CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi’ni ve hükümetin ulusal güvenlik politikalarını masaya yatırdı. Zirve nedeniyle başkentte hayatın durma noktasına geldiğini belirten Günaydın; Meclis’in kapatılmasını, muhalif basına uygulanan akreditasyon sansürünü ve doğasever aydınların “önleyici tedbir” adı altında tutuklanmasını eleştirdi. TSK’nın savunma sanayisindeki yapısal eksikliklerine de değinen Günaydın, ulusal güvenliğin hamasetle değil, akılcı planlamayla sağlanabileceğini vurguladı.
“MECLİS ÇALIŞMAYA, YASAMA FAALİYETİ YAPMAYA, DENETLEME FAALİYETİ YAPMAYA NİYE DEVAM EDEMİYOR ACABA?”
Günaydın, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi için alınan önlemlerin başkentlilerin yaşamını sürdürülemez hale getirdiğini ifade etti. 6-12 Temmuz tarihleri arasında Ankara merkezdeki tüm kamu görevlilerine idari izin verilmesini, 70 bin güvenlik personelinin sahaya sürülmesini ve bu süreçte TBMM’nin kapatılmasını eleştiren Günaydın, yoksul mahallelerin panolarla gizlenmesi için 12 milyar lira harcandığını belirtti. Cumhuriyet, Halk TV, Sözcü ve Birgün gibi birçok muhalif basın kuruluşunun zirveyi takip etmesinin engellendiğini söyleyen Günaydın, NATO’nun AKP eliyle inşa edilen tek adam rejiminin kurallarını içselleştirdiğini savundu.
“SİZİN GÖZÜNÜZDE, SİZİN GİBİ DÜŞÜNMEYEN, SİZDEN FARKLI FİKRİNİ CESARETLE, AYDIN NAMUSUYLA ORTAYA KOYABİLEN HERKES OLAĞAN ŞÜPHELİ”
Konuşmasında son dönemdeki tutuklamalara da değinen CHP Grup Başkanvekili, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Emel Memiş’in “önleyici kolluk tedbiri” adı altında silahlı örgüt üyeliğiyle suçlanarak tutuklanmasına tepki gösterdi. Bu durumu sert sözlerle eleştiren Günaydın, Meclis’in on yıl önce önleyici tutuklamaları reddettiğini hatırlatarak, mevcut baskıcı uygulamaların sürdürülebilir olmadığını ifade etti.
“ULUSAL GÜVENLİK HAMASETLE DEĞİL, AKILCI PLANLAMALARLA, KAYNAKLARI DOĞRU TAHSİS ETMEKLE OLUR”
Savunma sanayi ve dış politika ekseninde AKP hükümetinin “hamaset siyaseti” yürüttüğünü ileri süren Günaydın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine 15 yıldır yeni bir savaş uçağı girmediğini söyledi. F-35 programından çıkarılma, Eurofighter tedarikindeki sorunlar ve KAAN uçağının motor eksikliğine dikkat çeken Günaydın; S-400’lerin ambalajından çıkarılamadığını, Altay tankının ise motorunun bulunmadığını belirtti. Güçlü bir ordunun bu coğrafya için şart olduğunu söyleyen Günaydın, ilk seçimde daha güçlü bir yönetim kuracaklarını vaat ederek konuşmasını sonlandırdı.
💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri dinleyen sevgili yurttaşlarımız; herkesi saygıyla selamlıyorum.
Evet, 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ankara’da NATO Zirvesi yapılacak. NATO 1949 yılında kurulmuş, 1952 yılında da Türkiye üye olmuş. Bugüne kadar NATO’nun 40’tan fazla zirvesi yapılmış, bunlardan 1 tanesi de geçmişte İstanbul’da yapılmış.
Şimdi, Türkiye’ye bakıyorsunuz, bir olağan güvenlik önlemi boyutunu çok aşan, bir memleketin başkentinde yaşamı durduran, o ülkenin, o insanlarının, Ankara’nın, hemşehrilerinin yaşamını yönetilemez,
sürdürülemez hâle getiren bir anlayışla karşı karşıyayız. Şimdi, neler yapılıyor? 6 ila 12 Temmuz tarihleri arasında Ankara merkezde bütün kamu görevlileri idari izinli. 70 bin güvenlik personelini sahaya sürmüşsünüz. Peki, bunlara ilaveten ne var? Meclis kapalı. Niye Meclis kapalı ya? Yani NATO toplantısıyla Meclisin ne sorun var ki? Meclis çalışmaya, yasama faaliyeti yapmaya, denetleme faaliyeti yapmaya niye devam edemiyor acaba? Meclisi de kapatıyorsunuz. Başka? Başka acayip şeyler var. NATO’cuların gözünden yoksul mahallelerin yoksulluğunu gizleyebilmek için büyük, açık hava “outdoor” panolarıyla yoksul mahalleleri kapatıyorsunuz, saklıyorsunuz. Yahu, 12 milyar lira para harcamışsınız bunlar için. Antik vazolar koyuyorsunuz yollara, yolların ortalarına. Keşke bu harcadığınız parayı yoksulluğu gizlemek için değil de o yoksul mahalleleri yoksulluktan kurtarmak ve yurttaşların yaşayabileceği bir niteliğe dönüştürebilmek için harcasaydınız, böyle bir bilincin sahibi olsaydınız. Medya sansürü bir felaket. Efendim, hangi medya organları giremeyecekmiş? İzleyemeyecekler ve soru soramayacaklar NATO toplantılarında. Kimlermiş onlar?Cumhuriyet, Halk TV, Sözcü, Birgün, Evrensel, Nefes, Anka, İlke TV, Medyascope, T24. NATO’culara soruyorsunuz: “Bu neden?” diye, “Biz ev sahibi ülkenin takdir yetkisine bırakıyoruz.” diyorlar. Biz de ev sahibi ülke sizseniz eğer size soruyoruz: Ya, bu basın organlarıyla derdiniz ne ki? Sadece size sormuyoruz.
Anlaşılıyor ki NATO, çoğulcu, demokratik, bir hukuk devletiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti yerine tek adam devletinin kurallarını gayet güzel içselleştirmiş ve onun keyfini yaşıyor. Yani bizim sesimiz orada duyulmasın, bizim sorularımız orada duyulmasın “Tek taraflı olarak bir zirve yapın.” diye bakıyorlar. Tabii, bu demokrasi, hukuk, çoğulculuk, belki tehlikeli kavramlar sizin için ama tek adam rejimi sürdürülebilir değil, bunu göreceğiz.
Tabii, bütün bunların üzerine tüy diken başka uygulamalar var: Arkadaşlar, önünüze geleni tutukluyorsunuz. Yahu, hiç utanmıyor musunuz kardeşim? TEMA’cıları yani Nallıhan’a botanik gözlem yapmaya gitmiş TEMA’cıları, yaşları 50 ila 80 arasında değişen insanları TKP-ML üyesi olmakla suçlamak “Silahlı örgüt üyesi misiniz, silahlı eğitim aldınız mı, kod adınız var mı?” diye sormak, bunlarla yetinmemek üstüne bir de tutuklamak; hiç utanmıyor musunuz kardeşim? Nevzat Özer, TEMA’nın Ankara temsilcisi, benim çeyrek asırlık arkadaşımdır. Karınca ezmez bir adamdır, bir doğaseverdir, evet, düşüncesini asla satmayan bir adamdır ama bir taraftan da memleketine âşık bir adamdır. Nevzat Özer şimdi tutuklu öyle mi? Emel Hoca, Emel Memiş, bugüne kadar kadın sorunları üzerine, cinsiyet eşitliği çalışmalarıyla, yoksulluk çalışmalarıyla tanınan, üstelik de bakanlıklarla da çeşitli çalışmalar yapan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi; tutuklu öyle mi? Sizin gözünüzde bunlar potansiyel suçlu öyle mi?
NATO’ya karşı eylem yapabilme ihtimallerine karşılık tutukluyorsunuz öyle mi bunları? Yani sizin gözünüzde, sizin gibi düşünmeyen, sizden farklı fikrini cesaretle, aydın namusuyla ortaya koyabilen herkes olağan şüpheli; bu, sürpriz değil zaten. Türkiye’nin zaten cezaevleri olağan şüpheli, siyasi tutuklularla dolu ama bir kere daha söyleyeyim, bu da sürdürülebilir değil. Önleyici kolluk tedbiri diye açıklamaya çalışan zavallılar var, gerçekten utanıyorum yani hürriyeti bağlayıcı cezayı önleyici kolluk tedbiri olarak açıklamaya yelteniyorsunuz. Oysa bu Meclis on yıl evvel önleyici tutuklamaları reddetti, o tasarıda bile yalnızca kırk sekiz saatliğine gözaltı vardı, şimdi onu da aştınız; geldiğiniz yeri iyi görün.
Arkadaşlar, tabii, NATO 1949, Birleşmiş Milletler 1945 yılında kuruldu, o tarihten bu yana dünya 500 kere takla attı. Refah devleti uygulamaları sona erdi, onun üzerinden bir neoliberal düzen geldi, neoliberal düzen kendi krizlerini yarattı ve bu bağlamda, idari ve askerî organizasyonların ne yapıp ne yapamadığı da ortaya çıktı. Birleşmiş Milletlerin küresel düzeyde sorun çözebildiğine inanan hiç kimse kalmadı. NATO için ise şunu söyleyeyim: Hani size meşruiyet sağlayan Trump’ınız var ya, Trump diyor ki: “Parayı ben veriyorum, parayı ben veriyorsam NATO benim çıkarlarına hizmet edecektir.” Diğer taraftan, Avrupa da kendi ordusunu kurma telaşı içerisine düşmüş. Böyle bir ortamda Eric Hobsbawm 20’nci yüzyılı aşırılıklar çağı olarak tanımlamıştı, Gramsci çok daha güzel bir şey söylemiş: Eski eskiyerek çekiyor gidiyor ama yeni henüz gelmedi, ortada canavarlar dolaşıyor. Bu canavarlara karşı durmak bir aydın namusu erdemidir. Bunu buradan Türkiye Büyük Millet Meclisinin turuncu koltuklarına bırakıyorum.
Tabii, yaşadığımız ortam, özellikle İran savaşı, bize hamaset ile gerçekler arasındaki farkı çok açık bir şekilde gösterdi. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada ulusal güvenlik son derece önemli bir husustur. Ancak bir kere daha söylüyorum, ulusal güvenlik akılla, rasyonaliteyle, planlamayla olur. Neyi gördük İran savaşında? Gördüğümüz şudur: Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine en son giren F-16 Aralık 2012 tarihlidir yani sizin envanterinize neredeyse on beş yıldır yeni bir uçak girmemiştir. Güçlü ordular içerisinde 5’inci nesil uçağı olmayan tek orduyu Türk Silahlı Kuvvetleri hâline siz getirdiniz. Türkiye’nin F-35’i yoktur çünkü programdan çıkartıldınız. Eurofighter’i alacaktınız, ikinci elini, yenisini alacaktınız, Eurofighter yoktur. KAAN uçağının motorunun olmadığı Hakan Fidan’ın kendi sözleriyle kanıtlanmıştır ama siz hamasete devam edin. Hava savunma sisteminizin çok iyi olduğunu anlatır durursunuz, Kürecik’teki Amerikan üssünü koruyabilmek için İspanya’dan ve Almanya’dan Patriot’ları siz getirttirdiniz. Türkiye’nin güney illerine hedeflenen füzeleri Akdeniz’deki bize ait olmayan uçak gemilerinden atılan füzelerle ancak durdurabildiniz.
S-400’leri de ambalajlarından çıkartamadınız ne gam, hamasete devam edersiniz. Kara kuvvetlerinde Altay tankının motorunun olmadığı ortadadır. Dolayısıyla, modern ordular içerisinde gelişmiş bir tankı olmayan Türk Silahlı Kuvvetlerini de bu hâle siz getirdiniz. Şunu söyleyelim: Türk Silahlı Kuvvetleri elbette ulusal güvenliğimiz açısından onurumuzdur. Kuvvetli bir orduya, bu coğrafyada herkesin ihtiyacı vardır ancak ulusal güvenlik hamasetle değil, akılcı planlamalarla, kaynakları doğru tahsis etmekle ve bunların da hamasetini yapmak değil, ortaya sonuçlar koymakla, çıktılar koymakla olur. Bunları mutlaka gerçekleştireceğiz. Türkiye’nin bütün bu olumsuzluklarının ötesinde çok daha güçlü bir yönetime ihtiyacı vardır ve ilk seçimde de bu yönetimi sağlayacağız.
Çok teşekkür ediyorum.





















Sosyal Medya Hesaplarımız