"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Basın Açıklamaları
  6. »
  7. Emekliye Müjde Mi, Yoksa Büyük Bir Aldatmaca Mı?
bu içeriği paylaşın;

Emekliye Müjde Mi, Yoksa Büyük Bir Aldatmaca Mı?

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iktidarın emekli ikramiyeleri, yargı bağımsızlığı ve savunma sanayisindeki politikalarını sert bir dille eleştirerek, gerçeklerin hamasetle örtülemeyeceğini vurguladı.
Yazı Boyutu:
12px
32px

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Günaydın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emeklilere yönelik açıklamalarını “müjde değil, rutin ödemenin öne çekilmesi” olarak nitelendirirken, MHP Lideri Bahçeli’nin duruşmaların canlı yayınlanması talebine yönelik tutarsızlıklara dikkat çekti. Ayrıca, Türkiye’nin savunma sanayisindeki gerçek tablonun iktidarın anlattığı hamasetten çok uzak olduğunu vurgulayarak, askeri envanterdeki eksiklikleri ve dış politikadaki savrulmaları eleştirdi.

“BU BİR ZAM DEĞİLDİR, FİYAT AYARLAMASIDIR DİYEREK HER ŞEYİ GİZLEMEYE ÇALIŞANLAR”

Erdoğan’ın emeklilere bayram ikramiyeleri ve maaşların 14 Mart’tan itibaren ödeneceği yönündeki açıklamasını eleştiren Günaydın, bunun yeni bir müjde olmadığını ifade etti. “Yani 23 yıllık iktidarlarında bu bir zam değildir, fiyat ayarlamasıdır diyerek her şeyi gizlemeye çalışanlar ve bunun aslında edebiyatını yapanlar bugün de bize emekliye, ikramiye farkı vermemeyi bir müjde atıyorlar” sözleriyle iktidara yüklendi. Günaydın, 17 milyon emekliye 1.000 TL ilave ödeme yapmanın 17 milyar TL’ye mal olacağını, ancak iktidarın faize 2 trilyon 770 milyar TL ayırırken emekliye bütçe bulamadığını belirtti.

“SİYASET BUGÜN SÖYLEDİĞİNİ YARIN UNUTMAZ SANATI DEĞİL”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin duruşmaların televizyonlardan canlı yayınlanması gerektiği yönündeki sözlerini hatırlatan Günaydın , CHP’nin 9 Mayıs 2025 ve 2 Aralık 2025 tarihlerinde bu yönde kanun teklifleri verdiğini ancak tekliflerin reddedildiğini açıkladı. “Siyaset bugün söylediğini yarın unutmaz sanatı değil” diyen Günaydın , yarın bu teklifi tekrar meclis genel kuruluna indireceklerini ve MHP milletvekillerinin el kaldırırken genel başkanlarıyla uyumlu davranıp davranmayacaklarına bakacaklarını dile getirdi. Ayrıca, mahkemelerin şov yeri olmadığını savunan Akın Gürlek’e yüklenerek, bir davanın baştan sona siyasi bir iddianameyle yazıldığını savundu.

“HAMMASETLE GERÇEKLERİN ÜZERİNİ ÖRTEMEZSİNİZ”

Ortadoğu’daki savaş ortamına ve Trump yönetiminin uluslararası hukuku yok sayan adımlarına değinen Günaydın, bölge yanarken Türkiye’nin olası bir savaşa ne kadar hazır olduğunu sorguladı. İktidarın savunma sanayisindeki söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını savunan Günaydın, Türkiye’nin dünyada ilk 100’e giren 5 savunma şirketinden 4’ünün AKP öncesi kurulduğunu hatırlattı. “Hammasetle gerçeklerin üzerini örtemezsiniz” diyen Günaydın , Türk ordusunun büyük ordular içerisinde modernize edilmiş tanka ve 5. nesil savaş uçağına sahip olmayan tek ordu olduğunu ifade etti. Kaan savaş uçağının motorunun olmadığını, F-35 ve Eurofighter projelerinde yaşanan teslimat gecikmelerini ve hava savunmasında halen emanet Patriot füzelerine muhtaç olunduğunu detaylarıyla anlattı.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşmasının tam metni;

Değerli basın mensupları; sizlerin aracılığınızla bizleri izleyen milletimizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyoruz. 

Biraz evvel AKP Grup Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan bir önemli açıklama yaptı. Açıklama aynen şöyle: “Son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum…” Şimdi dinliyoruz acaba müjde neymiş diye: “Emeklilerimizin bayram ikramiyelerini her yıl olduğu gibi yine bayram öncesinde hesaplarına yatırıyoruz.” Acaba ne zaman yatıracaktınız? Her sene zaten bayramdan önce yatırılmıyor muydu? “Ayrıca emeklilerimizin bu ayki maaş ödemelerini de öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz. Hayırlı uğurlu olsun…”

Yani 23 yıllık iktidarlarında “bu bir zam değildir, fiyat ayarlamasıdır” diyerek her şeyi gizlemeye çalışanlar ve bunun aslında edebiyatını yapanlar, bugün de bize emekliye ikramiye farkı vermemeyi bir müjde olarak anlatabiliyorlar. Arkadaşlar, 17 milyon emeklimiz var. Eğer 1000 TL ilave ödeme yapsalardı bu 17 milyar TL edecekti. Önce “1000 TL mi 1500 TL mi?” diye tartıştılar, sonra AKP Grup Başkanı Abdullah Güler cebini gösterdi böyle “paramız yok ki ödeme yapalım” dedi. Bugün de Erdoğan normal ödemeleri öne çekmeyi bir bayram müjdesi olarak sunabiliyor.

Peki, gerçekten bu memleketin bütçesinde para yok mu? Türkiye dünyanın 20’nci büyük ekonomisi. Azıcık hortumlar kesilse, azıcık o hortumlar yurttaşlara doğru kanalize edilse herkese yetecek para var. Nitekim 2 trilyon 770 milyar TL’yi faize gömüyorsunuz ama onun yüzde 1-1,5’u kadar olan 1000 TL’lik ikramiye ilave zammını bile yapamayacak bir haldesiniz. Ama lafa geldi mi Türkiye yüzyılı, lafa geldi mi uçan kaçan bir AKP hükümeti… İşte tablo bu kadar açıktır. Bu bayrama da emeklilerimiz gözlerini torunlarından kaçırarak, kurban kesemeyerek ve o hüznü evlerinde yaşayarak geçirecekler. Bunların, bu durumun müsebbiplerinden, ilk seçimde hesap sorulacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Bir başka önemli konu… Devlet Bahçeli dün açıkladı. Farkındaysanız bugün Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ile güne başladım. Bahçeli diyor ki dünkü grup toplantısında: “Biz duruşmalar televizyonlardan canlı yayınlansın derken haksız mıydık? Milletimizin gözü önünde ak koyun, kara koyun tefrik edilsin, her şey bilinsin, görülsün, birebir takip edilsin derken yanlış mı söylüyorduk? Geldiğimiz bu süreçte haklılığımız netleşmiştir.”

Bunu kim söylüyor? Bunu Devlet Bahçeli söylüyor. Devlet Bahçeli bu tip açıklamaları daha evvel de yapmıştı. Bakın sevgili arkadaşlar; biz 9 Mayıs 2025 tarihinde üç grup başkanvekili imzasıyla “duruşmalar TRT’den yayımlansın” diye kanun teklifimizi vermiştik. Bu teklifi imzalamadınız. Sonra Devlet Bahçeli benzer bir açıklama yapınca televizyonda bu kez bu kanun teklifini İçtüzük 37’nci madde üzerinden 2 Aralık 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine indirmiştik ve orada MHP milletvekilleri adeta genel başkanlarının sözünün dışında ve tersine davranarak AKP ile birlikte tutum almış ve bizim kanun teklifimizi reddetmişlerdi.

Şimdi üzerinden 3,5 ay geçti, Devlet Bahçeli bir kere daha diyor ki: “O gün haksız mıydık?” O gün haksız değilsen yarın biz önergemizi işte Genel Kurula indiriyoruz. Yarın MHP milletvekillerinin hem gözlerine hem de ellerine teker teker bakacağız; bakalım Devlet Bahçeli’nin kürsüdeki konuşmasına uyumlu bir el kaldırma faaliyeti olacak mı? Yoksa AKP milletvekillerine uyarak orada bir hayır oyu yine verecekler mi?

Siyaset, bugün söylediğini yarın unutma sanatı değildir. Böyle yapıla yapıla siyasetçinin vatandaş gözünde bir değeri kalmamıştır. Şimdi siyasetin kendini yeniden kanıtlama zamanı. Sözünüzün arkasında durun, TRT yarından itibaren hem kendisi yayınlasın hem de link versin bütün televizyonlar yayınlasın ve o salonda neler olup bittiğini hep beraber görelim.

Akın Gürlek Efendi diyor ya bugün: “Orası bir şov yapma yeri değildir” diyor. Akın Gürlek’e soralım: Eğer hakim ve heyet reddedilirse CMK 29 uyarınca o heyet başka bir işlem yapabilir mi? Heyet reddedilince, reddedenin avukatı ve müvekkili bu konudaki düşüncelerinin temellerini açıklamak üzere kürsüye çağrılmazlar mı? Sen bütün bunları yapmayacaksın, milleti jandarmaların içerisinde esir etmeye çalışacaksın… 

Oysa yine CMK’nın en önemli özelliklerinden birisi nedir? İnsanları cezaevinden alırsın, hakim önüne elleri kelepçeli olmadan getirirsin. Bu bağsız getirildi demektir. Peki, dört bir yanını 15 tane jandarma ile çevirirsen, hareket edecek bir santimetrelik yer bırakmamaya gayret edersen, bağsız olmanın bir anlamı var mı? Baştan sona bir iddianameyi siyasi yazanlar, “bugün mahkeme salonu şov yapma yeri değildir” diyorlar. Sen önce Adalet Bakan Yardımcısıyken ve aynı zamanda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken gidip Etimine’dan aldığın maaşın hesabını ver. Onun Anayasa’daki ve Hakimler Savcılar Kanunu’ndaki karşılığı açıktır. Şimdi seni Adalet Bakanı ve HSK Başkanı olarak sana mı şikayet edeceğiz? Bu yolsuzluklar, bu usulsüzlükler üzerinden böyle bir şikayet mi gerçekleştireceğiz? Türkiye’de tek adam rejiminin memleketi getirdiği yer çok açık olarak görülmektedir.

Sevgili arkadaşlar, sevgili milletimiz; Türkiye çok ciddi bir savaş ortamının içerisindedir. Trump yönetimi adeta uluslararası hukuku, devletler hukukunu, hatta etik kodları yok sayan, Amerika’daki karar alma ve yasama süreçlerini de hiçleyen, Amerikan kamuoyunun haklı itirazlarına rağmen İsrail’le birlikte on binlerce kilometre öteden uçup gelip İran’ı hem uçak gemilerinden havalanan bombardıman uçaklarıyla hem de Amerika’dan gelen B52 uçaklarıyla vuran ve bu çerçevede çok ciddi insan hakları ihlallerine, can kayıplarına neden olan bir vahşi zulümdar savaşı yürütüyor. 168 çocuk bu bombalar altında can vermiş utanmadan diyorlar ki: “Bu bombaları İran atmış olabilir.” Ahlaksızlık ve yalancılık birbiriyle beraber yürüyen iki husus olarak kayda geçiyor.

Peki, bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti’nin konumu nedir? Türkiye adeta bölge yanarken ve bu yangın bütün dünya siyasetini ve ekonomisini biçimlendirirken, etkilerken, Türkiye acaba savaşa hazır mıdır? Bütün bunları çok iyi düşünmemiz lazım. Yıllarca aydın namusu içerisinde bir dirayetli sorumlu, siyasetçi kimliği altında Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm yetkilileri ulusal güvenlik meselesi hamaset meselesi değildir, parti meselesi değildir diye açıklamalar yaptık. 

Siz bize ne dediniz? “Dünyanın en iyi savunma sanayi bizde” dediniz. “Her şeyi biz yapıyoruz, korksunlar; yeni Türkiye, Türkiye yüzyılı” dediniz. Biz de size şunları söyledik: Türkiye’nin dünyada ilk 100’e giren beş tane savunma sanayi firması vardır. Bunların 4’ü sizin zamanınızdan önce kurulmuştur. 43’üncü olan Aselsan 1975 tarihinde kuruludur. TUSAŞ-TAI ortaklığı 47’ncidir, TUSAŞ 1973’te, TAI 1984’te kurulmuştur. 71’inci olan Roketsan 1988 tarihlidir. 80’inci olan Makine Kimya Endüstrisi 1980’de kurulmuştur. Yalnızca sizin döneminizde kurulan, 2018 tarihinde kurulan ASFAT’ın ise sıralamadaki yeri 78’dir. Biz ulusal savunma sanayimizle gurur duyarız, yapılan her şey başımızın üzerindedir. Ancak bir kere daha söylüyorum: Hamasetle gerçeklerin üzerini örtemezsiniz.

Bazı rakamlar vereceğim, milletimi iyi dinlesin. İsrail, bir Konya yüzölçümünün yarısı kadar. Türkiye 780 bin kilometrekarede Gayrisafi Milli Hasıla açısından dünyanın 20’nci büyük ekonomisi. İsrail’in 589 uçağı var, bizim 573 uçağımız var. İsrail’in 191 helikopteri var, bizim 78 helikopterimiz var. Bunlar açık kaynaklardan ulaşılabilen bilgiler. Ne anlatıyorsunuz bize? Üstelik de F-16’lar modernize edilememiş, İsrail’in elinde 5’inci nesil F-35’ler var ve uçak sayısında bile geridesiniz ama hamasette dünya birincisiniz.

Tankta durumumuz nedir? Ben askerken işleyen tanklar hâlâ envanterde. Leopar tankları, T-60 tankları… Dünyanın büyük orduları içerisinde modernize tanka sahip olmayan tek ordusu AKP elinde Türk ordusu haline getirilmiştir. Bunu üzülerek söylüyorum, kayda geçmesi ve bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiği için söylüyorum. Ne yaptınız? Evet, siz bir Altay tankı geliştirmeye çalıştınız ama motor problemleri, şanzıman problemleri, siyasetin sürekli müdahalesi… Orta yerde Altay tankı yok ve modern bir tanka sahip olmayan, yanı başımızda savaşla yüz yüze kalmış bir Türkiye Cumhuriyeti ve ordusu…

Yine büyük ordular içerisinde 5’inci nesil uçağa sahip olmayan tek ordu Türk ordusudur arkadaşlar. “Kaan’ı Endonezya’ya sattık” dediniz, Kaan’ın motorunun olmadığını Hakan Fidan itiraf etti. Motoru olmayan uçağı Endonezya’ya satıyorsunuz. Hadi Amerika’dan motorunu aldınız, Amerika size motor verdiği sürece bir uçağınız var. Bu meseleleri hamasetle kapatamayız.

F16: İktidarınızda alınabilen F16 sayısı yalnızca 30’dur ve en son F16 2013’te alınmıştır. Demek ki aşağı yukarı 13 yıldır Türk ordusunun envanterine bir tane F16 uçağı girmemiştir.

F-35’ler için 1.4 milyar doları Amerika’nın eline saydınız, 2018’de teslimatlar başlayacaktı, S-400 sevdamızdan dolayı şu ana kadar envantere 1 tane F35 girmedi.

Eurofighter Typhoon: İngiltere ile bir anlaşma yaptınız. Anlaşmanın finansal miktarı 8 milyar sterlin, kabaca 10.7 milyar dolara geliyor. 20 tane Eurofighter Typhoon alacaksınız. Ne zaman başlayacak teslimatlar? 2030’dan itibaren. Yani Türkiye 4 yıl Eurofighter uçağı gelmesini bekleyecek.

Katar ve Umman’dan ikinci el Eurofighter alıyordunuz, ne oldu o iş? 12 + 12 toplam 24 tane uçak alıyordunuz, ne oldu o iş? Anlaşması yapıldı mı? Fiyatı ödendi mi? Orta yerde hiçbir gelişme yok. Yani Türkiye’nin elinde üzülerek söylüyorum ki modernize edilmemiş F16’lar var; F-35’in yok, Eurofighter’ın yok ve 5’inci nesil uçağın yok.

Hava savunma sistemleri: Her gün vileda sopasıyla çıkanlar ekranlarda hava savunmanın ne kadar mükemmel olduğunu anlatıyorlardı değil mi? İHA’larımız, SİHA’larımız vardı, Siper’lerimiz vardı. Şimdi soruyorum: Kürecik’teki üssü korumak için siz emanet Patriot’a muhtaç hale bıraktınız memleketi. O emanet Patriot da Malatya’da Kürecik’i koruyor, seni korumuyor. Güneyine düşen füzeleri Amerikan uçaklarından atılan füzelerle düşürebiliyorsun ancak, onların da bir kısmı kendi topraklarına düşüyor. Demek ki, bir kere daha söyleyelim: Ulusal güvenlik hamasetle değil, stratejik planlama ve akılcı dış politika ile olur.

Şunu eklemekte yarar görürüm. Dün burada kapalı bir toplantı yapıldı. Hiç şüphesiz Meclisin kapalı toplantılarında Milli Savunma Bakanlarının, Dışişleri Bakanlarının milletvekillerini bilgilendirmesi önemlidir. Açıkça söyleyelim; 10 yıl boyunca bu tutanaklar elbette açıklanmayacak ama milletimiz şunu bilsin ki, gazete haberlerinin dışında milletvekillerinin duyduğu yeni bir haber yoktur.

Tam da bu esnada kendisini milli ve yerli olarak tanımlayan AKP’ye 500 kere yaptığımız çağrıyı bir kere daha yapalım: 1 Mart 2003 tezkeresinin geçmemesi için Cumhuriyet Halk Partisi canla başla gayret etti. Sizden de 85-90 milletvekili hayır dedi. O çerçevede o tezkere, yani 70 bin Amerikan askerinin bizim topraklarımızı çiğneyerek Irak’ı işgal etmesi ve 1 milyon Müslüman insanın kanına elimizin bulaşmasını engellemiş olduk.

Neden üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, 23 yıl geçmesine rağmen o tutanakları yayınlayamıyorsunuz? Kimin ne dediğini kimden saklıyorsunuz? CHP’liler ne demiş? Siz ne demişsiniz?.. Hepsini bir kamuoyunun önüne koyalım ki kim antiemperyalistmiş; kim Amerikan çıkarlarına baştan bu yana teşneymiş? Bunu herkes görsün.

Maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nin getirildiği durum budur. Bu 23 yıl boyunca sorumsuz savruk dış politika ve savunma politikasının memleketi ne hale getirdiğinin açık bir örneğini sizlerle paylaştım. Bu Türk milletine karşı bizim bir sorumluluğumuzdur ve görevimizdir. Bu tablo bir an evvel toparlanmak zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti hem sert güç denilen ordusunu modernize etme ve yenileme, bunun için her türlü kaynağı akılcı bir şekilde uygulama, hayata geçirme hem de yumuşak güç dediğimiz adaletini, demokrasisini ve cumhuriyetini yeniden inşa etme ve restore etmek zorundadır. Gecikilen her gün sadece bir demokrasi ve cumhuriyet sorunu değil, aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur. Elbette çare de bu memleketi bu hale getirenlerde aranmayacaktır.

Çok teşekkür ederim. Sorunuz olmadığını görüyorum, sağ olun arkadaşlar.

Haber Galeri:

Bu İçerik 10 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Abonelik

Sosyal Medya