Edit Content

"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Gökhan Günaydın: Avrupa Ülkelerinde Enflasyonda Açık Ara Öndeyiz
bu içeriği paylaşın;

Gökhan Günaydın: Avrupa Ülkelerinde Enflasyonda Açık Ara Öndeyiz

4 Ekim 2023 tarihli meclis basın toplantısı
Yazı Boyutu:
14px
24px

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın;

Değerli arkadaşlar, hepinize öncelikle iyi bir gün diliyorum. 

14 Temmuz 2023 tarihinde tatile giren ve 2,5 aylık uzun bir tatil dönemini bitiren Türkiye Büyük Millet Meclisi, nihayet 1 Ekim tarihinde toplandı ve dün itibariyle ilk çalışma gününü yaşadı. Bugün de 4 Ekim tarihinde 'in yeni yasama dönemindeki ikinci çalışma gününü karşılayacağız. 

Arkadaşlar bu, 4 Ekim tarihli Meclis'in gündemini gösteriyor. Bu gündem gördüğünüz gibi bomboş. Burada yazılanlar sizi şaşırtmasın; bunlar bir yıldır bekleyen uluslararası sözleşmeler. Başka bir deyişle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündeminde uluslararası sözleşmeleri uygun bulmanın dışında herhangi bir gündem yok.

Şimdi soralım;

2,5 ay bizim tüm muhalefetimiz rağmen uzun bir tatil yaşayan ve geçmişten gelen biriken sorunlara sahip olan memlekette herkesin bu sorunların çözüm mercii olarak gördüğü Meclis'in gündeminin bu kadar boş tutulması doğru olabilir mi?

Evet, biliyoruz AKP'nin 7 Ekim tarihinde bir kongresi var, arkadaşlar o kongreye hazırlanıyorlar. AKP kongresi ne demek? Karar organlarına Erdoğan kimlerin alınacağına ve kimlerin oradan dışarıda bırakılacağı karar verecek. Bunun adına AKP'de kongre deniliyor. Bir demokratik yarış yok, Erdoğan'ın kararlarının uygulandığı bir kongreye dönüşüyor. Bu kongre ile meşgul olmak adına Türkiye'nin gündemini, Meclis'in gündemini bu denli boş tutmak gerçekten açıklanabilir bir durum değildir sevgili arkadaşlar. 

Dün itibariyle TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı; eylülde yüzde 4.75, yıllık yüzde 61,53'lük bir enflasyondan söz ediyoruz. İstanbul Ticaret Odası bu rakamları aylık 5.46, yıllık yüzde 73.18 olarak tanımlıyor. Son 1 yılda TÜİK rakamlarına göre memlekette gıda harcamaları yüzde 75.14 artmış; ulaştırma 76.06, sağlık harcamaları 79.79, eğitim harcamaları yüzde 80.96 artmış.

Avrupa ülkelerinde enflasyonda açık ara birinciyiz.

G20'de Arjantin'den sonra ikinciyiz, dünyada Venezüella, Lübnan, Suriye, Arjantin ve 'dan sonra enflasyonda 6'ncıyız. Memleketi dünya 6'ncısı haline getirmişler. OVP, Orta Vadeli Plan yıllık yüzde 65 bir enflasyon öngörürken, bunun yüzde 70'in çok üzerinde olacağı konusunda bir tereddüt kalmamış.

Peki, ben soruyorum arkadaşlar: Böylesine derin bir yoksulluğun ve böylesine büyük bir enflasyonun yaşandığı bir memlekette 16 milyon var. Bu 16 milyon emekli içerisinde en iyimser tahminle 7 milyon dolayındaki arkadaşımız, emekli kardeşimiz 7500 ve altındaki maaşları alıyor. EYT'liler, ölüm aylığı alanlarla beraber bu rakamın daha yukarıya çıkacağı düşünülüyor.

Peki, soruyorum: Meclis'in gündemini böylesine boş tutmak yerine, neden emeklilerin hiç olmazsa mutfağını kaynatabilecekleri bir maaş düzeyine kavuşturulabilmesi için bir yasal düzenlemeyi iktidar partisi gündeme getirmiyor, bizim bu konudaki gündem önerilerimizi neden reddediyor? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakmak isterim.

