyle.

Gökhan Günaydın: Ben hani bir sabaha başlıyoruz, izleyen herkese saygılarımı sunuyorum buradan. İyi günler peş peşe gelmiyor ama umudu kaybetmek yok. Öyle bir lüksümüz yok.

Ezgi Gözeger: Evet. Kimlerin hangi koşullarda umudu kaybetmediğini hatırlayarak, ülkenin kuruluşuna giderek efendim umudu kaybetmeye hakkımız olmadığını hatırlayalım. Bugün eylem var. Gazeteciler haber alma özgürlüğü için ses yükseltecekler. Bu kez meslek için ses yükseltecekler. Yani bir kısmı yükseltecek.

Gökhan Günaydın: Yani Türkiye'nin en tehlikeli mesleklerini saymak lazım. Madencilik her zaman en tehlikeli meslek. Belediye başkanlığı çok tehlikeli bir meslek. Ama bir numaraya herhalde gazetecileri yazmak lazım. Ve bu dönem herkes için turnusol kağıdı. Yani onuruyla bağımsız gazetecilik yapan insanları başımızın üzerinde taşımamız lazım. Şimdi çoğunu ben şahsen tanıyorum. Yani Murat Ağırel aslında benim arkadaşım diyebileceğim bir insandır. Çünkü bir teşrikimesai oluşuyor artık siyasetçi ile gazeteci arasında. Yani ne kadar titizlendiğini herhangi bir davada, herhangi bir önüne gelen dosyada çok iyi bilirim. Ya Murat ne yapmış Allah'ını severseniz? Yani bakıyorsunuz ne yapmış? Yazışmalarını yayınlıyor arkadaşımız. Kendisine gelen herhangi bir dosyada titizlenmiş. "Sen bunun bana gerekçelerini söylemezsen ben senin sesin sözün olmam" diyor. Anlatabiliyor muyum? "Beni kullanamazsın" demek istiyor. Sonra o haberi neden yapmadın diye Murat Ağırel'i gözaltına alıp tutukluyorlar. Murat 6 ayda bir soruşturma geçiriyor desek herhalde yanlış yapmış olmayız değil mi?

İsmail Arı içeride. İsmail bundan 4-5 ay evvel gene tutukluydu. Cumhuriyet Gazetesi'ni ziyarete gittik. Eşi de oradaydı. Geçenlerde T24 susturuldu. T24'ü ziyarete gittiğimizde İsmail de oradaydı. Dedi ki, "Cumhuriyet'e gittiğinizde benim için yaptığınız konuşmayı dinledim ve duygulandım." dedi. Üzerinden 15 gün geçti. İsmail yeniden gözaltında, yeniden tutuklu. Şunu söyleyeyim size. Bunlar gencecik çocuklar ve Türkiye'nin gururu, Türkiye'nin onuru bu insanlar. Samimiyetle söylüyorum. İsmail Saymaz onlara göre daha tecrübeli bir gazeteci. Ayağında kelepçeyle evde. Şimdi o fotoğraf Türkiye'yi nasıl gösteriyor? Hani öyle bir gazetecinin ayağında kelepçeyle evinde oturduğuna yönelik bir fotoğraf görsek Fransa'dan, Avusturya'dan ya da ne bileyim...

Ezgi Gözeger: Evet. Ne deriz?

Gökhan Günaydın: Deriz ki demek ki burada basın özgür değil. Haber alma ve ifade özgürlüğü yok. Bu kadar açık. Bir ülkede rejim ne kadar totaliterleşirse gazetecilere baskı o ölçüde artar. Yani Türkiye'de eskiden sorunlar yok muydu? Vardı. Ama gazeteciler, karikatürcüler, siyasetçilerle dalga geçebilirlerdi. Özgürce haber yapabilirlerdi. Kendisini ifade eden sağda solda çok sayıda gazeteci olurdu. Şimdi yandaş gazeteci denilen insanlar her türlü ahlaksızlığı yapıyorlar. Çok özür dilerim ama muhalif gazeteciler haber yaptıkları için bugün yargılanıyorlar. Bir fotoğraf gördüm. Milas Belediye Başkanı ve çalışanları tutuklanmışlar.

