"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

CHP İstanbul Milletvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Bu Katliamların Her Birinin İpinin Ucunu Çekeceğiz
bu içeriği paylaşın;

Bu Katliamların Her Birinin İpinin Ucunu Çekeceğiz

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Sivas Katliamı'nın 33. yılında 1993 yılının faili meçhul cinayetlerine dikkat çekerek, tüm karanlık olayların hesabının sorulacağını vurguladı.
Yazı Boyutu:
12px
32px

CHP’li Gökhan Günaydın’dan Sivas Katliamı ve 1993 Karanlığı Açıklaması: Bu Katliamların Hesabını Mutlaka Soracağız

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Sivas Katliamı başta olmak üzere 1993 yılında yaşanan karanlık olaylara ve faili meçhul cinayetlere sert tepki gösterdi. Katliamın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin tam anlamıyla tecelli etmediğini belirten Günaydın, geçmişteki güvenlik zafiyetlerini, meclis raporlarını ve firari sanıkların durumunu hatırlatarak, tüm bu katliamların arkasındaki karanlık odaklardan hesap sorulacağının sözünü verdi.

“İNSANLAR ORADA CAYIR CAYIR YAKILDI”

Günaydın, Sivas Katliamı’nın yaşandığı gün Ankara’da genç bir televizyon izleyicisi olarak olaylara tanıklık ettiğini belirten Günaydın, kolluk kuvvetlerinin müdahalede yetersiz kaldığı algısını reddetti. Olayların göz göre göre büyüdüğünü ifade eden Günaydın, “Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir yurttaş olarak, bir grup meczubun saldırı düzenlediğini ve birazdan güvenlik görevlilerinin müdahale edeceğini düşündüm. Ancak kimse dağıtılmadı, taşkınlıklar arttı ve otel yakılmaya başlandı. Üzerinden 33 yıl geçtikten sonra hiç kimse beni Sivas’ta konumlandırılmış asker, polis veya itfaiyenin yetersiz kaldığına inandıramaz. Orada insanların yakılmasına seyirci kalındı, insanlar cayır cayır yakıldı” dedi. Meclis araştırma komisyonu raporlarında da güçlü istihbarata rağmen önlem alınmadığının tescillendiğini hatırlattı.

“KHK’LARLA TUTUKLU BULUNANLAR SERBEST BIRAKILIVERDİ”

Katliam sonrası yargı sürecinde yaşanan hukuksuzluklara dikkat çeken CHP Grup Başkanvekili, katilleri koruyan ve kollayan bir yapının varlığına işaret etti. Davanın firari sanıklarının uzun süre yurt dışından getirilmediğini ve hukuki sürecin örtbas edilmeye çalışıldığını vurgulayan Günaydın, “Bir gece yayınlanan KHK’larla tutuklu bulunanlar serbest bırakılıverdi. Onların avukatlıklarını kimlerin yaptığını çok iyi biliyoruz. Bu insanlık mı? Bu vicdan mı? İnsanları diri diri yakan insanlardan bu memleketin bir gelecek beklemesi mümkün mü? Onlarla beraber aynı ortamda nefes almak hepimiz için utanç verici olmaz mı? İşte bütün bunları değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

“1993 YILINA BİR BAKINIZ”

Konuşmasında 1993 yılının Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olduğunu belirten Günaydın; Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Bingöl’de şehit edilen 33 silahsız asker, Başbağlar Katliamı, Mehmet Sincar ve Bahtiyar Aydın cinayetlerini sıraladı. Bu olayların hiçbirinin tesadüf olmadığını ve arkasındaki güçlerin aydınlatılmadığını söyleyen Günaydın, “İşte bütün bunlar Türkiye’de barışa ve demokrasiye nasıl sistemli saldırıların yapıldığının ve bunlar aydınlatılamadığı için Türkiye’nin de hâlâ bugünleri askerî ve sivil darbelerle nasıl yaşadığının çok açık kanıtıdır” dedi.

“BU KATLİAMLARIN HER BİRİNİN İPİNİN UCUNU ÇEKECEĞİZ”

Günaydın, konuşmasının sonunda Türkiye tarihindeki tüm büyük acıları anarak adaletin mutlaka sağlanacağını vurguladı. Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Roboski, Suruç, Ankara Garı ve Başbağlar’da hayatından kopartılan tüm yurttaşları minnetle andığını belirten Günaydın, “Onların anısı önünde söz veriyorum ki bu katliamların her birinin ipinin ucunu çekeceğiz ve o uçtan kim gelirse gelsin bunların hesabını mutlaka soracağız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;

