CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan Sert Çıkış: Emekli Maaşı ve Kreş Tartışmaları Yargıya Taşındı
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemindeki sıcak başlıkları değerlendirdi. Emekli maaşlarına yapılan düzenlemeyi “sefalet ücreti” olarak nitelendiren Günaydın, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını duyurdu. Ayrıca, İstanbul’daki kreş tartışmalarına ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Sivas’taki görüntülerine değinen Günaydın, hükümeti “tek parti devleti” anlayışıyla hareket etmekle suçladı.
“16,5 MİLYON EMEKLİMİZ İÇİN SEFALET ÜCRETİ”
Günaydın, emekli maaşlarına yapılan son düzenlemenin insani yaşam koşullarının çok altında kaldığını belirtti. CHP’nin Meclis’teki tüm itirazlarına rağmen yasalaşan düzenlemenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) resmi başvurunun yapıldığını açıkladı. Günaydın, “İdareye bu sefalet ücretinden vazgeçip, tüm emekliler için insan onuruna yakışır bir maaş belirlemesi için yeni bir fırsat veriyoruz” dedi.
“21. YÜZYILDA TEK PARTİ DEVLETİ GÖRÜNTÜSÜ”
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Sivas’ta AKP yöneticileri ve yargı mensuplarıyla birlikte verdiği görüntüleri eleştiren Günaydın, bu durumun yargı bağımsızlığına gölge düşürdüğünü savundu. Bakanın AKP İl Başkanı ile kol kola gezmesini “hadsizlik” olarak niteleyen Günaydın, CHP iktidarında Adalet Bakanlarının Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) başkanı olmayacağını vurguladı.
“AZICIK UTAN DA BEN NE YAPABİLİRİM DİYE BAK”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) açtığı “Yuvamız İstanbul” çocuk etkinlik merkezlerine yönelik kapatma girişimlerine ve Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ın iddialarına yanıt veren Günaydın, İBB’nin 127 kreşle 12 binin üzerinde çocuğa hizmet verdiğini hatırlattı. Bakanlığın olayları çarpıttığını ve iftira kampanyası yürüttüğünü iddia eden Günaydın, tüm süreçlerin tutanaklarla kayıtlı olduğunu belirtti.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ınn konuşmasının tam metni;
Değerli basın mensupları, aracılığınızla halkımıza, milletimize saygılarımızı sunuyoruz. Bugün dört ana başlıkta düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Birincisi şu: Biliyorsunuz 16,5 milyon emeklimiz için sefalet ücreti denilebilecek bir düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinden Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tüm haklı itirazlarına rağmen geçirdiler. CHP tam iki hafta boyunca 7/24 hem Mecliste nöbet tuttu, hem emekli örgütleriyle, sendikalarla birlikte bu konuyu çalıştı ve kamuoyunun bir numaralı konusu haline getirdi hem de emekli yurttaşlarımızın bilgisine ve vicdanına sundu. Buna rağmen bu yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmekte tereddüt etmediler.
Dün Resmi Gazete’de yayımlanan bu düzenlemeyi Plan Bütçe Komisyonu üyemiz ve Karabük Milletvekilimiz Sayın Cevdet Akay, bu sabah itibarıyla Anayasa Mahkemesine teslim etmiş durumdadır. Biz bu yasanın iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını istiyoruz. Böylece idareye bu sefalet ücretinden vazgeçip, tüm emekliler için insan onuruna yakışır bir maaş ve ücret düzeyini belirlemesi konusunda yeni bir fırsat vermeye gayret ediyoruz.