İnanın dosyanın içeriğini bilmiyorum. Fakat fotoğrafları gördüm. Aynı İBB'de olduğu gibi iki kollarında polisler bir sıraya dizilmişler. Kameralar çekiliyor ve bu servis ediliyor. Hani lekelenmeme hakkı vardı ya. Yani 2 milyar lirayı götüren, eski parayla 2 katrilyon lirayı götürenin lekelenmeme hakkı var. Bunu bizim gözümüze baka baka söylüyorlar.

Lekelenmeme hakkından bahsederken bu görüntüleri değerlendiriyor. Şimdi bu arkadaşların durumu ne? Şu anda soruşturma aşamasındalar. Belki de masum çıkacaklar. Belki haklarında kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karar çıkacak. Belki iddianame düzenlenmeyecek. Belki iddianame düzenlenecek ve beraat edecekler. Her şey olabilir. Lekelenmeme hakkı dediğiniz, masumiyet karinesi dediğiniz şey bir insan hakkıdır. Hukukun temel ilkelerindendir. Ama ikili hukuk uygularsanız işte dönersiniz burada sayfa sayfa yayınlarsınız bu görüntüleri. Ama öbür tarafta ahlaksızlığı neredeyse kanıtlı olan, sadece ahlaksızlığı değil yasa tanımazlığı açıkça kanıtlı olan insanları saklamak için elinizden geleni yaparsınız.

En çok şuna üzülüyorum biliyor musunuz? En yukarıdan atıp tutuyorlar ya. Bizden de olsa üzerlerine gideceğiz. Biz sizin gibi saklamıyoruz, bilmem ne yapıyoruz. Sizin gibi saklamıyoruz diyerek bize söylüyorlar. Sizin gibi meydan meydan ne yapacağız? Siyasi olarak tutukladığınız arkadaşları size teslim mi edeceğiz? Betona gömmenize izin mi vereceğiz? Elbette arkadaşlarımızın yanında olacağız. Siz ne yapıyorsunuz? Siz bakın rakam açık. 17 Eylül'de SPK işlem yasağı koyuyor. 1 ila 15 Eylül tarihleri arasında 450 kişi 441 milyar lirayı kanatlandırıp uçuruyor. Toplamı 850 milyar lira. Bunun 441 milyar lirası 1 ila 15 Eylül tarihleri arasında çıkıyor. Bu tarihin önemi ne? 17 Eylül'de SPK işlem yasağı koyacak. Vatandaş bunu bilmiyor ve içeride kilitli kalıyor. Ama bazıları; yabancılar, bıyıklı yabancılar anlatabiliyor muyum? Ama hepsi AKP ile doğrudan bağlı uzun kulaklılar. İçeriden haber alıyorlar. Buna insider information mı dersiniz? Insider trading mi dersiniz? Ve zamanında kanatlanıyorlar. Bu 1-15 Eylül'de çıkan 441 milyarın sahiplerinin, faillerinin listesi bu memleketin hırsızlarının en babalarının kimler olduğunu açıklamak için yetmez. Bize hamaset yapmayın. Koy şu listeyi. Kimi saklayıp saklamadığını o zaman görelim. Burada fotoğraf var. Fatma Betül Sayan Kaya'yı biz söylemeseydik çıkartıp koyacak mıydınız? Hayati Yazıcı'nın oğlunu çarşaf çarşaf kanıtladık. Ne oldu ya? Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı'ya mali tedbir koydunuz. O tedbiri bir saat sonra kaldırdınız. Ortağıyla beraber bir saat sonra kaldırdınız. Sonra 4 gün sonra ortağı intihar etti. Bu adamın ortağı intihar ediyor da bunun hiç suçu sorumluluğu yok mu?

Ezgi Gözeger: Şimdi soruşturma aşamasında galiba değil mi? O ölüm, intihar şüphesi var ama...