Öyle ağırım ki kendimden sen benden gittin gideli.” Bu inanılmaz sözler ve bu sözlerin ağırlığını taşıyacak beste uzun yıllar bu memlekette bir aşk şiiri, bir aşk şarkısı sayıldı. Oysa bu, Mazlum Çimen’in Sivas’ta yakılan babası Âşık Nesimi Çimen’e bir seslenişiydi yani bir evladın babasına olan özlemini, babasına duyduğu o büyük saygıyı ifade ettiği cümlelerdi. Sadece Mazlum Çimen babasını kaybetmekle kalmadı, çok sayıda evlat babasını, anne evladını, kardeşler birbirlerini kaybettiler. 33 canımız yakılarak yok edildi, katledildi Sivas’ta. Ben gencecik bir insandım, Ankara’da yaşıyordum ve televizyonda olayların başlayışını gördüm. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir yurttaş olarak dedim ki: “Evet, bir grup meczup bir saldırı düzenliyor, birazdan güvenlik görevlileri olaylara müdahale eder ve onları dağıtırlar.” Olaylara müdahale edilmedi, kimse dağıtılmadı, sayıları arttı, taşkınlıkları arttı. Sonra, onlar otelin içine bir şeyler atmaya başladılar, otelin içine girmeye başladılar, sonra oteli yakmaya başladılar, dedim ki: “Şimdi yetişir asker, şimdi yetişir polis, şimdi gelir itfaiye.” Hiçbirisi gelmedi. Hiç kimse, üzerinden otuz üç yıl geçtikten sonra, hiç kimse beni bu memleketin Sivas’ta konumlandırılmış olan askerinin, polisinin, itfaiyesinin olayları önlemekte yetersiz kaldığına inandıramaz, orada insanların yakılmasına seyirci kalındı; insanlar orada cayır cayır yakıldı. Hemen arkasından, 6 Temmuz tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon toplandı, o komisyonun raporu var. Bu Meclis toplanır, arada sırada komisyon oluşturur, o komisyonlarda ciltlerce raporlar düzenlerler. O raporların çok azının ben uygulamaya konulduğunu biliyorum; o kadar yaşadık, o kadar tecrübemiz var. Ne diyor o rapor baktığımızda? O rapor, gencecik bir adam olarak Ankara’da, televizyon başında benim yaptığım saptamaları rapora bağlamış, “Güçlü istihbaratın varlığına rağmen güvenlik güçleri bir önlem almamışlardır. Olayların başlangıcında rahatlıkla dağıtılabilecek o kalabalık dağıtılmamış.” demiştir o rapor ve eklemiştir: “Olaylar arttıkça olayların artmasına paralel olacak şekilde güvenlik güçlerinin sayısı da artırılmamıştır.” demiştir. Ben bir kere daha söyleyeyim: Bu saptamaları televizyonun başında gencecik bir adam olarak ben de yaptım. 

Bu saptamaları yaptık da ne oldu? Ne oldu? Oraya o jandarmayı göndermeyen, o polisi göndermeyen, o itfaiyeyi çalıştırmayan, aslında bir grup meczup diye tanımlayamayacağımız, cumhuriyete ve bu memleketin düzenine kasteden o alçak katilleri bırakın dağıtmayı, besleyenlere, gözetenlere ne oldu o günden bu yana? Kaç kişi hesap verdi? Ben söyleyeyim size: Mahkemelerde uzun süre firari sanıklar yurt dışından bile getirilemedi. Bir gece yayınlanan KHK’lerle tutuklu bulunanlar serbest bırakılıverdi. Onların avukatlıklarını kimlerin yaptığını  çok iyi biliyoruz. Bu insanlık mı? Bu vicdan mı? insanları diri diri yakan insanlardan bu memleketin bir gelecek beklemesi mümkün mü? Onlarla beraber aynı ortamda nefes almak hepimiz için utanç verici olmaz mı? İşte bütün bunları değerlendirmeliyiz.

Türkiye’de yalnızca aydınlığa kavuşturulamayan Sivas değil ki arkadaşlar. 1993 yılında bir bakınız: 24 Ocakta Uğur Mumcu öldürüldü. Uğur Mumcu’nun failleri bulunabildi mi ya? Hani bir gözlüğü kaldı bize yadigâr, bir kalemi kaldı. Her şeyi cesaretle yazan, tek başına dolaşan bir adamdı. Bir Renault taksisini görüyoruz değil mi, “O araba, bu araba.” diye yazıyoruz ara sıra. Uğur Mumcu’nun katilleri bulunabildi mi? 

Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993’te bu memleketin en önemli kurmay generallerinden birisiyken Ankara’dan Diyarbakır’a uçmak üzere havalandı ve o uçak daha Ankara’dan ayrılamadan Yenimahalle’ye düştü. Bu bir kazaydı, öyle mi? Eşref Bitlis’i kim yok etmeye çalıştı, kim öldürmeye çalıştı? Bununla ilgili ortaya çıkartılabilen, konulabilen bir tek güçlü rapor var mı? 24 Mayıs 1993 Elâzığ-Bingöl yolunda usta birliklerine gitmek üzere seyahat hâlinde olan ve silahsız 33 çocuğumuz, askerimiz şehit edildi. Kim şehit etti gerçekten, arkasına bakabildik mi? Bu olaylarla nereye varmaya çalıştılar, görebildik mi? 

2 Temmuz, Sivas; Sivas’ta ozanlarımız, aydınlarımız, sanatçılarımız, semah dönen çocuklarımız yakıldı. Sonra üç gün geçti, 5 Temmuzda bu kez Başbağlar’da hiçbir günahı olmayan insanlarımız katledildiler. Bunların arka planlarına bakabildik mi? 4 Eylül 1993, DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar öldürüldü, birden bire, Mardin’de. Biliyorsunuz, o dönemlerde böyle faili meçhul cinayetler çok meşhurdu. 22 Ekim 1993, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın öldürüldü. İşte, bütün bunlar Türkiye’de barışa ve demokrasiye nasıl sistemli saldırıların yapıldığının ve bunlar aydınlatılamadığı için Türkiye’nin de hâlâ bugünleri askerî ve sivil darbelerle nasıl yaşadığının çok açık kanıtıdır. Ben bugün burada üzerinden otuz üç yıl geçtikten sonra, o günkü acıyı bir insan olarak yüreğinin ta derinliklerinde duyan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Gazi’yi, Gezi’yi, Roboski’yi, Suruç’u, Gar’ı, Başbağlar’ı, oralarda yaşamdan koparılan yurttaşlarımızı saygıyla, minnetle, özlemle anıyorum. Onların anısı önünde söz veriyorum ki bu katliamların her birinin ipinin ucunu çekeceğiz ve o uçtan kim gelirse gelsin bunların hesabını mutlaka soracağız.

Haber Galeri:

Bu İçerik 5 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik