Gökhan Günaydın’dan İmamoğlu İddianamesi ve CHP Kapatma Tartışmalarına Sert Yanıt: “Bu Bir Kumpas Davasıdır”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Evren Özalkuş’un sunduğu programa konuk olarak gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Tele1’e uygulanan ekran karartma cezası nedeniyle “Tele2” logosuyla yapılan yayında konuşan Günaydın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik hazırlanan yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameyi “akıl tutulması” ve “kumpas” olarak nitelendirdi.
“ADIN KAYYIM, SOYADIN DA KAYYIM”
Yayına Tele1 üzerindeki baskılara değinerek başlayan Günaydın, RTÜK tarafından kanala atanan kayyımı sert bir dille eleştirdi. Kayyımın görevinin ötesine geçerek yayın politikasına müdahale ettiğini belirten Günaydın, “Sen ana habere müdahale edip yayını kestirdin, hafta sonu boyunca programları YouTube kanallarından dahi sildirmek suretiyle liberal belgesel işler yayınlamaya devam ettin. Dolayısıyla adın kayyım, soyadın da kayyım. Bize numara yapmaktan vazgeç” ifadelerini kullandı. Günaydın, Merdan Yanardağ’ın gazetecilik namusuna kefil olduğunu belirterek, kendisine yönelik casusluk iddialarını “iftira” olarak yorumladı.
“CASUSLUK FAALİYETİYLE KAZANDINIZ DİYORLAR, YAZIKLAR OLSUN SİZE”
İddianamede Ekrem İmamoğlu ve ekibine yöneltilen “casusluk” suçlamalarına değinen Günaydın, iddianamede adı geçen Hüseyin Gün ile AKP’li isimlerin geçmişteki yakın ilişkilerine dikkat çekti. İbrahim Kalın ve diğer AKP’li yetkililerin Hüseyin Gün ile 2010 yılında Londra’da görüştüğünü hatırlatan Günaydın, İmamoğlu’nun bu kişiyle sadece 67 dakikalık resmi bir tebrik ziyaretinde bir araya geldiğini belirtti.
Günaydın tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Ekrem İmamoğlu hayatı boyunca 67 dakika görmüş onu. O Hüseyin Gün, Ekrem İmamoğlu’nun casusluk faaliyetlerine koyan ve aynı zamanda Ekrem İmamoğlu suç örgütünün yöneticisi olmuş. Öyle mi? Yazıklar olsun size. Yazıklar olsun”.
“SEÇİMİ KAZANMAK İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALAR SUÇMUŞ GİBİ GÖSTERİLİYOR”
İddianamede, seçim kampanyası direktörü Necati Özkan ile yapılan görüşmelerin dahi suç unsuru gibi gösterilmesini eleştiren Günaydın, AKP’nin seçim yenilgisini hazmedemeyerek hukuku araçsallaştırdığını savundu. İddianamede yer alan “Ekrem İmamoğlu suç örgütü, İBB adayı olabilmek için özel olarak hazırlanmıştır” ifadesine değinen Günaydın, aday belirleme süreçlerinin siyasetin doğasında olduğunu vurguladı.
“KASADAN MİLYON DOLARLAR DEĞİL, İKİ KUTU MERMİ ÇIKTI”
Günaydın, kamuoyunda “kasa skandalı” olarak lanse edilen olayın içyüzünü de anlattı. İmamoğlu’nun koruma müdürü Mustafa Bey’in yayla evindeki kasanın milyonlarca dolar içerdiği iddiasıyla medyada hedef gösterildiğini belirten Günaydın, gerçeği şöyle açıkladı: “Kasa açılamadığı için ‘içinde milyonlarca dolar var’ diye yayın yaptılar. Şifreyi giriyorlar, açıyorlar; kasanın içinden gerçekten iki kutu mermi çıkıyor. Daha büyük bir ahlaksızlık olabilir mi?”.
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ’Nİ KAPATMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay’a gönderdiği yazı ile CHP hakkında kapatma davası sürecini tetiklemeye çalıştığı iddialarına da değinen Günaydın, bu girişimi “sanrı” olarak niteledi. 1923’te kurulan partinin kapatılamayacağını vurgulayan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatmaya kimsenin gücü yetmez. Herkes haddini bilsin. Bu kurtuluşun ve kuruluşun partisidir” dedi.