Gökhan Günaydın: Elbette elbette. Yani bir şüpheli ölüm var. İntihar mı etti? Başka bir şey mi yaptı? O da belli değil. Çok haklısınız. Doğru bir düzeltme yapıyorsunuz. Belki de intihar değil. Yani nihayetinde tablonun ağırlığını anlatmaya çalışıyorum. Bugün Ertan Aydın içeride değil mi? Ertan Aydın kim? Türkiye Yüzyılı'nın yaratıcısı. Öyle mi? İşte yarattığınız Türkiye Yüzyılı böyle bir şey. Rakam söyleyeyim size. Bakın fon skandalında memleketin 850 milyar lirası uçuruldu. 20 milyar dolar demek bu. 20 milyar dolar. Şimdi ben bunu açıkladığım zaman diyorlar ki insanlar, "Ya Gökhan Bey hep fondan bahsediyorsun. Hep SPK'dan bahsediyorsun. Asıl borsaya bak. Biz hisse senedi almışız. Hisse senetlerindeki tabanları nasıl açıklayacaksınız? Bize ne diyeceksiniz?" Buradaki zarar 6,5 trilyon lira. Yani bir yılda Türkiye'nin borsası 6,5 trilyon TL değer kaybetti. Bu ne demek? 130 milyar dolar demek. Bu da bir şey ifade etmez ya. 130 milyar dolar dediğinizde; Türkiye depremde, 6 Şubat depremlerinde o 13 ili etkileyen o büyük depremde 100 milyar dolarlık ev yıkıldı, iş yeri yıkıldı. Bedeli 100 milyar dolar. Bunlar bir ayda 130 milyar doları Türkiye'nin zararına hanemize yazdılar. Şimdi söyleyelim. Bu 130 milyar dolarlık zarar kaç yılda geri döner? Borsa toparlanabilir. Ne zaman toparlanır? 2 yılda mı toparlanır, 3 yılda mı toparlanır? Öyle büyük zarar oldu ki bunun toparlanması çok zor. Bir de bu reel ekonomiye zarar verdi. Türkiye zaten 2018'den bu yana sürekli krizde. Tekstil zaten burada tutunamıyor artık.

Ezgi Gözeger: Bir de çok basit bir yerden bir soru sormak istiyorum. Bir liste var. 141 kişiden bahsediliyor. Listenin sayısı kişiye göre değişiyor. Bu liste açıklansa ne olur? Açıklanmasa ne olur?

Gökhan Günaydın: Bu liste açıklanınca soyguncuların kimler olduğu belli olacak ve net bir şekilde Türkiye bu memleketi soyanların adını, soyadını, TC numarasını öğrenmiş olacak. Ancak onların tamamı doğrudan AKP ile bağlantılı insanlar oldukları için açıklayamıyorlar. Şimdi iki tane kayıt var. Sadece Merkezi Kayıt Kuruluşu değil. Aynı zamanda Takasbank. Bunlarda tüm işlemler kayıtlı. Dolayısıyla bunlar bulunamayacak şeyler değil. Ancak Merkezi Kayıt Kuruluşu ve Takasbank'ın bu verilerini şu anda Türkiye'nin en önemli istihbarat bilgisi olarak saklıyorlar. Vatandaşın TC numaraları biliyorsunuz pazara çıktı ama buradan bir gram bir şey sızdırmıyorlar. Şimdi sorayım size. Orada bir tane muhalif isim olsaydı ne yaparlardı sizce? 8 sütuna manşet atarlardı. Değil mi? Niye o listeyi böylesine saklıyorlar? Çünkü o listenin bu vatandaşlarla nasıl bağlantılı olduğunu hep beraber biliyoruz.

Bir şey daha söyleyeyim size. Mesela Bulls Portföy değil mi? Sahibi kim? Şöyle görünüyor. Ortaklarından bir tanesi turizm bakanı yardımcısının eşi. Peki herkes biliyor ki aslında o gerçek sahip değil. Gerçek sahip daha yukarılarda. Çok daha yukarılarda özel kalemlerde görev yapan insanlar. Öyle değil mi? Bunu herkesin bildiği sır. Anlatabiliyor muyum? Bir de böyle şeyler var. O listede adını soyadını yazanlar var. Bir de o listenin çantacıları var. Başka bir deyişle adını oraya yazmayacak kadar uyanık. Fakat orada bulunup da milyarı götüren adamın kişiliğine baktığınız zaman, iktisadi geçmişine baktığınız zaman bunu yapamayacak kadar zayıf bir insan. Sonra şeye bakıyorsunuz. Peki bu adam bunu yapabilecek durumda değil de kime yakın? Kime yakın olduğunu da herkes biliyor. Yani bunlar da herkesin bildiği sır. Onlar da memleketin önemli bakanlıklarını işgal ediyorlar koç gibi adamlar. Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla bu meseleyi mutlaka peşini bırakmayacağız. Bu meselenin ortaya çıkmaması demek neye yol açar biliyor musunuz? Türkiye Susurluk'la doğru dürüst hesaplaşabilseydi siyaset böyle olmazdı. Bu da finansın Susurluk'u. Bunun üstünü örtmeye çalışırsanız bundan sonraki kriz çok daha büyük olur. Çok açık.

Şimdi başka bir şey daha var burada. 5 Kasım 2025'te Mehmet Şimşek söylüyor. Manipülatif işlemler var ve bir güvenlik açığı olduğunu biliyoruz diyor. Kimdir Mehmet Şimşek? Hazine ve Maliye Bakanı değil mi? Sonra ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mehmet Şimşek'in açıklamasını ortadan kaldıran, yalanlayan bir açıklama yapıyor. Fonlarla ilgili manipülasyonlar var diyorlar, böyle bir şey yok diyor. Memleketi ekonomik saldırılardan koruyalım, ekonomimiz güçlüdür diyor. Cevdet Yılmaz'ı ben saatlerce Cevdet Yılmaz'a maruz kalıyorum biliyor musunuz? Ne demek Cevdet Yılmaz'a maruz kalmak? Geliyor bütçe sunumlarında karşımıza geçiyor. Ya bir robot gibi; Türkiye'de hiç sorun yokmuş gibi hep aynı yüz ifadesi, hep aynı ses tonuyla ekonomimiz iyidir, güvenlik kurumlarımız vardır, denetleme kurumlarımız vardır diye anlatıyor ve gidiyor. Burada da aynı şeyi yaptı. Sonra anlaşıldı ki Cevdet Yılmaz'ın bütün bu soyguncularla birlikte fotoğrafları var. Şimdi ortaya bu büyük skandal çıktı. İkisi birlikte sorun bu. Mehmet Şimşek'e sormazlar mı? Arkadaş sen bunu açıkladın. Manipülatif işlem var, denetleme açığı var. Ne yaptın o saatten sonra? Cevdet Yılmaz seni durdurduysa açıkla bakalım. Ayrıca durdurma gibi bir lüksü de yok, sen bakansın. Bu konunun tam uzmanısın. Cevdet Yılmaz'a da söyleyelim sana. Ekonominin tamamı teslim edilmiş. Yaptığın koordinasyon bu mudur kardeşim?

Ama bir başka şey daha var. Bu 141 kişilik listeye odaklanıyoruz ya. Bir de 41 firma var. Orada da Adalet Bakanı bir açıklama yaptı. Dedi ki 41 firmada ciddi manipülatif işlemler tespit edildi. Bunlar fon değerleri en yüksek artanlar oransal olarak. Bu 41 firmanın kim olduğunu kimse bilmiyor. Oturdum ben grup başkan vekiliyim yani. Oturdum bütün bunları en yüksek orandan itibaren sıraladım. Böylece elimde bu 41 firma oldu benim. Sonra baktım ki bunlardan kaçına işlem yapılmış? Yalnızca 8'ine işlem yapılmış. O zaman soralım arkadaş bu 33'ünün üzerine niye gitmiyorsunuz? Bir de bir şey daha söyleyeyim size. Bazı firmalara da gece saatlerinde gelen kararlarla mal varlıklarına konulan tedbirler kaldırıldı bilgileri var. Bugünün güncel bilgileri. 5 milyar lira para yatırmışlar ve üzerlerindeki tedbir kalkmış herhangi bir soruşturma kovuşturma yok.

Bakın bir karşılaştırma yapayım. Dün Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'de duruşması vardı. Sebebi ne? Beylikdüzü belediye başkanıyken kendi aracını kullanmış makam aracı olarak, o araca benzin doldurmuş belediyeden. Ne yapacaktı? Benzini doldurmayacak mıydı? 200.000 liralık masrafı var. Bunun bir suç oluşturduğunu düşünmüyoruz. Çünkü adam kendi aracını kullanıyor ya. Daha ne yapsın? Bunun alkışlanması lazım herhalde. Fakat soruşturma açılınca Ekrem Başkan demiş ki ya bu spekülasyona konu olmasın. Bu parayı ben faiziyle beraber ödeyeyim. Faiziyle beraber bu parayı ödemiş. Bilmem kaçıncı yargılaması, duruşmasına dün katıldık. Şubat'a duruşma atıldı. Sen 200.000 liranın peşine 10 yıl sonra düşüyorsun. Ödediği halde ceza yargılaması yapıyorsun. Öbür tarafta adam 5 küsur milyar lirayı götürmüş. Tövbe hesabı var biliyorsunuz değil mi? Tövbe hesabına parayı geri vermiş. Diyorsun ki ona, tedbirin kalktı işine bak arkadaş, hayatına devam et arkadaş. Anlatabiliyor muyum ya? Böylesine bir mantıkla bu memleket yürüyebilir mi?

Ezgi Gözeger: Siz Mehmet Şimşek deyince benim aklıma şu bıyıklı yatırımcı meselesi geldi. Bir Pencere Gazetesi'nin manşeti gelsin. İzleyicimize de hatırlatalım. Üzerinden konuşalım. Şimdi Pencere Gazetesi'nin manşetinde "8 Milyar Bıyıklı Yabancının Mı?" diye bir başlık var. Hazine Bakanı Mehmet Şimşek'in siyasete atılmadan önce bir süre görev yaptığı Merrill Lynch International'ın, fon krizi patlamadan hemen önce elindeki beş şirkete ait hisseleri satarak 8 milyar kazanç sağladığı ortaya çıkmıştı. Gazeteci Fatih Altaylı'ya bu konuda eski bir borsacı bilgi verdi. Fatih Altaylı köşesinde yazdı. Merrill Lynch sanılan yatırımcının aslında söz konusu bankada açtığı hesap üzerinden hisse aldıran ve borsada bıyıklı yabancı denilen bir Türk yatırımcı olduğu, bu kişinin de büyük ihtimalle Emre Tezmen'le beraber hareket ettiği ileri sürüldü deniyor. Bıyıklı yatırımcı meselesine, bu Merrill Lynch meselesine ne diyorsunuz?

Gökhan Günaydın: Şimdi haberi şöyle açayım. Mehmet Şimşek Merrill Lynch'te 7 yıl çalışmış. Üstelik de Orta Avrupa, Asya falan bölge başkanlığı yapmış. Öyle sıradan bir görev değil. Merrill Lynch hangi fonlara girmiş diye bakıyorsunuz. Ne kadar sabıkalı fon varsa orada yani Tera'sından Hedef'ine, bilmem nesine falan. Zamanlama tam gene o 1-15 Eylül arasında çıkmış arkadaşlar. 8 milyarcık götürmüşler. 8 katrilyon. Bu arada eski parayla hani yani en düşük emekli maaşını 23.000 lira olarak addediyorsanız bu parayı 8 katrilyon olarak addetmeniz lazım.

Ezgi Gözeger: Evet. Doğru rakamlar. Emekli maaşı 23.000 bu 8 milyar.

Gökhan Günaydın: Sizin de söylediğiniz gibi emekli maaşı 23 binse bu 8 katrilyon lira. Evet. Kıyaslanmaz büyüklükler. Şimdi burada söylenen şu. Bu bıyıklı yabancı olabilir. Ya ben bu detayı gerçekten bilmiyorum ya. Bir adam ben gidip borsadan Merrill Lynch adına işlem yapabiliyor muyum? Yani Gökhan Günaydın olarak bıyığımı da bırakayım öyle mi? Bu işlemi yapabiliyor muyum? Açıklaması bana zor geliyor ama bu adamlar her şeyi yaparlar. Olmaz diyebileceğim bir husus değil. Hepsi şuraya geliyor. İçeriden bilgi almadan bu işler olamaz. Norveç Fonu içeride kalmış biliyor musunuz? 200 milyon dolar kaybetmişler. Hoş geldin Türkiye'ye. Norveç fonu hoş geldin Türkiye'ye. Koç'a, Sabancı'ya, Tüpraş'a falan gibi fonlara yatırım yapmıyor. Gidiyor o da Tera'ya, Hedef'e vesaireye. Yani herkes Türkiye'yi soymaya gelmiş. Bazıları kaçabilmişler. Bazıları kaçamamışlar. Norveçlileri ben tanırım. Onlar şeydir, böyle insider trading falan çok korkarlar bu işlerden. Demek ki o işlere girememiş çocuklar ki içeride kalmışlar.

Dünyaya rezil olduk ama asıl önemlisi vatandaşa rezil olmak. Bakın, bir mesaj paylaşabilir miyim lütfen? Diyor ki, "Sayın vekilim, polis memuru bir fon mağduru olarak yazıyorum. Tüm ailem AKP'ye oy veriyordu ama artık dayanacak gücümüz kalmadı. Ailem de öyle düşünüyor. YENİ Parti milletvekillerinin bizim hakkımızı savunacağını 40 yıl geçse düşünmezdim. Allah sizlerden razı olsun. Ailemle konuştuk. Oylarımız Allah'ın izniyle YENİ Parti'ye gelecek. Sizi iktidar yapacağız." Bu ne demek? Bir başka kişi şöyle bir mesaj yazmış: "Hukuk fakültesi 2. sınıf öğrencisiyim. Yaz tatillerinde tekstilde çalışıyorum para biriktireyim diye. Biriktirdim. Parayı fona koydum ve fonda kaybettim." Yani kimisi "emekliyim ev alamadım, ev alabilmek için azıcık birikimimi koydum" falan. Asıl rezalet buradadır.

Şimdi kanun görüştük, değil mi? Bu meseleyi çözmek için bir kanun görüştük. Ben söyleyeyim size. Soygunda ağır yaralanan vatandaş Mecliste öldürüldü. Bunun altını çize çize söyleyeyim. İki tane iş var. Gece yarısı önergesi getiriyorlar. Kanunun içeriği zaten kötü. Bir de gece yarısı önergesi. Haramiler gece yarısı iş yapar. Öyle değil mi? Soygunlar gece yarısı yapılır. Ne diye sen bunu komisyonda getirmiyorsun? Doğru dürüst tartışmıyoruz. Getirdikleri önerge ne? Efendim diyor, eğer sen talimatı vermişsen ve fakat talimatı verdiğin anda fiyat oluşmamışsa ya da fon temerrüde düşmüşse genel tasfiye alacaklarına tabi olacaksın. Bu ne demek biliyor musunuz? Adam fona güvenmiş, borsaya güvenmiş, denetlendiğini düşünmüş, oraya yatırım yapmış, sonra işlerin kötüye gittiğini hissetmiş. Ben bunu satmak istiyorum diye talimat vermiş. Fakat bu talimat uygulanmamış. Söyledikleri ne? Fiyat oluşmamış ki Gökhan Bey diyor AKP'nin grup başkanı Abdullah Güler. Ya niye fiyat oluşmamış? Niye fon temerrüde düşmüş? Deprem mi oldu? Deprem olmuşken çalıştırdınız değil mi borsayı? Çalıştırdınız. Şimdi niye çalıştırmıyorsunuz? Çünkü depremden çok daha büyük zarar var. Deprem 100 milyar dolardı. Bu 130 milyar dolar. Şimdi verdikleri şey ne? Bunların alacaklarını hiç ettiler. Bir bardak soğuk su için dediler. Tamam mı?

Soruyorum ya. Orada 300 tane adam var. AKP'li, MHP'li milletvekilleri. Biraz sonra el kaldıracaksınız. Kaç yüz bin insanı mağdur edeceğiniz konusunda bir fikriniz var mı? 850 milyar liranın kaç milyar lirasını bu meselenin etkilediğini biliyor musunuz? Bilen bir kişi yok. Bilen bir kişi var aslında grup başkanı. O da onları söylemiyor. Onları söylenmeye değer bulmuyor. Bilmemek mutluluk ama merak etmemek ayıp. Arkada konuşuyoruz bürokratlarla. Bürokratlar ağızlarından kaçırıyorlar. Diyorlar ki Gökhan Bey 250.000 kişiyi ilgilendiriyor. 250.000 kişinin parası üzerine bir bardak su içildi. Geriye kalanların paralarını ne zaman alacakları belli değil. 1 milyon, birer milyon lira ödüyoruz diyorlar. Ayrıca bir kere daha söyleyelim. Burada 20 milyar dolar var. Borsadaki kayıp 130 milyar dolar. Borsada bu parası eriyenlere ne yapacağız? İlave bir şey. İkinci bir önerge daha getirdiler. Saat 19.30 civarında duyum alıyorum ben. Bir önerge getiriyorlar. Neymiş bu önerge? Bu kanun çerçevesinde tasfiyede çalışan bütün bürokratlara idari, mali, cezai sorumsuzluk! Ya bir insan hata yaparsa bunun kusurla bağlantılı şeyleri vardır. Bir insan hırsızlık yaparsa, kasıtla olursa bunun da cezai sorumluluğu vardır. Sen ne diye bürokrata sorumsuzluk getirmeye çalışırsın peşin peşin? Çünkü yaptığın işin hem anayasaya hem adalete hem kanuna aykırı olduğunu biliyoruz. SPK'nın 79. maddesi, Takasbank'ın kesin ilkesi orada duruyor. Buna imza atan bürokrata bu vatandaşlar dava açmayacaklar mı? Bu davalar rücu edilmeyecek mi? Dolayısıyla ben buradan bürokrat arkadaşlara sesleniyorum. Kardeşim parti bürokratı olmayın. Devletin, milletin bürokratı olun. Yanlış işe imza atmayın. Biz bunu söyledik. Bizi şöyle kandıracaklarını düşünüyorlar. Bu bir bankanın önerisiydi diyorlar. Dedim ki bankanın değil de 2018'de babamı kaybettim, babam mezardan çıksa babamın önerisi olsa buna imza atmam ben. Kamuoyu anında buna reaksiyon verdi ve getiremediler.

Bir de tabii denetleme işi var. Asıl büyük skandal orada. İş Borsa İstanbul'dan dönüyor. Borsa İstanbul'un yönetim kurulunda kimler var? Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Borsa İstanbul'da yönetim kurulu üyesi. Bunlar hangi nitelikleriyle oradalar? Arpalık niteliğiyle. Gidecekler oradan arpalarını alacaklar. Şimdi daha büyük skandal şurada. Devlet Denetleme Kurulu Başkanına Borsa İstanbul'u denetleme görevi veriyorlar ve bu görevi verir vermez adam oradan istifa ediyor. Düşünün ki Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbul'a gelecek, kendisinin de altında imzası olan işlemleri denetleyecek! Arkadaş aklımızla dalga mı geçiyorsunuz? O oradan para kapsın, bu buradan bilmem ne yapsın diye kendi etrafınıza sandalye ve sadakat ilişkisini dağıtarak memleketi bu hale getiriyorsunuz.

SPK şununla bitireyim. Sermaye Piyasası Kurulu bunları denetleyecek. İki isim söyleyeyim mi size? Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Zehra Taşkesenlioğlu. Onun için diyoruz hepiniz oradaydınız diye. Zehra Taşkesenlioğlu üç dönem AKP'de milletvekilliği yaptı. Eş zamanlı olarak abisi SPK'nın başındaydı ve anlaşılıyor ki bunlar borsa yasaklarının kaldırılması, halka arzlarda büyük rüşvetler almışlar. Afrika'da madenler, İngiltere'de AVM'ler, 2,5 kilo altınlar... Bunlar nereden oldu diye soran oldu mu? Arkasından gelmiş Vecdi Gönül'ün oğlunu koymuştun SPK'ya. Adam firmasını halka arz etmek istiyor, ucuz finansman için. Diyorlar ki yaparız, "Şu 600.000 dolar rüşveti gönder halledelim." Helallik isteniyor, rüşvetten de helallik isteniyor. Dolayısıyla firma AKP'li. Aracı kurumlar AKP'li. Denetleyenler AKP'li. Bu bir organize soygundur. Bu memleket böylesine soyuldu. Bize kimse hamaset yapmasın.

Ezgi Gözeger: Şimdi Esenyurt Kayyumu konusuna gelelim. Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş yolsuzlukla suçlanmıştı. Esenyurt'ta kayyum olarak görev yapan Can Aksoy görevden alındı. Ama İçişleri Bakanlığı kayyum yolsuzluğu ile ilgili bir müfettiş görevlendirmedi.

