"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Bu Günler Türkiye Tarihine Utanç Günleri Olarak Geçecek!
bu içeriği paylaşın;

Bu Günler Türkiye Tarihine Utanç Günleri Olarak Geçecek!

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ülkedeki ekonomik krizi, yargıdaki çift standart iddialarını ve belediyelere yönelik baskıları belgeleriyle gündeme getirdi.
Yazı Boyutu:
12px
32px

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ikili hukuk sistemini ve muhalefete yönelik kumpas iddialarını sert bir dille eleştirdi. Türkiye’nin iktisadi açıdan zor bir dönemden geçtiğini, 30 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığını ve gençlerin gelecek kaygısı taşıdığını belirterek söze başlayan Günaydın, siyasetin bu sorunlara çözüm üretmesi gerektiğini ancak mevcut tablonun bir “utanç dönemi” olduğunu ifade etti. Adalet Bakanlığı ile muhalefet arasındaki tartışmalardan, belediye başkanlarına yönelik şantaj iddialarına ve kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanımına kadar pek çok kritik konuyu belgeleriyle paylaştı.

“BUGÜNLER TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TARİHİNE UTANÇ GÜNLERİ OLARAK GEÇECEK”

Gökhan Günaydın, Meclis kürsüsünden yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bir “kumpas dönemi” yaşadığını ve ikili bir hukuk sisteminin inşa edildiğini savundu. Adalet Bakanı’nın haksız mal varlığı edinmesi iddiaları üzerine başlayan tartışmaların, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik iftira kampanyalarına dönüştürüldüğünü belirtti. Bu sürecin tarihsel bir utanç vesikası olarak kalacağını vurgulayan Günaydın, yargının siyaseti dizayn etmek amacıyla bir araç olarak kullanılmasını eleştirdi.

“ADAYLIK İÇİN BİR KURUŞ PARA VERDİYSEM ŞEREFSİZİM”

Konuşmasında tutuklu bulunan Muhittin Böcek’in cezaevinden yazdığı mektuba yer veren Günaydın, Böcek’in onurlu bir mücadele yürüttüğünü ve sağlığının hayati bir risk taşıdığını söyledi. Böcek’in mektubunda yer alan “Adaylık için bir kuruş para verdiysem şerefsizim, bunu iddia edenler de şerefsizdir” ifadelerini aktaran Günaydın, davanın temelini oluşturan iddiaların ve baz istasyonu kayıtlarının asılsız olduğunun ortaya çıktığını savundu. Ayrıca, belediye başkanının yakın çevresinin ve ailesinin iftiralarla tutuklandığını, mal varlığına haksız yere el konulduğunu iddia etti.

“MEMLEKETTE İKİLİ HUKUK VAR”

Günaydın, yargıdaki çift standardı MASAK raporları ve araç kullanım tutanakları üzerinden örneklendirdi. Murat Kurum’un şirketine yapılan milyonlarca liralık para transferine ilişkin belgeler olmasına rağmen savcılığın harekete geçmediğini belirten Günaydın, buna karşın muhalefete yönelik en küçük iddiaların büyük operasyonlara dönüştürüldüğünü söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kaynaklarından AK Parti Genel Merkezi ve seçim kampanyalarına 100’den fazla aracın tahsis edildiğini, bununla ilgili suç duyurularının ise “suç unsuru bulunamadı” denilerek reddedildiğini açıkladı.

“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZI TEHDİTLE ŞANTAJLA PARTİNİZE GEÇİRİYORSUNUZ”

Yerel yönetimler üzerindeki baskılara da değinen Günaydın, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçiş sürecini örnek gösterdi. Çerçioğlu hakkında yıllardır süren davaların, partiden ayrılıp AK Parti’ye geçmesinin ardından hızla beraatle sonuçlanmaya başladığını iddia etti. Günaydın, siyasi ahlaka uymayan bu yöntemlerin vatandaşın gözünden kaçmadığını ve “namuslu bir hikayesi olanların satın alınamayacağını” belirterek Bülent Ecevit’in sözlerini hatırlattı.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, Türkiye çok zor zamanlardan geçiyor; iktisadi açıdan memlekette 30 milyon insan açlık sınırının altında, gençler kendilerinde gelecek göremiyorlar, emekliler ömürlerinin son zamanlarını âdeta yoksulluk içerisinde geçirmek zorunda kalıyorlar. Elbette bunlar siyasetin ana konusu, siyaset bunlara çözüm üretmek için olmalı ama biz bunun yerine büyük bir ikili hukuk sistemi içerisinde iftira kampanyalarına muhatap olarak bir kumpas dönemini yaşıyoruz. Açıkça söylüyorum, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde herkesin gözlerinin içine baka baka söylüyorum: Bugünler yazılacak ve bugünler Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine utanç günleri olarak geçecek, utanç günleri!