“ERKEN SEÇİME HAZIRIZ, SANDIĞI GETİRİRİZ”
Programın sonunda erken seçim tartışmalarına değinen Gökhan Günaydın, CHP’nin olası bir seçime tam kadro hazır olduğunu belirtti. Anketlerde CHP’nin önde olduğunu vurgulayan Günaydın, “Biz bu sandığı buraya getiririz, kazandığımız seçimin de iktidarını alırız” diyerek iktidara meydan okudu.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, evet, biz haftaya yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının bir yandaş gazeteye verdiği 8 sütuna manşet beyanatla başladık. Savcılar soruşturma makamı görevlisi olarak nihayetinde hazırladıkları iddianameyle konuşurlar, hâkimler de verdikleri kararlarla konuşurlar. Eğer bir savcı ve bir hâkim iddianame ve karar dışı konuşma ihtiyacı hissediyor ise o cübbesini çıkaracak, gelecek siyasete girecek ve cevaplarını alacak. Ünlü olmaya çalışan, siyasete müdahale etmeye çalışan savcıları bu memleket daha evvel görmüştür; onlardan memlekete hayır gelmemiştir, onların sonu da hayırlı olmamıştır.
Bu saptamayı yaptıktan sonra şunu söyleyeyim, diyor ki Başsavcı: “Ben Etimine firmasında yani Fransızca dili konuşan bir uzmanlık firmasında Yönetim Kurulu olarak ne zaman çalıştım? Adalet Bakan Yardımcısı iken çalıştım. Burada bir sorun yok çünkü Adalet Bakan Yardımcısı hâkim ve savcı değildir.” Yahu, bu savcı Anayasa’nın 140’ıncı maddesini bilmiyor mu? Ben hatırlatayım kendisine: Bir: “Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.” Madde 1.
Madde 2: “Hâkim ve savcı olup da adalet hizmetindeki idarî görevlerde çalışanlar, hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümlere tâbidirler.” Yani Adalet Bakan Yardımcısı iken de senin Etimine firmasında, yabancı şirkette çalışman, Varlık Fonuna bağlı, Erdoğan’a bağlı bir firmada çalışman sadece siyasi etiğe aykırı değil, aynı zamanda Anayasa’ya aykırıdır.
Gelelim bir başka çarpıtmaya, diyor ki: “Savcılık zamanında ben savcı olur olmaz istifamı gönderdim, dilekçemin alındı belgesini de aldım. Ne yapalım, adamların Genel Kurulu yılda bir yapılıyormuş, bir yıl sonra kabul ettiler. Ben ne yapayım?” Bak, bak, şu mazerete bak; çocuk kandırıyorlar yani. Ben suçlanan kişinin yaptığı savunmanın tarafını, izini sürecek değilim. Ben, buradan bir kere daha memlekette Hakimler ve Savcılar Kurulunu göreve davet ediyorum; açıkça, Anayasa’ya ve yasaya aykırı davranmış bir Başsavcı İstanbul’da daha ne kadar kalacak, daha ne kadar oradan adalet ve yargı dağıttığını sanacak? Bu, Türkiye’nin geleceği ve adaleti açısından büyük bir skandaldır, buraya mutlaka el konulması gerekir.
İki; 22 haziranda gözaltı sonrası tutuklanan Fatih Altaylı’nın beş ayı aşkın tutukluluk süresinin sonucunda bugün, yargılandığı mahkemede hükmen tutukluluğuna devam kararı verildi. Ne yapmıştı Fatih Altaylı? Siz, önce, bütün yazılı ve görsel basını tekleştirdiniz ve yandaşlaştırdınız. Sabah ATV’yi hangi operasyonla satın aldığınızı sağır sultanlar duydu, kamu ihalelerinden oraya nasıl paylar aktardığınızı duydu. Hatay depreminden 2,5 milyar lira ihale verdiğiniz adama Flash TV’yi 84 milyon liraya nasıl satın aldırdığınızı hepimiz biliyoruz. 575 milyon dolara Habertürk’ü, Show TV’yi, Bloomberg TV’yi aldırdınız, adam “Bana bunu devlet aldırdı; eğer, Yönetim Kurulunun izini sürerseniz bunu görürsünüz.” dedi; sonra, ona ekim ayında el koydunuz. Can Holdingin ne yaptığını bilmiyor muydunuz? Ya, Tele1’e Merdan Yanardağ’ın ifadesi alınmadan kayyım atadınız ve kayyım gelir gelmez orada belgesel yayınlamaya ve her türlü haber içeriğini ortadan kaldırmaya kendini mezun saydı. Böylece, gazetecilere çalışacak yer bırakmadınız ve gazeteciler bu kez geldiler YouTube kanalları açtılar. Fatih Altaylı Türkiye’de en çok izlenen YouTube kanalının sahibiydi. Fatih Altaylı vatana, millete zararlı bir adamsa niye 10 milyon, 11 milyon insan izliyor? Zaten sizi rahatsız eden o. 10 milyon, 11 milyon insan izliyor, Cumhurbaşkanına hakaret etmiş, onunla da yetinmemiş, yaptığı Youtube programıyla Cumhurbaşkanına fiili saldırıda bulunmuş.
Valla, siz buraya yazabilirsiniz de önemli olan toplumun vicdanında bu kararlarınız bir yer edinebiliyor mu? Bugün yeniden cezaevinde tuttuğunuz ve âdeta zaten yatarını yatmış olan bir insana haksız ve hükümsüz olarak verdiğiniz bu karar olsa olsa gidişinizi kolaylaştırır çünkü adaletle hükmetmeyenin bu memlekette iktidarda kalabilmesinin mümkün olmadığını daha evvel yaşadık, gördük.
Şimdi, bugün bir kanun getiriyorsunuz, vergi kanunu. Şimdi, önce şunu söyleyeyim, burada bir haber var, İsviçre merkezli banka UBS Küresel Servet Raporu 2025’i yayınladı ve şunu söylüyor: “2024 yılında dolar milyoneri sayısında yaşanan yüzde 8,4’lük artışla Türkiye dünya genelinde 1’inci sıraya yerleşti. Bu oranla Türkiye, yüzde 5,8 artış gösteren Birleşik Arap Emirlikleri’ni dahi arkada bıraktı.”
Yani bir taraftan Gini katsayısı da gösteriyor ki gelir dağılımı eşitsizliği inanılmaz artıyor, bal tutan parmağımı yalıyor, dolar milyonerlerinin sayısı artıyor ama siz ne yapmaya çalışıyorsunuz biliyor musunuz? Kadın doğum borçlarının prim oranlarını tüm sigorta statülerinde artırıyorsunuz, memleketin en garibanlarını; taksi şoförlerini, dolmuş şoförlerini, tarım çalışanlarını, evde temizliğe gidenlerin prim oranlarını artırıyorsunuz, emeklinin, dul, yetimin, SGK başvurularında, borçlarında tahsili için açıktan maaşından yüzde 25 oranına kadar kesme yetkisi tanıyorsunuz.
Be kardeşim, ya her şeyi hallettiniz de gözü emekliye, dula, yetime, dolmuş şoförüne, tarım çalışanına, evde temizliğe gidene mi diktiniz?
Ha, bir de şöyle bir şey var: “Bunları Mehmet Şimşek yapıyor.” Tabii canım, Mehmet Şimşek yapıyor. Mehmet Şimşek oturuyor, tek başına bunu yapıyor, bu kanunu gönderiyor, siz niye bu kanuna “hayır” demiyorsunuz? Madem Mehmet Şimşek’in bu yaptığını adil bulmuyorsunuz da niye bu kanuna “hayır” demiyorsunuz? Ya da çıkın deyin ki: “Biz adil buluyoruz canım, emekli, dul, yetimden elbette maaştan kessin yüzde 25 sigorta borcunu.” Hadi deyin. Hatta deyin ki: “Evet, ev hizmetlerine giden kadından elbette vergi alınmalıdır.” Ayıptır, ayıp, ayıp! Bu ayıpla yaşanmaz, bizi bu ayıba ortak etmeye çalışmayın. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir saygınlığı, bir onuru var, gelin onu koruyalım.
Teşekkür ederim.





















Sosyal Medya Hesaplarımız