Gökhan Günaydın: Seçilmiş Ahmet Özer'in evinden şu çıkmadı. Esenyurt Kayyumunun sağ kolu rüşveti yemiş eve doldurmuş. Yusuf Ulutaş, AKP İstanbul İl Başkanlığı'nda yönetim kurulu üyeliği ve seçim işlerinden sorumlu il başkan yardımcılığı yaptı. 2018 yılında Aile Bakanlığı Basın Müşavirliği kadrosuyla memuriyete atandı. 2019 seçimlerinden sonra AKP'li Beyoğlu Belediyesi'nde başkan yardımcısı oldu. Son olarak kayyumla yönetilen Esenyurt'ta başkan yardımcısıydı. Bugün kasasından çıkan dövizle rüşvet suçlamasıyla tutuklu. İçişleri Bakanlığı'ndaki müfettişler, mülki amirler Esenyurt'a baktıklarında hiçbir şey görmüyorlar mı? Can Aksoy yardımcısının tutuklanmasından sonra görevden alındı, İstanbul Vali Yardımcısı olarak görev yapıyor. Hakkında bir soruşturma yok. Suçu yoksa niye çektiniz? Onu koruyanlar da, ona bir müfettiş dahi göndermeyenler de bu rüşvet çarkının bir parçası olmuşlar.

İki sözcükle açıklayacağım bunu: Nepotizm ve kleptokrasi beraber yürüyor. Ahbap çavuş ilişkisiyle bürokrasi dolduruluyor. Fatma Betül Sayan Kaya'nın bir kardeşi bakan yardımcısı, öbür kardeşi büyükelçi, öbür kardeşi belediye meclis üyesi. Bütün aileler böyle. Vecdi Gönül'ün oğlu SPK başkanı, Hayati Yazıcı'nın oğlu başka bir yerde. Sandalye ve sadakat! SPK başkanlığı skandallarla dolu olan İbrahim Gönül'ü görevden alıyorlar. Nereye koyuyorlar biliyor musunuz? Kamu Denetim Kurulu Başkanlığı'na. SPK'yı bu hale getiren adamı Kamu Denetim Kurulu Başkanı yapıyorsan ben sana ne diyeyim? Dolayısıyla hepsi aynı trendeler. O trenden birilerini atmaya çalıştığın zaman o atılan çocuklar her şeyi biliyorlar. Sonra diyorlar ki "Bunu beraber yaptık." Bu bir insan kaynakları Ponzi finansmanı. Kimse buralardan dışarıya güçlü bir şekilde atılamıyor.

Biz bunlardan arınacağız diyerek arındırılabilecek bir şey değil. Memleketin AKP'den arınması lazım. Bu kadar açık söylüyorum. Türkiye çok büyük bir iktisadi krizle karşı karşıya. Türkiye gelişmekte olan piyasalardan çıkartılma riskiyle karşı karşıya. Ey "abartıyorsun" diyen aklıevvel. Bu ne demek biliyor musunuz? Şu anda Türkiye'ye giren yabancı yatırımla yerlilerin dışarıda yaptığı yatırımı kıyasladığında yerliler dışarıya daha çok yatırım yapıyorlar. Türkiye'de tekstil kalmıyor. Otomotiv sanayi kalmıyor. 12 milyon insan işsiz. İlave bir şey daha var. Türkiye "Made in Europe" kapsamından çıkartılıyor. Brexit'le ben Avrupa Birliği'nde olmak istemiyorum diyen İngiltere içeriye alınıyor. Bizde üretilen araç Romanya'da üretilen araca göre 7.000 Euro daha pahalı girecek Avrupa Birliği'ne. Siz şimdi Çinli yatırımcı olsanız Türkiye'de yatırım yapar mısınız? Adamlar onun için Macaristan'a gidiyorlar zaten. BYD ne dedi? Sizden para aldı, kanun çıkarttırdı, ama yatırım ortamı kalmayınca gitti Macaristan'a.

Abarttığımız bir şey yok. Memleket sapır sapır dökülüyor. Sizin arınabilme şansınız yok, çünkü hepiniz oradaydınız, hepiniz içindesiniz. Memleketin arınması lazım. Memleketin arınması da AKP'den kurtulmasıyla mümkün. Bu memleketin artık gidecek yolu kalmadı. Sürdürülebilir bir ekonomisi, sürdürülebilir bir siyaseti kalmadı.

Ezgi Gözeger: Evet, çok teşekkür ediyorum. YENİ Parti Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın bizlerleydi. Üstelik de genel kurulda çok yoğun art arda mesailer yaptıktan sonra. Çok teşekkür ederiz.

Gökhan Günaydın: Sağ olun. Görevimiz çalışmak. Bunun için uğraşıyoruz. Teşekkür ederim.

Son eklenen içerikler

Etkinlikler, Ziyaretler, Meclis Konuşmaları, Basın Toplantıları, Önergeler, Haberler