Emekli ve malul yurttaşlara insan onuruna yakışır bir yaşam düzeyini 20 bin TL’lik asgari ücret elbette sağlamamaktadır. Kaldı ki en düşük emekli aylığı tek mesele değildir; bir intibak düzenlemesine, seyyanen yapılacak zamlara ihtiyaç vardır. En düşük emekli aylığının dışında 21 bin, 22 bin, 23 bin TL alanların da durumu son derece kötüdür ve açlık sınırının altındadır. Derinleşen hayat pahalılığı ve alım gücü karşısında devletin korumasından vatandaşı yoksun bırakmanın herhalde 21’inci Yüzyılda, “Büyük Türkiye Yüzyılı” diye tanımladığımız yüzyılda bir yerinin olmaması gerekir. Sosyal devlet ilkesini fiilen ortadan kaldırmak, sosyal güvenliği bir hak olmaktan çıkartmak ve bir sembolik düzenleme şeklinde düşünmek, AKP’nin artık vakayı adiyesi şekline dönüşmüştür. Devletin ekonomik kriz koşullarında toplumun kırılgan kesimlerini özellikle koruma yükümlülüğü vardır, bu da unutulmamalıdır.
Peki, biz Anayasa Mahkemesine giderken bu düzenlemenin Anayasa’nın hangi hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürdük? Bir kere başlangıç hükümleri ve ayrıca Cumhuriyetin nitelikleri 2’nci maddede sayılan… 5’inci maddede sayılan devletin temel amaç ve görevleri. 10. Kanun önünde eşitlik. 13. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması. 17. Kişinin maddi ve manevi varlığı. 56. Sağlık hizmetleri. 61. Sosyal Güvenlik hakkı. 60. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gereken yurttaşlar. 65. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları.
Bunların tamamı ihlal edilmiştir. Biz Anayasa Mahkemesinden konuyu öncelikle ve ivedilikle ele almasını ve 16.5 milyon yurttaşımızın vicdanını, onurunu tahrip eden bu düzenlemeyi bir an evvel iptal etmesini ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin de toplanarak yeniden emeklilerimizi tatmin edecek bir düzenlemeye dönmesini talep ediyoruz.
Buradan 16,5 milyon emekçimize sesleniyoruz ki; Cumhuriyet Halk Partisi her zaman emeklinin, emekçinin yanında olmaya, hakkın, adaletin ve hukukun yanında olmaya devam edecektir. Emeklilerimizi de kendi haklarını, hukuklarını korumaya, gözetmeye; “kim kendileri için çalışıyor, kim kendileri için çalışmıyor?” Bunu çok iyi düşünmeye ve değerlendirmeye davet ediyoruz. Hani demişlerdi ya: “Bu sefalet ücretini biz kabul etmiyoruz.” Sefalet ücretini kabul etmiyorsan aşağıda neden bizim önergemizi desteklemedin? Ya da sen bizim önergemizi desteklemiyorsan, neden kendin başka bir önerge vererek emekliyi koruduğunu ifade edemedin. Yani çıkıp grup toplantılarında nutuk atarak emekli korunmuyor; emekli, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda verdiğiniz oylarla yaşam hakkını koruyabiliyor ya da koruyamıyor. Ben bütün bunları, herkesin gözünün önünde yaşanmış bütün bunları bir kez daha emeklimizin vicdanına, adaletine, hafızasına sunuyorum, emanet ediyorum. Bunları unutmayalım.
Şimdi değerli arkadaşlar, Adalet Bakanımız var ya bir Adalet Bakanı; hani guguk kuşu gibi her saat başı çıkıyor, “Türkiye bir hukuk devletidir” diyor, sonra geri çekiliyor. Bu Adalet Bakanı dün karlar altında Sivas’ta romantik bir video çekmiş. Artık hadsizlikte utanmazlıkta öyle bir seviyeye ulaştılar ki, “ayıp olur, herkese bizim ne yaptığımızı göstermek uygun olmaz” düşüncesinden de tümüyle uzaklaştılar. Bakın niye bu kadar köşeli cümleler kuruyorum. Karlar altında beraber kim yürüyor bakalım? Böyle gülerek fotoğraf veriyorlar. Yılmaz Tunç Adalet Bakanı, yanında Abdullah Güler var. Abdullah Güler kim? AKP’nin Sivas milletvekili, aynı zamanda AKP’nin Grup Başkanı. Adalet Bakanı ve AKP Grup Başkanı yan yana. Başka kim var? Yılmaz Şimşek Sivas Valisi. Vali de orada. Yeter mi? Başsavcılar… Tanıtıyor Adalet Bakanı kimlerin olduğunu, heyeti tanıtıyor: Başsavcılar, Komisyon mensupları, Komisyon Başkanı, yargı mensupları orada. Başka?.. AKP İl Başkanı Yusuf Tanrıverdi de orda. Sonra HSK Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu’da orada.
Arkadaşlar bu demokrasi görüntüsü değildir, Bu 21’inci Yüzyılda tek parti devleti görüntüsüdür. Hani dönüp dönüp 1920’lerde, 1930’larda kendi dedelerinizin de muhtemelen içinde bulunduğu başka bir siyasal partinin olmadığı, öbür tarafta dünyada Almanya’da, İtalya’da bir sürü savaş arası koşullarda olağanüstü dönemlerin olduğu yerde Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’ndan korumuş tek parti devletini eleştirirsin ya, işte tek parti devleti burada cisimleşmiş durumda. Bu Yılmaz Tunç’un bunu video çekerek servis etme hadsizliği, Türkiye’de ulaşılan utanmazlığın bir göstergesidir. Bir kere daha söylüyorum: Bunu saklama gereği hissetmek yanına, bırakın onu açık açık servis ediyorlar. Ben söyleyeyim:
1- Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Adalet Bakanları, Hakimler Savcılar Kurulu Başkanı olmaktan çıkacaklar.
2- O yargıçların, savcıların cübbelerindeki o rozetleri bir bir sökeceğiz.
3- Tek parti devleti görüntüsü veren Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi bir anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılacak. Böylece Adalet Bakanıyla AKP’nin il başkanı ya da başka bir partinin il başkanı birlikte dolaşarak fotoğraf veremeyecekler.
Buradan adalet çıkar mı? AKP milletvekili, AKP il başkanıyla karlar altında romantik manzaralar veren, görüntüler veren Adalet Bakanı’nın yönettiği HSK’dan, bakanlıktan bir adalet çıkar mı? Çıkmayacağını görüyoruz.
Bir başka görüntü tabii; çıkmayacağını görüyoruz da nereden görüyoruz? Aziz İhsan Aktaş davası görülmeye başlandı değil mi arkadaşlar? İstanbul’da görülüyor bu dava Silivri’de. Aziz İhsan Aktaş 4 Haziran 2015’te tahliye edilmiş, etkin pişmanlıktan yararlanmış. Güzel… Sonra canlı yayınlara çıkartılmış. Suç örgütü lideri diye hakkında iddianame yazılan canlı yayınlara çıkartılıyor. Özel muamelelerle, yanında korumalarla beraber Silivri’de duruşma salonuna giriyor, çıkıyor ve bu adam kendisini canlı yayında ifade ediyor: “Ben yalnızca CHP’li belediyelerle çalışmadım” diyor. “99 AKP’li belediye, 127 MHP’li belediye, 21 kayyım belediyesi, 132 kamu kuruluşu ile de birlikte iş yaptım” diyor.
Şimdi herkesin vicdanına sesleniyorum: Bu Aziz İhsan Aktaş, CHP’li belediyelerle çalıştığı zaman suç örgütü lideri, dolayısıyla ihaleye fesat karıştırıyor ama 99 AKP’li belediye, 21 MHP’li belediye ile çalışırken ya da diyelim ki Yargıtay’la, Meclisle, Türk Hava Yolları’yla, üniversitelerle çalışırken pirüpak bir vatandaş öyle mi? Buna mı inanacağız? Araçsallaştırdığınız yargı üzerinden ortaya çıkan bu manzaralara hiç kimsenin inanmayacağı çok açıktır.