Ne demek istediğimi doldurayım: Bakın, bu memleketin Adalet Bakanının haksız mal varlığı edinmesi üzerine Genel Başkan bir konuşma yapıyor, ertesi gün Adalet Bakanı eli titreyerek 3 seçilmiş gazeteciye diyor ki: “Kendisinin Muhittin Böcek’ten aday olmak için para istediği iddiası var, zaten bunu Muhittin Böcek açıklayacak, zamanı var.” Hangi tarihte bunu söylüyor? 18 Martta. Ey, Adalet Bakanı, sen Muhittin Böcek’in ne açıklayacağını nereden biliyorsun? “Bunun zamanı var.” diyerek kastettiğin nedir ve böylesine bir tutumu, hukuk dışı tutumu sergilemekten hiç yüzün kızarmıyor mu be kardeşim!

Peki, ne yapıyor? Muhittin Böcek bunun üzerine ne yapıyor? 2 Nisan günü yani on iki, on üç gün sonra “Kamuoyunun bilgisine…” diye bir mektup yazıyor kendi el yazısıyla, diyor ki orada: “Bu satırları tutsak edindiğim dört duvar arasında dokuz aydır sessizce yürüttüğüm onurlu mücadelemin sesini duyurmak için yazıyorum. Sağlığım sadece hukuki değil, aynı zamanda hayati bir meseleye dönüştü. On defa hastaneye kaldırıldım, 12 olan ilaçlarımın 22’ye çıkmasıyla ayakta durmaya çalışıyorum.” diyor. Bu, cezaevinden gelen bir feryattır. “Genel Başkanım Sayın Özgür Özel’le Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek arasındaki söylemler siyasidir ancak Sayın Bakan ‘Muhittin Böcek’le ilgili iddia var.’ dedi, buna çok üzüldüm.” diyor ve sonra da şunu söylüyor: “Altı kez adaylık süreci yaşadım, adaylık için bir kuruş para verdiysem şerefsizim.” diyor, “Bunu iddia edenler de şerefsizdir.” diyor. Sonra da diyor ki: “Görevim gereği 40 ile gittim. Devletimin polisi 3 korumam ve çok tecrübeli şoförlerim,  çalışma arkadaşlarım, başdanışmanım, hepsi, kıymetlilerim apar topar İstanbul’a götürüldü, sadece bir iftirayla tutuklandılar, içim yandı, onların da çocukları var, annesi, babası var.” diyor.

Peki, ne oluyor? Hani Adalet Bakanı “Zamanı var.” demişti ya, o zaman nasıl gelişiyor? Söylediği gibi, şoförünü, danışmanını tutukluyorlar, oğlunu, gelinini tutukluyorlar, kendisinin mal varlığına el koyuyorlar, mahrem görüntüler servis ediliyor ve kendisi ilk derece mahkemesi bitmesine rağmen serbest bırakılmıyor, hükmen tutuklu olarak tutukluluğa devam ediliyor ve arkasından oğlunun ifadesi geliyor. Hani burada Adalet Bakanı “Manisa’da bir benzinlikte baz istasyonu kayıtları var.” falan diyordu ya, o baz istasyonu kayıtlarının olmadığı anlaşılıyor. Özgür Özel’in orada olmadığı baz kayıtlarıyla ortaya çıkıyor, sonra işi Ferdi Zeyrek’e döndürüyorlar. Bakıyorlar ki Ferdi Zeyrek’le beraber de 7 kişilik bir proje ekibiyle beraber çalışma yapmışlar, üstelik de 20 milyon dolar kamyonlara sığmıyor, kamyonetlere sığmıyor. “Ne yapalım?” “Bunu değiştirelim.” “Nasıl değiştirelim?” “Bu sefer Genel Merkeze gelsin, 1 milyon euro getirsin.” Uçağa onu kimin getirdiğini söylemesin, parayı kime teslim ettiğini “Bilmiyorum.” desin, “1,70 boyundaydı.” desin. “İftirayı atalım, böylece siyaseti dizayn edelim.”

Bakın arkadaşlar, çok açık başka bir şey söyleyeceğim size: MASAK raporuyla belgelenmiş banka hareketi var.

Murat Kurum’un kendisine reklam ve danışmanlık yapan şirketine Murat Gülibrahimoğlu 41 milyon 600 bin lira para yardımı yapıyor; belgeli, belgeli. Ne yaptınız buna karşı? Buna karşı harekete geçen bir savcılık var mı? Memlekette ikili hukuk var, öyle mi? Orada belgeli bir para transferi var, kimsenin kılı kıpırdamıyor, burada bir adamın attığı iftira var, bu iftira üzerinden siyaseti dizayn etmeye çalışıyorsunuz.

Bir başka iftiracı -atılmış partiden- Özkan Yalım… Parti araç almış, partiye araç alıyor, parasını ödemiş; parti aracın aksesuarlarını değiştirmiş, parasını ödemiş. Demiş ki: “İç dizaynını ben yapacağım.” Parasını kendisinin verdiğini sanıyor parti. Şimdi, diyor ki: “O parayı ben vermedim, belediyeden ödettirmiştim.” Parti de diyor ki: “Eğer o para belediyeden ödendiyse bu saptansın, elbette ortada bir kamu zararı vardır, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi döner, o parayı öder.”

