Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CumhuriyetTV ekranlarında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Murat Kapki’nin mahkemedeki itiraflarını değerlendiren Günaydın, savcılığın Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve diğer CHP’li isimleri hedef alarak aleyhe delil uydurduğunu iddia etti. İmamoğlu’nun diploma davasındaki istinaf ret kararına da değinen Günaydın, AKP iktidarının yargıyı araçsallaştırarak siyaseti dizayn etmeye çalıştığını vurguladı.
“ALEYHE DELİL UYDURDUĞU GÖRÜLÜYOR”
Murat Kapki’nin duruşmadaki ifadelerinin soruşturma ve iddianame sürecinin nasıl yürütüldüğünü açıkça ortaya koyduğunu belirten Gökhan Günaydın, savcılığın iş tutuş tarzını eleştirdi. Kapki’nin baskı altında ifade verdiğini itiraf ettiğini söyleyen Günaydın, “Benim eşim, babam, kardeşim, avukatımı gözaltına aldılar. Bana Roma’yı da sen mi yaktın deseler evet diyecektim, yeter ki eşimi bıraksınlar duygusundaydım diyor. CMK uyarınca lehe ve aleyhe delil toplamakla yükümlü olan savcılığın, aleyhe delil uydurduğu görülüyor” ifadelerini kullandı. İmamoğlu ve Murat Ongun gibi isimlerle daha önce tanışıklığı bile olmayan Kapki’nin iftiraya zorlandığını belirtti.
“DERTLERİ EKREM İMAMOĞLU’NU SAF DIŞI BIRAKMA ÇABASI”
Yargı süreçlerinin arkasındaki siyasi motivasyona dikkat çeken Günaydın, davanın tamamen siyasi saiklerle yürütüldüğünü ifade etti. Mücahit Birinci’nin iddialarına da değinen Günaydın, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’i suçlayan metinlerin kimler tarafından hazırlatılmak istendiğini sordu. AKP’nin kararsızlar dağıtılmadan taban oyunun yüzde 21 seviyesinde olduğunu belirten CHP’li vekil, “Vatandaşın rızasını kazanamamışsanız, yargıyı araçsallaştırarak zor yoluyla iktidarı elinde tutmaya çalışırsınız. Muktedirlerin derdi, Ekrem İmamoğlu’nu yenemeyeceklerini bildikleri için onu siyaset dışına, ring dışına bırakma çabasıdır” dedi.
“EKREM BAŞKANIN ADAY OLABİLME ÖN KOŞULU ORTADAN KALDIRILIYOR”
Ekrem İmamoğlu’nun diploma davasında yaşanan son gelişmeleri de aktaran Günaydın, Bölge İdare Mahkemesi 7. Dairesi’nin istinaf başvurusunu reddettiğini açıkladı. Mahkeme heyetindeki değişikliklere dikkat çeken Günaydın, sürecin hukukla açıklanamayacağını söyledi. Hulusi Akar’ın kızıyla ilgili geçmişteki bir YÖK davasının zaman aşımından reddedildiğini hatırlatarak, İmamoğlu’nun 30 yıllık diplomasının iptal edilmeye çalışılmasının siyasi bir hamle olduğunu belirtti. Günaydın, “Danıştay’dan da red kararı gelirse Ekrem İmamoğlu’nun diploması diplomasızlar tarafından iptal edilmiş olacak ve böylece Ekrem Başkanın aday olabilme ön koşulu ortadan kaldırılıyor” diyerek tepki gösterdi.
“BU PARTİ VATANDAŞINI ÇARESİZ BIRAKMAZ”
Olası bir adaylık engeli senaryosuna karşı CHP’nin hazırlıklı olup olmadığı yönündeki soruya yanıt veren Günaydın, teslimiyetçi bir tavır takınmayacaklarını vurguladı. Hukuksuzluğa karşı sonuna kadar mücadele edeceklerini belirten Günaydın, “Bu parti 9 Eylül 1923’te kurulmuş bir partidir. Cumhuriyetin ilanından 50 gün önce kurulmuş bir partidir. Bu parti vatandaşını çaresiz bırakmaz. Onların planını her koşulda bozmak için her şeyi yapacağız” diyerek sözlerini tamamladı.
İrem Karataş: Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın benimle. Hoş geldiniz efendim. Kapki ile başlamak istiyorum. Şimdiye kadar çok şey gördük, çok şey duyduk bu duruşmada ama Kapki biraz daha kendine has, şahsına münhasır oldu bence. Söyledikleri çok çarpıcı. Bugün de yine aynı şeyleri kaydettiğini gördük. Kapki’nin ifadesinin ardından normalde ne yaşanması gerekir bu dosyada?
Gökhan Günaydın: Kapki’nin ifadesini tek başına almamak lazım. Çünkü Kapki kendi ifadesi alınırken savcının iş tutuş tarzını ortaya koydu. Dolayısıyla anlattıkları sadece kendisine özgü bir şey değil; bütün o soruşturma aşamasına, dolayısıyla o aşamanın sonrasında düzenlenen iddianame sürecine ilişkin. Evet. Ne dedi Kapki? “Benim” dedi, “eşimi, babamı, kardeşimi, avukatımı gözaltına aldılar. Eşimi gözaltına aldıkları gün beni savcılığa ifadeye çağırdılar. Bana Roma’yı da sen mi yaktın diye sorsalardı evet ben yaktım diyecektim çünkü yeter ki eşimi bıraksınlar. Duygum buydu” dedi. Dolayısıyla hani sorunuza somut yanıt vermek için oraya döneyim. Murat Kapki için bu yöntemi deneyen savcılığın diğer tanıkların ifadelerini alırken başka yöntemler denediğine ikna olmamız için yeterli bir neden yok. Evet. Dolayısıyla lehe ve aleyhe tüm delilleri toplamakla yükümlü olan, CMK uyarınca yükümlü olan savcılığın bırakın lehe delilleri toplamayı aleyhe delil uydurduğu görülüyor burada. Ne diyor Kapki? “Benden Ekrem İmamoğlu için, Murat Ongun için, Fatih Keleş için, Hüseyin Köksal için, İnan Güney için bir şeyler söylememi istediler. Ben de istediklerini onlara verdim. Bunların tamamı yalandı. O gün karımı kurtarmak için yaptığım şeylerdi” diyor. Şimdi dolayısıyla bütün bu tablo, bir kere daha söylemek gerekirse bir gerçeği ortaya koyuyor. Ekrem İmamoğlu’nun kasası olarak tanımlanıyor Kapki. Ekrem İmamoğlu soruyor kendisine, “Biz seninle tanışıyor muyuz?” diye. O da diyor ki “Kültür A.Ş.’nin düzenlediği büyük bir yemek vardı, bir kere orada el sıkıştık” diyor. Evet. Murat Ongun soruyor, “Seninle tanıştık mı biz?” diye. “En az 10 kere randevu istedim sizden, tanışabilmek, konuşabilmek ne mümkündü ki” diyor. Aynı soruyu İnan Güney sordu, ona da aynı yanıtı verdi. Yani çok açıkça hiç tanımadığı insanlara yönelik bir iftira işi Kapki tarafından ifadelendirilmiş ama bunu zorlayan savcılık makamı. Dolayısıyla ne olması gerekir meselesini söyleyeyim. Denilebilir ki Murat Kapki ifadesini çekti ama benzer ifadeleri veren başka sanık ve tanıklar da var. Peki o sanık ve tanıklara savcının başka yöntemleri uyguladığına yönelik bizi ikna edecek bir şey var mı? Dolayısıyla bu tablo tümüyle yürütülen sürecin hukuka yabancı, siyasi saiklerle yürütüldüğünün açıkça bir kanıtıdır.
İrem Karataş: Neden Ekrem İmamoğlu için bir şeyler söylemesini istiyorlar? Savcılığın Ekrem İmamoğlu’yla derdi ne ki? Derdi ne? Nedir Gökhan Bey? Derdi ne?
Gökhan Günaydın: Savcının bizatihi bir derdi yok ama siyaset kurumunun, daha doğrusu muktedirlerin derdi var. Muktedirlerin derdi, Ekrem İmamoğlu’nu yenemeyeceklerini bildikleri için onu siyaset dışına, saf dışına, ring dışına bırakma çabası. Bunu görmek için çok fazla neden var aslında. Bir şey hatırlatayım; bugünlerde sureti haktan açıklamalarla dikkat çekiyor Mücahit Birinci. Mücahit Birinci’ye yönelik ne demişlerdi? “Bana geldi” dedi, tutuklu sanıklardan bir tanesi bana geldi, benden iki sayfalık bir metni imzalamamı istedi. O metinde hem Ekrem İmamoğlu hem Özgür Özel birlikte suçlanıyorlar. Sonra da benden 2 million dolar istedi demiş. Demiş ki “Ya o 2 milyon doları senin bana vermen lazım benim bunları imzalamam için, öyle şey yok .” Süreç böyle yürüyor. Hem bunu imzalayacaksın hem bunu vereceksin. Peki soralım, Mücahit Birinci o iki sayfalık metni neden imzalatmak istiyor? Mücahit Birinci o iki sayfalık metni kendisi mi yazmış? Ekrem İmamoğlu’na ve Özgür Özel’e gitmek isteyenler kimler? Kimler Ekrem Bey ve Özgür Bey aleyhine ifade verdirmek istiyorlar? Bundan siyasi çıkarı olan kim? Kimler sorusuna bile gerek yok, kim? Bu kadar basit. Bugün bizim burada yaşadığımız her şeyin özeti bugünkü ifadede ortaya çıktı. Murat Kapki dün, bugün, dün, evvelsi gün beyanlarda bulundu. Bugün söz aldı, bir 15 dakika ilave beyanda bulundu. Sonra ona hakim, savcı ve sanıklar soru sordu. Bence kilit gün bugündü. Her şeyin böyle sapır sapır ortaya döküldüğü, lime lime döküldüğü bir gün yaşadık. Bugünden sonra ne yapılması gerekir sorusunu söyleyeyim ben size : Murat Kapki’den başka aleyhinde tanık ifadesi olmayan herkesin derhal serbest bırakılması lazım. Evet. Murat Kapki’den başka ifadesi olanların da çağırıp “Senin de benzer süreçlere muhatap olup olmadığın konusunda bana bilgi ver” diye sorulması lazım kendisine. Denilmeli ki, diyor ki Kapki “Savcı beni yönlendirdi .” Ey Ahmet, seni de yönlendirdi mi? Anlatabiliyor muyum? Ben bir hakimden, bir siyasetçi olarak değil, onlardan daha kıdemli bir ceza hukukçusu olarak bunu sormasını beklerim. Sorup sormayacaklarını göreceğiz ama şu görülüyor ki orta yerde siyasi saiklerle başlamış ve yürütülen bir dava süreci var.
İrem Karataş: Peki aslında özetlediniz. Siyasi bir dava ve bir hukuki mücadele elbette veriliyor ama aslında bütün bu kilidi açacak olan bir siyasal mücadele. Dolayısıyla nasıl bir siyasal mücadele diye soracağım. Daha bugün bile Boğaziçi şirketine yönelik bir operasyonla 57 kişi gözaltına alındı. Biliyorsunuz mutlak butlan tartışmaları 2 ayda bir böyle önümüze geliyor, tekrar tekrar konuşuyoruz. Büyük de bir mesele var. Cumhuriyet Halk Partisi bununla tabii ki savaşıyor ama nasıl bir şey öngörüyorsunuz?
Gökhan Günaydın: Şimdi AKP’nin kararsızlar dağıtılmadan taban oyu yüzde 21. Yanlış duymadınız, yalnızca yüzde 21. Bu yüzde 21 oyla bu memleketi ellerinde tutmak istiyorlar. Bir iktidarın iktidarını devam ettirebilmesi için iki yöntemi vardır : Bir, çarşıya pazara çıkacak, vatandaşın rızasını kazanacak. Ekonomi iyiye gidecek, adalet iyiye gidecek, dış politika iyiye gidecek, vatandaş da diyecek ki “Bunlar bizi yönetebilirler .” Vatandaş diyor ki, vatandaşın yüzde 21’i “Bunlar bizi yönetebilirler” diyor. Geriye ne kalıyor? Vatandaşın rızasını kazanamamışsan, bundan sonra da kazanabileceğin görünmüyor ise o halde yargıyı araçsallaştırarak zor yoluyla iktidarı elinde tutmaya çalışacaksın. Bunu 1940’larda Gramsci yazmış. Yani ama İtalya’nın faşist Mussolini yönetimi koşulları altındaki bir dönemde bunu teorikleştirmiş. Gramsci’nin yazdıklarıyla Türkiye’de yaşananın benzer bir şey olduğundan hiç kuşku yok. Dolayısıyla burada olan mahkemeden ne sonuç alacağı meselesini şöyle bir yere koyalım; bekliyoruz ne sonuç alacağımızı. Bakın diploma davası ne oldu? İlk derece mahkemesinde skandal bir kararla iptal edilmişti. Aber o iptal edilmeden evvel ilk derece mahkemesinin bütün hakimleri değiştirilmişti. Daha doğrusu netini söyleyelim, heyetten 3 kişiden ikisi değiştirilmişti. Sonra Bölge İdare Mahkemesi’ne geçti. Bölge İdare Mahkemesi’nin 7. Dairesi’nin de hakimi, üyeleri değiştirildi ve bugün üç sayfa baktığım karara biraz evvel yapılan istinaf başvurusu reddedildi. Dolayısıyla geriye bir temyiz başvurusu kaldı, kuşkusuz oraya da gidilecek. Danıştay’dan da red kararı gelirse Ekrem İmamoğlu’nun diploması diplomasızlar tarafından iptal edilmiş olacak ve böylece Ekrem Başkanın aday olabilme ön koşulu ortadan kaldırılıyor. Yani buraya ben nasıl bir hukuki süreçtir muamelesi yapabilirim ki? Yani memlekette hakimler, savcılar bakmışlar diploma usulsüz, Ekrem Bey’in diplomasını iptal etmişler. Öyle mi yani? Ekrem Bey 2014’te Beylikdüzü’nü kazanmasaydı, 2019’da, 2024’te Büyükşehir’i kazanmasaydı, Cumhurbaşkanı adayı olmasaydı mahkeme diplomasının üzerine bir tartışma doğar mıydı doğmaz mıydı? Vicdanı olan herkese bu soruyu soruyorum. Ya Hulusi Akar’ın kızı Amerika’da biyoloji okudu, Türkiye’ye tıp fakültesine transfer oldu. Bu konuda YÖK’e yapılan başvuru üzerinden 10 yıl geçmiştir ve zaman aşımıdır diye reddedildi. Ekrem Bey’in davası şey, diplomasının üzerinden 30 küsur yıl geçti be kardeşim. Dolayısıyla bütün bu tablonun hukukla falan açıklanabilir bir hali yoktur. Ben eski bir hukukçuyum, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunuyum. Evet. O diplomayı iptal eden İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, benim üniversitemin yönetim kurulu. Evet. Oranın öğrencileri de 19 Mart günü bariyerleri yıkarak Çağlayan’a, daha doğrusu Saraçhane’ye gelen çocuklar. E ben şimdi ne diyeyim? Yaşasın onların öğrencileri, yaşasın İstanbul Hukuk’un öğrencileri diyeyim ve akademik özgürlüğünü kaybetmiş ve maalesef siyasete alet olmuş o yönetim açısından da yani bunların hepsinin eleştirileceği, öz eleştiri yapmanın gerekeceği günler gelecektir diyeyim.
İrem Karataş: Evet. Peki o halde son sorum olsun aslında. Bir diploma davası var, belli ki bir adaylığı engelleme hamlesi. Dolayısıyla dediğiniz gibi iptal de edilebilir, Ekrem İmamoğlu bu seçime giremeyebilir. Önümüzdeki bir seçime, daha doğrusu belli değil ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ekrem İmamoğlu diploması iptal edilmeyip bu seçime girerse ya da giremezse senaryoları, çalışmaları hazır mı?
Gökhan Günaydın: Şunu ifade edeyim öncelikle : Benim “senaryom hazır” demem bu iptal meselesini kabul ediyorum anlamına gelir mi gelmez mi? Önce bir bunu sormam lazım. Bu meselenin tümüyle hukuksuz olduğu çok açıktır. Dibine kadar zorlayacağız. Hiç kimse rakibini ring dışına atarak, butlanla tehdit ederek, kapatmayla kapatma cümlesi kurmaya cüret ederek siyaseti dizayn edemez. Evet. Ama şunu da ifade edeyim; bu parti 9 Eylül 1923’te kurulmuş bir partidir. Cumhuriyetin ilanından 50 gün önce kurulmuş bir partidir. Bu parti vatandaşını çaresiz bırakmaz. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk geçmiş bu partinin başından. Hepimiz geçeriz ama bu parti kurumsal varlığıyla birlikte milletle bütünleşerek çareler üretmeye devam eder. Dolayısıyla sorunuzun yanıtı; onların hazırladığı düzleme boyun eğmeyeceğiz ama onların planını her koşulda bozmak için her şeyi yapacağız.
İrem Karataş: Evet. Peki Gökhan Bey çok teşekkür ederim. İyi ki vakit ayırdınız. Sağ olunuz, kolay gelsin.
Gökhan Günaydın: Çok teşekkürler, kolay gelsin, hoşça kalın.






















Sosyal Medya Hesaplarımız