Arkadaşlar, dünkü görüşmelerde muhalefet partilerinin gündem önerileri var. Bir gündem önerisi de mülakat konusunun konuşulması, bu konuda ortaya çıkan yanlışların hep beraber değerlendirilmesi ile ilintiliydi. Buna ilişkin AKP Grup sözcüsü çıktı, dedi ki: “Bunlar açık bir iftiradan ibarettir” dedi. Yani Türkiye'de mülakatta sorun yokmuş, bunu gündeme getirmek açık bir iftiraymış.

Peki, biz ne biliyoruz?

Ombudsman yüzlerce karar yayımladı ki Türkiye'deki mülakat sistemi tam bir felakettir, tam bir ayrımcılıktır.

Ocak 2023'te Orta Vadeli Programı yayınladığımızda, biz mülakatı tümüyle kaldıracağımız ifade etmiştik. Tabii seçim atmosferi içerisinde Nisan 2023 tarihinde Erdoğan da mülakatın AKP gündeminde olmayacağını ve kaldırılacağını ifade etmişti. Şimdi ne diyorlar? “Mülakat gibi mülakat yapacağız” diyorlar. Yani geçmişte bu mülakatlarda yüzbinlerce çocuğumuzun hakkına girildiği adeta AKP tarafından itiraf ediliyor ve diğer taraftan da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu konunun araştırılmasına ilişkin önergeler AKP, MHP ittifakının oyuyla reddediliyor. Yani demek istiyorlar ki “biz bu mülakata devam edeceğiz, sizlerin hakkını yemeye de devam edeceğiz.” Bunlar memlekette çocuklarımızın, gençlerimizin gözleri önünde oluyor, bunları da hep beraber düşünmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım; yeni yasama dönemi yargı kararları ile biraz onların gölgesiyle gündeme girdi ve başladı. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi, Motorlu Taşıtlar Vergisine yönelik ikinci kez alınmasına yönelik iptal talebimizi reddetti. Hemen arkasından da Yargıtay 3. Ceza Dairesi Gezi kararı yayınlayarak adeta ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 18 yıllık hapis cezalarının havada uçuştuğu bir karara imza attı.

Araçsallaştırılmış yargı, siyasallaşmış yargı bu ülkenin adaletinin ortadan kalkması için çok büyük hizmetler etti.

Artık bu uygulamalardan tümüyle vazgeçilmesi gerekiyor. Yani Yargıtay 3. Ceza Dairesi adeta diyor ki: “Memlekette anayasal gösteri ve toplantı yapmak için sokağa çıkan herkesi ben hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik işlere teşebbüs etmek üzerinden 18 yıl ceza ile cezalandırabilirim.”

Tabii AKP trolleri derhal Gezi olayları sırasında ortaya çıkan kamu zararının fotoğraflarını paylaşıyorlar. Bir ceza çusu çok iyi bilir ki, hiç bir kamu malına zarar vermek hiç kimsenin hakkı ve lüksü değildir. Eğer bunu yapanlar varsa, somut olay bazında somut suçluyu bulmak ve cezalandırmak kamunun, kolluk kuvvetlerinin ve adaletin ortak görevidir, yargının ortak görevidir. Bunları yapma, sen Gezi'yi yönettiği iddiasıyla bütün bu olaylardan bir avuç insanı sorumlu tut ve onlara 18'er yıl ceza ver. Bu herhalde kabul edilebilecek bir şey değildir.

Nihayet Can Atalay kararı…

Anayasa Mahkemesi önünden Yargıtay adeta iş kaçırıyor.

İfade edelim, 14 Mayıs'ta Can Atalay milletvekili olarak seçildi. Demek ki 5 aya yakındır aslında yasal olarak milletvekili olan bir arkadaşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelmesi engelleniyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanı , defalarca bu konudaki geçmiş Anayasa Mahkemesi içtihatlarına atıf yaparak, Yargıtay'dan bu alanda olumlu bir karar beklediğini bizlere ifade etti. Ortaya çıkan tablo ne? Bırakın Yargıtay'ın tutuklu aşamasındaki bir olumlu karar vermesini, Anayasa Mahkemesi'nin önünden iş kaçırarak bir hüküm verdi.

Peki, bu Can Atalay'ın milletvekilliği yapamayacağı anlamına geliyor mu? Arkadaşlar, insanoğlu öğrenen bir varlık olmalıdır. Hele yasama faaliyetinde olan bizlerin öğrenme yeteneğinin daha yüksek olması lazım. Biz benzer senaryoyu Berberoğlu'nda ve Gergerlioğlu'nda yaşamadık mı? Buralarda ilk derece mahkemelerinin verdiği kararları Yargıtay onadı, sonrasında hazırlanan tezkereler Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda okundu, bu arkadaşlarımızın milletvekillikleri düşürüldü. Ardından Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verdi. Bu hak ihlali kararları doğrultusunda yeniden yargılama başlarken, ilk derece mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri bunları yazıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderdi ve bu yazılar Genel Kurul'da okunarak arkadaşlarımız yasama faaliyetlerine devam ettiler. Geçmişte Berberoğlu ve Gergerlioğlu için uygulanan bu sürecin elbette Can Atalay için de uygulanması gerekir. Ancak Yargıtay'ın Anayasa Mahkemesi'ni işlevsiz kılma çabasına Türkiye Büyük Millet Meclisi de herhangi bir ses çıkartmamaktadır.

Berberoğlu ve Gergerlioğlu davası dedim. Şöyle düşünülebilir: Yasamanın yargı üzerine bir etki yaratmaması beklenir. Peki yargının, yasamanın bir üyesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelmesini engellemesi konusunda yasama organının ve erkinin söyleyeceği bir söz yok mudur? Herhalde bunun da dikkatle değerlendirilmesinde yarar var.

Değerli arkadaşlar; Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1 Ekim tarihinde bir konuşma yaptı. Bu konuşma 20 sayfalık bir kitapçık olarak konuşma öncesinde bizlere dağıtıldı. Konuşma yaparken de bir taraftan konuşmayı, bir taraftan da yazılanları inceledim. Şunu söylüyorlar, diyorlar ki: 6 Şubat depremlerin de 850 bin bağımsız birim yıkıldı, bunlardan 200 bininin inşaatına başladık. Arkadaşlar, tıpkı biraz evvel öğrenme insana özgüdür dediğim gibi hatırlama da insana özgüdür.

6 Şubat'ın hemen sonrasındaki zaman diliminde Erdoğan, “bu kardeşinize yetki verin, bir yıl içerisinde bütün evleri yapacağım” dedi mi, demedi mi?

Peki 850 bin bağımsız birimden bugüne kadar yapılan, teslim edilen var mı? Yok. 200 bininin yapımına başlanmış. Bu ihale aşamasında mı, temeli mi atıldı, ikinci katı mı çıktı bu da belli değil. Yani yıkılan bağımsız birimin dörtte birinin inşaatına başlanmış, ne zaman teslim edileceği belli değil, geriye kalan dörtte üçü için ise bir takvim bile yok. Ve bu zaman diliminde insanlar, konteynırlarda ağır yağmur altında, adeta elektriklerin de kesildiği bir ortamda kaderlerine terk edilmiş olarak yaşamaya devam ediyorlar. Bu, bugünün Türkiye'sine yakışmayan bir manzaradır, ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, son konu ise yine Erdoğan'ın ve AKP yetkililerinin Anayasa değişikliği üzerine söyledikleri sözlere ilişkin olacak. Erdoğan diyor ki konuşmasında: “Muhalif ve muvafık olan bütün milletvekillerini anayasa değişikliği konusunda birlikte çalışmaya davet ediyorum. Üstelik de Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin de eğer aksayan yanları varsa onları da masaya yatırmaya hazırız” diyor. Peki, herhangi bir teklif gördük mü biz bugüne kadar? Mesela Erdoğan'a göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin aksayan yanı nedir? Mesela Erdoğan'ın aslında 2023'te de seçilme özelliği yokken, hukuki bir zorlamayla 2023'te aday yapıldığı veri iken, bunu biz biliyor iken, 2028 dan sonra da Cumhurbaşkanlığı yapabilmesinin önünün açılmasına ilişkin bir düzenlemeyi Erdoğan, bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin aksayan bir yönü olarak düşünüyor olabilir mi? Bizden buna ilişkin bir düzenleme bekliyor olabilir mi? Ya da geçmişte söyledikleri gibi ulaşılması zor bir hedef, bu düzeyi aşağıya çekelim düşüncesini cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin aksayan bir yönü olarak yine düşünüyor ve bizden de bu alanda bir düzenleme bekliyor olabilir mi?

Açıkçası ifade ediyoruz ve görülüyor ki bu ülkenin dağ gibi biriken sorunları varken kendi ikballerinin peşine düşmüş bir cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yürütücüsü ve onun şürekası ile karşı karşıyayız.

Türkiye kuşkusuz hem yasamada, hem yürütmede, hem de yargıda daha iyisini ve daha fazlasını hak ediyor. Önümüzdeki dönemin bunlara tanıklık eden bir dönem olmasını diliyorum ve hepinize basın toplantımıza katıldığınız için teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar öncelikle bir hakkı teslim edelim. Merkez Bankası Başkanının gelip Meclis'te ilgili komisyonlarda sunum yapmasını ve bu sunumda açık yüreklilikle verileri paylaşmasını yararlı ve olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bunu ifade edelim.

İkinci soracağımız konu şudur: Nas'tan bahsederek, Türkiye'de faizleri yüzde 8'e çekerken kredi faizlerinin, mevduat faizlerinin bunun 3-4 katı seyretmesi ve bu çerçevede hem kira fiyatlarının, hem ev fiyatlarının hem otomobil fiyatlarının inanılmaz ölçüde artması, insanların yaşamına devam edememesi, enflasyonun inanılmaz ölçüde fırlaması tümüyle bu akla aykırı; Erdoğan'ın “ben bir ekonomistim” övünmeleriyle ortaya çıkan akıl dışı uygulamaların bir sonucudur. Bu uygulamalar memleketi enflasyonda Avrupa birincisi, G20'de ikincisi, dünyada altıncısı konuma getirmiştir.

Şimdi buradan farklı bir düzleme yönelinmesi herhalde Erdoğan'ın bilime önem vermesi ile açıklanamaz. Çünkü Erdoğan kendisinin ekonomi bilimini bildiğini iddia ederek bunun tersi uygulamaları yapıyordu ve hatta faizi yükselten Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası Başkanını da görevlerinden uzaklaştıran bizatihi kendisiydi. Bugün için söyleyelim, 2026'dan itibaren enflasyonda bir düşme beklenmiyor. Dolayısıyla faiz artırımlarının muhtemelen devam edeceği bir memleket… 

Peki, bu ülke ne kaybetti bu çerçeve içerisinde? Bu ülke artık yatırım yapılamaz bir memleket haline geldi. Rantiyenin temel özelliğinin yattığı yerden inanılmaz para kazandığı bir memleket haline geldi. Sorunuz üzerine somut söyleyeyim: Kur korumalı mevduatın bu memlekete maliyeti… Arkadaşlar biliyorsunuz Merkez Bankası'na ve Hazine'ye bir maliyet yansıyor. 6 Şubat'ta 11 ili ilgilendiren, etkileyen depremdeki konut yıkımının maliyetinin 56 milyar dolar civarında olduğunu hesap ettiler ve bunu bir kamu verisi olarak açıkladılar. Yani bu ne anlama geliyor? 1,5 trilyon TL'lik bir toplam maliyeti var. Peki, kur korumalı mevduatın memlekete toplam maliyetine kadar 1 yılda? 600-700 milyar TL civarında olduğu ifade ediliyor. Demek ki siz bütün deprem zararının yarısını KKM zararı üzerinden kendiniz ürettiniz. Deprem bir doğal afet, ekonomi yönetimi de bir doğal afet mi? Yani bu akıldışı uygulamaların Türkiye'ye maliyeti gerçekten neredeyse 6 Şubat deprem maliyetine yaklaşmaktadır. Kaldı ki bunlar hesaplanabilen maliyetlerdir, bilanço oyunları içerisinde gizlenenlerin neler olduğunun da takipçisi olacağımızı ayrıca ifade edelim ve bu tablonun herhalde bilime inanan ve ülkeyi doğru yöneten bir hükümet görüntüsü olmadığı çok açıktır.

Evet kısaca değinmiştim, bir kere daha tekrar edeyim hızlıca. Arkadaşlar Türkiye'de mülakat sisteminin ne tür bir ayrımcılığa konu olduğunu sadece ben değil ya da kamuoyuna muhalif olan kesimler değil, ombudsman raporları ile sabit bir veri olduğunu ifade ederek başlayalım. Yani yazılı sınavlarda çok yüksek not alan çocuklar, yalnızca onlar gibi düşünmedikleri için önceden hazırlanmış, sızdırılmış, konuyla alakasız saçma mülakat soruları çerçevesinde başarılı çocukların elenmesine ve yerlerine yandaşların yerleştirilmesine etki etmiştir, olanak tanımıştır.

Hatırlayalım, Türkiye'de kamu sistemini, sınav sistemini getiren rahmetli Bülent Ecevit'ti. Yani mülakatı kaldıran ve yazılı sınavla kamuya eleman alma sistemini getiren rahmetli Bülent Ecevit'ti. Bunlar geldikleri andan itibaren bu mülakat sistemine adeta bir yandaş kayırmaca ipi olarak sarıldılar ve birçok çocuğumuzun hakkı bu çerçevede yenildi. Ocak 2023'te Millet İttifakı'nın bileşenleri, hazırladıkları Ortak Politikalar Mutabakat Metninde kamuya girişlerde mülakatı özel uygulamalar hariç tümüyle kaldıracaklarını ifade ettiler. Erdoğan da seçim atmosferi içerisinde Nisan 2023'te mülakatı kaldıracağını söyledi. Arkasından gelen uygulamalar bırakın kaldırmayı, eski tas eski hamam uygulamaların aynen sürdüğünü bize gösteriyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıklaması da adeta bir tüy dikme şeklindedir, yapılanların itirafı niteliğindedir. “Bundan sonra mülakat gibi yapacağız, mülakat gibi mülakat yapacağız bundan sonra” diyor. Yani neymiş? Bu andan itibaren siz videoları alacakmışsınız, soruları denetlenebilir şekilde hazırlayacakmışsınız… Peki, bugüne kadar 20 yıldır yapmadıklarınızın hesabını kim verecek? Bu andan itibaren de bunun böyle uygulanacağını düşünen genç var mı bu memlekette, yurttaş var mı bu memlekette? Ve ifade edelim ki, dün gece Meclis'te mülakat sisteminin araştırılmasına ilişkin araştırma önergesine yönelik bir gündem önerimizi AKP, MHP çoğunluğu “bunlar iftiradan ibarettir” diyerek reddetti. Bunlar iftiradan ibarettir sözünün karşılığını o sınavları kazandığı halde kazandırmayan çocuklar vicdanlarında, akıllarında ve yüreklerinde hissediyorlar. Yani iftirayı atanın kim olduğu, hak yiyenin kim olduğu çok açıktır ve elbette bunların hesabının sorulacağı günler bu memlekette gelecektir. 

Sayın Kılıçdaroğlu'na yönelik bir talebinin dün itibarıyla ne genel merkeze ne de Meclis Grubuna gelmediğini biliyoruz. Numan Bey'in elbette kendi takdiridir. Eğer bir randevu talebinde bulunursa, kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, 'na bir randevu verecek ve kendisini dinleyecektir.

Evet, çok teşekkür ederim. Sağ olun arkadaşlar.

 

Bu İçerik 183 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Abonelik

© 2024, Gökhan Günaydın. Tüm Hakları Saklıdır.