Fethi Yıldız bir tweet atmış, diyor ki: “Keşke mevzuat izin verseydi de televizyonlardan canlı yayınlanabilseydi.” Ya mevzuat hazretleri dediğiniz stabil çelik gibi değişmez bir şey mi? Bir gecede 500 tane düzenlemeyi geçiriyorsunuz. “TRT’den bunlar yayınlansın” diye kanun teklifi verdik. Sizin genel başkanınız da “TRT’den yayınlanmalıdır” dedi. Neden sen de dahil olmak üzere herkes aşağıda, Mecliste, Genel Kurul’da “hayır yayınlanmasın” diye el kaldırdınız? “Hayır yayınlanmasın” diye el kaldırdıysan ne diye hâlâ tweet atıp da “keşke mevzuat izin verseydi de televizyonlardan yayınlansaydı” diyorsun.
Ya bu kadar tutarsızlık, bu kadar maddi gerçeğe aykırı düzenlemeler ve tutumlar insan için uygun mudur, elverişli midir? İnsanın bundan yüzü kızarmaz mı? Sonra sayıyor değil mi? “Şu şu şu suçlardan dolayı yargılanıyorlar” diyor. E soruyorum ya Fethi Yıldız: Bütün bu suçlardan yargılanıyorlar, doğru istinat burada. Sana benim sorum şu kadar açık: Kütahya Belediyesi Başkanı niye yargılananlar arasında değil? Isparta Belediye Başkanı, Aziz İhsan Aktaş’ın A8’ine binen belediye başkanı niye o duruşma salonunda değil? Isparta’nın, Trabzon’un, Kahramanmaraş’ın, Ordu’nun, Elazığ’ın belediye başkanları niye o salonda değil? Sureti haktan görünme, eğer haktan görüneceksen bu soruların cevabını ver. Bunun için bir tutum al, ondan sonra da diyelim ki: Bir hukuk adamı, çıkıp çıkıp o da zaman zaman açıklamalar yapıyor.
Sonra mahkeme başkanı dönüp dönüp insanlara nasihat ediyor: “Kayıt altına alıyorsunuz. Kayıt altına alınanlar yasaktır. Eğer bunlar sosyal medyada yayınlanırsa duruşmalara hiç bir şekilde seyirci almam.” Ey mahkeme Başkanı; Anayasa’da “duruşmalar alenidir” diyor. O duruşma salonunda kayıt alınmamasını sağlamak senin görevidir. Birisi kayıt alırsa o kişi hakkında gerekli işlemleri yapmak da senin görevindir. Suçlar ve cezalarda şahsidir. Bir kaydı birisi alıyor, sosyal medyada yayınlıyor diye duruşmaları seyirciye kapatamazsın. Anlatabiliyor muyum? Biz buradan söylüyoruz: Giydiğin cüppenin hakkını vererek yargılama yap. Dolayısıyla öyle insanları tehdit ederek “duruşmayı kapatırım, bilmem ne” diyerek yargılama yapılmaz. Kanunlara ve vicdanlarınıza göre yargılama yapın. O yargılamanın -bir kere daha söyleyeyim- siyasi saiklerle başlatıldığını biliyoruz. O salonda bulunanlar yanında o salonda bulunmayanların da asıl siyasetin konusu olduğunu biliyoruz. Ama bugünler geçecek, bunları daha sonra hep beraber konuşmaya devam edeceğiz.
Nihayet bir başka konu, çocuk etkinlik merkezleri. İstanbul’un Yuvam İstanbul adı altında çalışan merkezleri ve bir kreş tartışması. Arkadaşlar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmadan evvel çeyrek yüzyıl boyunca AKP tarafından yönetilen İBB’nin çocuk etkinlik merkezi sayısı sıfırdı. Bir tane çocuk etkinlik merkeziniz yoktu. Yani İstanbullu aileler, babalar ve anneler çocuklarını teslim edebilecekleri ve kendilerinin sosyal yaşama, iş yaşamına kavuşabilecekleri, karışabilecekleri bir merkezleri yoktu.