Biz kamu zararı ortaya çıkmasına elbette izin vermeyiz, bir partinin aracının dizaynını elbette bir belediye yapamaz. Bunu söylüyor.

Peki, başka bir şey söyleyeyim size. Şurada listeler var, hangi araç, aracın markası ne, AKP’nin hangi genel merkez yöneticisine, hangi il başkanlığına teslim edilmiş, teslim eden kim, teslim edenin tutanağı, tarihi, kaç gün süreyle orada kaldığı; bütün bunlar belgeli. 59 araç AKP’nin Genel Merkezine, il başkanlıklarına, ilçe başkanlıklarına teslim edilmiş, 42 araç da Binali Yıldırım’a İstanbul Büyükşehir adaylığı sırasında teslim edilmiş. Ben bununla ilgili suç duyurusu yaptım, suç duyurusunda dedim ki bu basit ve soyut bir iddia değildir, açıkça bu araçların hangi tarihte kime tevdi edildiği, teslim edildiği bellidir.

TCK 257’de düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu sabittir, bu nedenle bu araçları kural dışı kullandıran İBB yetkilileri -2013-2019 arasında- bunlar için suç duyurusunda bulunuyoruz diyoruz. Bir kere daha söylüyorum: 59 araç AKP’lilere, 42 araç kampanyada Binali Yıldırım’a. Savcılık ne diyor bize biliyor musunuz? “Olay idari işlemdir, suç unsuru bulunamamıştır, soruşturma yapılmasına yer yoktur.” diyor. Niye birinizin sesi çıkmıyor kardeşim? Yüz küsur aracı kural dışı kullanma iddiası var, bunun OGS geçişleri var, memur kullanımları var, bir sürü parası var, birinizin gıkı çıkmıyor ama CHP durması gereken yerde dimdik duruyor.

Bakın, bir başka husus: Belediye başkanlarımızı tehditle, şantajla partinize geçiriyorsunuz. Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, birden bire AKP’li olmak aklına geldi.

14 Ağustosta CHP’den AKP’ye geçti, sonra 25 Şubat 2026’da hakkında sekiz yıldır süren 33 sanıklı ihaleye fesat karıştırma davasında nasıl olduysa beraat ediverdi. Sonra, 19 Şubatta, bu kez 50 sanıklı bir başka ihaleye fesat karıştırma davasında savcı beraat talep etti, 11 Haziranda duruşması var, takip edelim, 11 Haziranda orada da beraat edecek. Şimdi yüzde 50 CHP almış, yüzde 36 AKP almış, arada 100 bin farkla Aydın’ı kazanmışız; siz şimdi Özlem Çerçioğlu’nu tehdit ederek, hakkında süren davalardan beraat ettirerek onu AKP’li yapıyorsunuz, Aydın’ın böylece gönlünü kazanacaksınız, öyle mi? Vatandaş takip ediyor ne yaptığınızı.

Bugün Burcu Köksal oturmuş orada, diyor ki: “Ben AKP’ye katılıyorum, içim çok rahat, çok huzurluyum.”

Burcu Köksal’ın tam da benim oturduğum yerden sizlere ilişkin söylediklerini tekrar etmeye benim terbiyem yetmez. Şimdi beraber çalışacaksınız; biz attık, o sizin olsun, biz attık! Ama bir şey var, Bülent Ecevit bir şey demiş biliyor musunuz? “Namuslu bir hikâyen varsa seni hiç kimse satın alamaz.” demiş; Bülent Ecevit’i saygıyla anıyorum.

Son sözüm de şudur: Bir iğrenç gazetecilik geleneği doğdu; çakarlı arabalarda dolanıyorlar, korumaları var, sadece kendilerinin değil, çocuklarının da çakarlı araçları ve korumaları var. Ben korumayla dolaşmıyorum, ben çakarlı aracımın çakarını açmıyorum ama “Gazeteciyim.” diye dolanan satılık tetikçiler çakarlı araçlarla memlekete hava atıyorlar.

Ve onlar diyorlar ki: “Cumhuriyet Halk Partisinde şu, şu, şu kadın milletvekilleri, şu, şu şu erkek milletvekilleri, bilmem ne otelde bilmem ne yapıyorlar.” Arkadaşlar, bu alçaklıktır, ahlaksızlıktır!

Bunu kim söylüyorsa ahlaksızlık ve alçaklık sadece ona ilişkin bir şey değildir çünkü o gazeteci kılıklı tetikçi her akşam bir başka kişi hakkında iftira atmaya devam ediyor. Sen benim “Cep telefonları pahalıdır.” diye kurduğum siteyi “Millî güvenliğe aykırıdır.” diye kapattırıyorsun ama o satılık, alçak iftiracıları susturmuyorsun, gözaltına almıyorsun, onların siteleri, “web” siteleri, YouTube’ları açık olmaya devam ediyor. O hâlde mesele onlara ilişkin bir ahlaksızlık değil, onları kullananlara ilişkin ahlaksızlıktır. Tarih bunları yazıyor; onurlu mücadelemiz ahlaksızlıkları yenecektir.

Haber Galeri:

Bu İçerik 16 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik