Gökhan Günaydın, Soma’da hayatını kaybeden 301 madenci için adalet arayışının sürdüğünü belirtirken, madenlerdeki kamu denetimsizliğini ve düşük devlet payı oranlarını sert bir dille eleştirdi.
“SOMA BASİT BİR İŞ KAZASI DEĞİL, BİR KATLİAMDIR”
Soma faciasının yıl dönümünde konuşan Gökhan Günaydın, 301 madencinin hayatını kaybettiği olayın iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmadan, “hadi hadi” baskısı altında gerçekleştiğini vurguladı. Tarımın çökertilmesiyle insanların madene mahkum edildiğini belirten Günaydın, bu süreci “vahşi bir sömürü madenciliği” olarak tanımladı. Sadece emeğin değil, doğanın da fütursuzca sömürüldüğünü ifade etti.
“HAYATINI KAYBEDEN HER KARDEŞİMİZ İÇİN YALNIZCA 8 GÜN HAPİS YATILDI”
Yargı sürecindeki adaletsizliklere değinen Günaydın, şirket yöneticilerinin aldığı cezaların infaz yasalarıyla düşürüldüğünü söyledi. 301 madencinin ölümünden sorumlu tutulanların, her bir can başına sadece 8 gün hapis yattığını belirterek, bu durumu Türkiye’deki cezasızlık uygulamasının en somut örneği olarak gösterdi. Ayrıca, denetim görevini yapmayan kamu görevlilerinin davalarının zaman aşımına uğramasını “zalimce bir uygulama” olarak nitelendirdi.
“İÇERİDE SADECE MADENCİLERİN HAKKINI SAVUNAN AVUKATLAR KALDI”
Facianın ardından madenci ailelerine yönelik şiddeti hatırlatan Günaydın, Soma sokaklarında madenci yakınlarını tekmeleyenlerin yükseltildiğini savundu. Şu an cezaevinde bu olayla ilgili olarak sadece madencilerin haklarını savunan avukatlar Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı’nın bulunduğunu, sorumluların ise serbest olduğunu vurguladı.
“ALTININ YÜZDE 98’İNİ YABANCILAR GÖTÜRÜYOR”
Türkiye’deki maden kaynaklarının işletilmesindeki ekonomik kayıplara dikkat çeken Günaydın, devlet paylarının düşüklüğünü rakamlarla açıkladı. Bakırda %8, demirde %4 gibi oranların dünyada kabul edilemez olduğunu belirten Günaydın; özellikle altın madenciliğinde siyanürlü yöntemlerle doğanın zehirlendiğini ve çıkartılan altının %98’inin yabancı şirketler tarafından götürüldüğünü iddia etti.
“BU MEMLEKETİN YÜZDE 67’Sİ ERKEN SEÇİM İSTİYOR”
Ekonomik tabloya da değinen Günaydın, Türkiye’nin dünyanın 20. büyük ekonomisi olmasına rağmen kaynakların halka ulaşmadığını söyledi. 30 million insanın açlık sınırının altında yaşadığını ifade eden Günaydın, AKP döneminde 2204 madencinin hayatını kaybettiğini hatırlatarak, vatandaşın ilk sandıkta hesap sormak için sabırsızlandığını ve erken seçim talebinin toplumun büyük kesiminde karşılık bulduğunu belirtti.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, evet, bugün Türkiye’de takvimin yapraklarından kan damlayan Soma katliamının 12’nci yıl dönümü. Soma katliamı diyorum çünkü orası basit bir iş kazası değil, 301 madenci kardeşimiz hayatını kaybetti. “Hadi, hadi!” baskısı altında her gün biraz daha fazla linyit çıkartmaya yönelik baskılarla, iş sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadan kardeşlerimiz ölüme terk edildiler; 301 vatan evladını yitirdik, 301 baba, 301 çocuk, 301 evlat. Dolayısıyla, dışarıda kalanlar dediler ki: “Biz eskiden burada tarım yapardık ama memlekette tarım çökertildi ve hepimiz madene mahkûm hâle getirildik.” Peki, nedir bu maden? Dünyanın her tarafında madencilik yapılıyor ama Türkiye’de vahşi bir madencilik var, bir sömürü madenciliği var; yalnızca emek değil, aynı zamanda doğa da inanılmaz ölçüde sömürülüyor. Peki, bu 301 çocuğumuzu, 301 kardeşimizi yitirdik, sonrasında bir dava açıldı mı? Evet, açıldı. Bütün bu iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayan, para uğruna 301 kardeşimizin hayatını kaybetmesine neden olan şirketin Yönetim Kurulu Başkanının cezasının vasfı önce olası kasttan bilinçli taksire yönlendirilmek suretiyle yirmi yıl ceza aldı, sonra o infaz yasalarıyla aldığı ceza yalnızca yedi yıla düşürüldü ve dikkat edin, hayatını kaybeden kardeşlerimizin her birine karşılık yalnızca sekiz gün hapis yattı. Bu, Türkiye’deki cezasızlık uygulamasının ne ölçüde vahşice, zalimce uygulandığının çok açık göstergesidir. Peki, denetleme görevini yapmayan kamu görevlilerine ne oldu? Zaman aşımına uğradı arkadaşlar, evet, zaman aşımına uğradı ve bir tek kamu görevlisi bir ceza almadı. Yani koca madeni denetlemiyorsunuz, 301 çocuğumuz hayatını kaybediyor ve koca koca mahkemeler “Zaman aşımı doldu.” diyerek bunlara ceza vermiyorlar. Bu madencilerin yaşamını kaybetmesini protesto eden yurttaşımızın bir markette sıkıştırılıp boğazının nasıl sıkıldığını biliyoruz; unutmadık, unutmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Madencilerimizin hayatını kaybettiği günün arkasında, Soma sokaklarında madenci ailelerini tekmeleyen vahşeti unutmadık, onların daha sonra yükseltilmesine de tanık olduk; unutmadık, unutmayacağız. Peki, kim kaldı içeride? İçeride sadece 2 kişi yatıyor; birisi Can Atalay, diğeri de Selçuk Kozağaçlı yani madencilerin haklarını savunan 2 avukat dışında bütün bu olaydan dolayı hâlen cezaevinde kalan bir kişi bile yok. Bütün bu süreç Türkiye’deki yıkımın ne ölçüde yüksek olduğunu ve bu vahşetin sorumlularının her statüde nasıl korunduğunu bize açıkça gösteriyor.
Peki, vahşi madencilik Türkiye’de neye yol açtı? Arkadaşlar, AKP döneminde 2.204 madenci kardeşimiz hayatını kaybetti. Sadece Soma’da değil; Ermenek’i unutmayalım. “Çocuğum yüzme bilmezdi.” diyen annenin o ızdırap dolu yüzünü unutursak yüreğimiz kurusun. (CHP sıralarından alkışlar) O babanın lastik ayakkabıyla beraber yarattığı, temsil ettiği yoksulluğu ve yoksulluğun sömürüsünü unutursak kalbimiz kurusun.
Türkiye’de nasıl bir madencilik yapılıyor buna iyi bakmamız lazım. Acaba, Türkiye’de çıkarılan madenden bir devlet payı alabiliyor muyuz? Bu, Türkiye’nin herhangi bir yarasına merhem oluyor mu? Arkadaşlar, bakın, krom madenciliğinde devlet payı yalnızca 3,75; yüzde 50 artırmışlar ha, biliyor musunuz? Böylece 3,75’e çıkmış. Bentonitte yüzde 1,25; çinkoda yüzde 11,25; bakırda yüzde 8, yani bakırımızı çıkartıyorlar, çıkartanlar yüzde 92’sini götürüyor, size yüzde 8’i kalıyor; demirde yüzde 4, alüminyumda yüzde 5. Bunu acaba dünyada kabul edebilecek başka bir ülke var mı? Altın ve gümüş, esas büyük sömürünün olduğu alan budur.
Arkadaşlar, Avrupa Birliği ülkelerinin otuz yıl evvel terk ettiği siyanürlü yöntemlerle altın çıkartıyorsunuz. Dolayısıyla yüz yıllar boyunca size kalacak o siyanürü, topraklarınızı, yer altı sularınızı zehirlenmiş hâlde teslim alıyorsunuz, çıkartılan altının neredeyse yüzde 98’ini çıkartan yabancılar götürüyor. Bu orana itiraz edenler var “Böyle değil, devlet payı yüzde 18.” diyenler var Neye bağlıymış bu? Beyana bağlıymış, öyle mi? Yani çıkartan adam sana doğru beyanda bulunacak, sen de ona göre onun içinden devlet payı alacaksın. Bu memlekette kimlerin altın madenlerinin gizli ortakları olduğunu çok iyi biliyoruz. O altın madenlerinden helikopterlerle kayıt dışı altınların yurt dışına nasıl çıkarıldığını çok iyi biliyoruz.
Bütün bu sömürü devam etmeyecek çünkü şunu çok açık söyleyeyim: Bu memleket çok kısa süre içerisinde, şu anda yüzde 67’si erken seçim talep eden bu memleket bu ülkenin yönetilemediğini biliyor. Emeklisi aç, emekçisi aç, 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor, bir taraftan Türkiye de “Dünyanın 20’nci büyük ekonomisiyiz.” diye övünüyor. Evet, ürettiğimiz gayrisafi yurt içi hasıla itibarıyla dünyanın 20’nci büyük ekonomisiyiz ancak bu kaynaklar öyle alanlarda, öyle kara noktalara sevk ediliyor ki vatandaşa para kalmıyor. Bu AKP’nin kara düzenini bitireceğiz, ilk sandıkta bunun hesabını sormak için vatandaşımız sabırsızlaşıyor. Getirin sandığı, alalım boyunuzun ölçüsünü.






















Sosyal Medya Hesaplarımız