Ne yaptı Ekrem İmamoğlu ve İBB heyeti? 127 adet çocuk etkinlik merkezi açtı; tüm engellemelerinize rağmen, her türlü baskınıza rağmen 127 adet. Oralarda şu anda 12 bin 136 çocuğumuz eğitim görüyor, faydalanıyor oralardan. Hem de kaç para biliyor musunuz? Aylığı 5 bin TL’ye. Peki, İstanbul’da muadili bir kreşin aylık ücret talebi ne kadar? 25-30 bin lira. Şimdi tam da mesele işte burada. Nereye gitsek aileler, anneler, babalar diyorlar ki: “Bizim mahallemize de kreş açın.” O kreşler hem son derece uygun fiyatlarla hem de 1156 personeliyle son derece bilimsel, etkin, güvenli çalışma yapıyorlar. Eğer 8.00 ila 17.00 arasında çocuğunu bırakıyorsan, saat 17.00’de çocuğunu alıyorsan 5000 lira, çocuğunu 19.00’a kadar orada tutmak istiyorsan 6 bin 250 lira. Bu İstanbul’da yaşayan bir aile için ne demektir biliyor musunuz? İşten gelecek, çocuğunu saat 19.00’da alacak. İşte bunu İstanbul Belediyesi yapıyor.
Peki soruyorum, ben bir kere daha soruyorum:
Soru 1: Neden siz 2019’da CHP burayı almadan evvel böylesine merkezler açmadınız?
Soru 2: Sizin şu anda elinizde olan AKP’li belediyeler bu tip yerler açıyorlar mı? Hem açmıyorsunuz hem de açanı kapatmaya çalışıyorsunuz. Bakın “biz öyle yapmadık” deyip dururlar.
İşte 18 Kasım 2024’te bir yazı Çevre Şehircilik Bakanlığı değil mi? Bu yazı neye atıf yapıyor? Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğünün 1 Kasım 2014 tarihli yazısına atıf yapıyor. Diyor ki Milli Eğitim Bakanlığı: “Bunlar diyor kreş adı altında çalışıyor. Yasaya, 5580’e aykırıdır, bunları kapattır” diyor. Çevre Şehircilik Bakanlığı da yazı yazıyor ki: “Mevcutları kapatın, yenilerini açmayın.”
Döndük dedik ki: Oralarda 13 bin çocuğumuz hizmet alıyor; gel kapat, gel kapat… Hiç utanma yok mu? Hem kendin açmıyorsun hem de memleketin, milletin faydasına çalışan kreşleri, çocuk eğitim merkezlerini kapatmaya gayret ediyorsun. Orada yapacağın şey ne olabilir? CHP’li belediye değil mi? O belediye mesela o çocuk eğitim merkezlerine anne-babanın siyasi eğilimine göre çocuk alıyorsa, elbette sen merkezi hükümet olarak buna hayır dersin, buna bir yaptırım uygularsın. Ama orada hiçbir şekilde ayrımcılık yapılmıyor ve çoluğun çocuğun yararına, anne-babanın yararına bir iş yapılıyor. Bir kere daha söylüyorum, bütün İstanbullu diyor ki: “Allah razı olsun ve yenilerini açın.” Sen buna rağmen burayı kapatmaya çalışıyorsun ve bu yazıyı Çevre Şehircilik Bakanlığına senin genel müdürlüğün yazıyor “burayı kapat” diye.
Sonra Yusuf Tekin’in bir oradan bir buradan konuşmasına bu memleket alışık. 25 Kasım 2024’te diyor ki: “Bizim yetki ve sorumluluk alanımızın dışındadır bunlar. Bizim herhangi bir belediyeye kreşi kapatın ya da açın deme durumumuz yok. Toplumu manipüle etmek için söylüyorlar, yalan söylüyorlar” diyor. Peki niye Yusuf Tekin, Çevre Şehircilik Bakanlığı bu çocuk eğitim merkezleri ile uğraşıyor? Çünkü oralarda çok yüksek bir memnuniyet var. Çok yüksek bir memnuniyetten senin memnun olman lazım. Sen bakanlık olarak “ben hangi görevimi eksik yapıyorum ki belediyeler bunu kapatmak zorunda kalıyorlar” dedin. Bunu düşün. Sen her tarafı kreşlerle doldurdun da belediye hayır ben açacağım diye zorladı mı? Sen yapmadığın için belediye yapmak zorunda kalıyor. Azıcık utan da ben ne yapabilirim diye bak. Burayı kapatmaya çalışıyorsun. Tabii kapatamadılar, niye kapatamadılar? Çünkü oraya çocuğunu veren AK Partili, MHP’li insanlar da “yeter artık ya uğraşmayın” dediler. “Yeter artık, bunlar bizim can damarımız oldu. Bunlar bize hizmet ediyor, kapatmayın, bu işlerle uğraşmayın” dediler. Şimdi tabii üzerinden uzun bir zaman geçti, başka bir işin peşindeler.
Neymiş o iş? Bizim 127 çocuk etkinlik merkezimizden bir tanesi Eyüpsultan Çocuk Etkinlik Merkezi. Burada bir çocuğumuzun göğsünde bir yara bulunmuş. Bu çerçevede bu çocuğumuza yönelik bir iddia var ve bu nedenle de yeniden İstanbul’un tüm çocuk etkinlik merkezlerinin kapatılmaya, kötülenmeye yönelik bir adeta PR çalışması başlamış durumda.
Şimdi çocuğun üstün yararı… Bakın tüm tutanakları elimde; baştan sona çocuğumuzla ilgili her türlü işin yapıldığı anlar itibarıyla tutulan tutanakların tamamı elimde. Çocuğun üstün yararı nedeniyle bunları açıklamıyoruz. Bir soruşturma, kovuşturma süreci yürüsün bakalım. Şu kadarını söyleyebilirim: Bu çocuk 9 Eylül 2020 gününde Eyüpsultan Çocuk Etkinlik Merkezi’ne başlamış, yalnızca 27 gün boyunca buraya devam etmiş. Spor etkinliğine de yalnızca 6 ve 27 Kasım tarihlerinde olmak üzere 2 gün katılmış.
Burada bir tutuklu var. Bir spor eğitim hocası tutuklu, bir sınıf öğretmeni, bir partner öğretmen ve bir bilim sorumlusu olmak üzere üç kişi de adli kontrolle serbest bırakılmış. Şimdi memleketin kendisi Türkiye’de, ruhu Belçika’da olan bir aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı var. Adı Mahinur Göktaş. Mahinur Göktaş aileyi ziyaret ediyor. Yanında kim var? A sürpriz, AKP İl Başkanı var öyle mi? Sürpriz, bakan ve AKP İl Başkanı yan yanalar. Şimdi buradan biz bir adalet mi bekleyeceğiz, bir siyaset mi bekleyeceğiz? Bakın ayaküstü bakan 6 tane yalan söylüyor.
1. Ayaküstü diyor ki: “Aile kreşe bıraktığını düşünüyor ancak burası kreş değil.” Ya 127 tane merkezin hepsinin üzerinde Yuvamız İstanbul Çocuk Etkinlik Merkezi yazıyor. Her birinde kreş yazıyor mu? O yazıyı görmemek mümkün mü? Niye yalan söylüyorsun? Ayaküstü niye yalan söylüyorsun, bakansın sen?
2. “Buralar denetlenmiyor, kendi içlerinde bir denetim mekanizması işlemiyor” diyor. Ya Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde diğer tüm büyükşehirlerde olduğu gibi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı burayı denetliyor, istisnai durumlarda da İBB’nin Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı burayı yine denetliyor. Niye yalan söylüyorsun ey bakan?
3. Artık buna yalan değil, kuyruklu yalan demek lazım: “Aileyle hiç temas edilmemiş.” Bakın burada tutanağı var. Bu çocuğun göğsündeki morluğu ilk önce öğretmeni tespit ediyor, öğretmeni tespit ediyor ve aileyi arıyor. Tarih ne? 1 Aralık 2025’te tutanağı burada. Yani bırak aileyle temas edilmemesini ilk kez bunu saptayan ve aileye haber veren bizim arkadaşlarımız. Bölge sorumlusu bunun üzerine devreye giriyor, öğretmenden sonra bir de bölge sorumlusu arıyor. Ertesi gün veliyi merkeze çağrılıyor ve merkezde görüşülüyor. İşte bu…
Başka bir şey, olay kameranın olmadığı yerde olmuş. Ya nerede olduğunu nereden biliyorsun acaba sen Mahinur Göktaş, nereden biliyorsun? Ben sana bazı rakamlar vereyim, hem de polis tutanağından bazı rakamlar vereyim: Bizim sözü edilen çocuk etkinlik merkezinde, yani Eyüp Sultan’da tam 35 kamera var ve bir tane kör nokta yok. Tüm merkezlerimizde 2315 kamera var, bir tane kör nokta yok. Ama sen bunları açmakla görevli bakan olarak “elinize sağlık” demek yerine, yatıp kalkıp bunlara kötüleme bile değil, iftira etmeye çalışıyorsun. Polis tutanaklarında bu kamera merkezlerinin hepsi söyleniyor.
Personele bir işlem yapılmamışmış. Bize intikal eden her hangi bir işlem yokmuş. Öyle diyor bakan. Derhal bütün kamera kayıtları izleniyor, personelin çocuklarla temasının olmadığı görülüyor. Buna rağmen, bütün tutanaklara rağmen personelin görev yeri değiştiriliyor. Bir önlem alınması itibariyle personelin görev yeri değiştiriliyor. “Bize intikal eden bir bilgi yok” diyeceğine ara sor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan çok kibar bir açıklama yaptı zaten değil mi? Bakan olduğunuz için bakanlık makamına saygı duyarak çok kibar bir açıklama yaptı. Sorarsın, cevabını alırsın. Ama yanına AKP il başkanını alarak, iftira ederek bakanlık yapılmaz.
Son konu: Aileye gerekli destek sağlanmamış. Bakın arkadaşlar aile çağrılıyor, hem baba çağrılıyor, hem anne çağrılıyor. Diyorlar ki: “Çocuğunu devam ettirebilirsin, çocuğunun kaydını dondurabilirsin, çocuğunu başka bir merkeze alabilirsin.” Seçenekler kendilerine sunuluyor. Babayla birlikte kamera kayıtları birlikte izleniyor. Baba diyor ki: “Ben eşimle de birlikte bu kayıtları izlemek istiyorum.” Sonra çağırıyorlar eşiyle birlikte de o kayıtları izliyorlar. Defalarca yüz yüze görüşme, telefon görüşmesi var ve bunların tamamının da tutanakları elimizde mevcut.
Ben bir kere daha söylüyorum: 127 çocuk etkinlik merkezi açarak İstanbul’a ve İstanbulluya hizmet etmiş Ekrem Başkan ve arkadaşları. Siz hayatınız boyunca sadece çamur atarak, iftira atarak onlara yönelik bir karalama kampanyası yürütmeye gayret ediyorsunuz ve adınızın önünde bakan yazıyor. Sıfatınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti Bakanı olarak geçiyor. Ayıptır, yazıktır; hiç olmazsa temsil ettiğiniz bakanlığa bir saygınız olsun. Siz bu hizmetleri kendiniz yaparak bir boşluk bırakmayın ve belediyeye buralara girmek zorunda kalmasın. İstanbul’da yaşayan vatandaşımız biliyor ki sen o kreşleri açmadığın için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çocuk Etkinlik Merkezleri açtı ve bu nedenle oralara büyük talep var. Piyasada 25-30 bin lira aylık para verilen yerlere İBB 5000 liraya çocuklara şahane bir eğitim ve etkinlik düzeyi veriyor. İşte bunlardan biraz ders alırsanız vatandaşın da belki olurunu ve rızasını alabilirsiniz. İftira kampanyası bugüne kadar sizi hiç bir yere getirmedi, bundan sonra da götürmeyecektir.
Kamuoyunun bilgi ve dikkatlerine saygılarımızı sunarız.
Teşekkür ederim arkadaşlar.

























Sosyal Medya Hesaplarımız