"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Basın Açıklamaları
  6. »
  7. Kullanmayacaktınız, Neden 2.5 Milyar Doları Buraya Gömdünüz?
bu içeriği paylaşın;

Kullanmayacaktınız, Neden 2.5 Milyar Doları Buraya Gömdünüz?

Gökhan Günaydın, Merkez Bankası'nın rezerv erimelerinden İBB kumpas davalarına ve depolarda bekletilen S-400'lere kadar birçok konuda iktidarı liyakatsizlikle suçlayarak Türkiye'nin yönetilemeyip savrulduğunu vurguladı.
Yazı Boyutu:
12px
32px

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında ekonomi yönetimine, dış politikaya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik açılan davalara ve savunma sanayisi kararlarına dair çok sert eleştirilerde bulundu. Petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine etkilerinden Halkbank davasının düşürülme gerekçelerine, emekli maaşlarındaki ödeme tarihlerinden kullanıma alınmayan S-400 sistemlerine kadar pek çok konuya değinen Günaydın, iktidarın politikalarının artık bir “milli güvenlik sorunu” haline geldiğini savundu.

“ORTA YERDE BİR YÖNETİLME MESELESİ DEĞİL, OLSA OLSA BİR SAVRULMA MESELESİ VARDIR”

Bölgedeki savaşların ve jeopolitik gerilimlerin Türkiye ekonomisine yansımalarını değerlendiren Günaydın, Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın öngörüsüzlüğünü eleştirdi. Petrol fiyatlarının kısa sürede 100 dolar seviyesine ulaştığını hatırlatan Günaydın, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın bir ay önceki “petrol fiyatlarının zayıf seyredeceği” yönündeki öngörüsünün çöktüğünü belirtti. Cari açığın ilk aydan hedefleneni yüzde 41 oranında aştığını ve doğrudan yabancı yatırımların 2007 yılına kıyasla onda bire düştüğünü vurgulayan Günaydın, kuru tutmak adına kısa sürede 13 milyar dolar satıldığını ve net rezervlerin 79 milyar dolara gerilediğini ifade etti.

“HER ZAMANKİ GİBİ İSRAİL VE AMERİKAN POLİTİKASINA HAMAS’A BASKI YAPARAK YARDIM EDİYOR TÜRKİYE”

Halk Bankası davasının düşürülmesi ve Rıza Zarrab üzerindeki yaptırımların kaldırılması konusuna da değinen Günaydın, bu kararların arkasında ABD ve İsrail’in menfaatlerinin yattığını iddia etti. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “yüksek menfaatler doğrultusunda işbirliği” vurgusu yaptığı yazıyı hatırlatan Günaydın, davanın kapatılmasını Türkiye’nin Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması için ABD ve İsrail politikalarına uygun şekilde arabuluculuk yapmasına bağladı.

“ORTADA BÜYÜK YALANLAR, VALİZLERLE PARALAR VARDI; VALİZLERDEN JAMMER ÇIKTI DEĞİL Mİ ARKADAŞLAR?”

İBB ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik açılan kumpas davalarındaki iddiaların birer birer çöktüğünü belirten Günaydın, troller ve yandaş medya eliyle yürütülen karalama kampanyalarına tepki gösterdi. 560 milyar dolarlık asılsız rakamlardan, yayla evlerindeki kasalardan mermi çıkmasına; lüks araç yalanından Yunanistan’a para kaçırıldığı iddialarına kadar tüm senaryoların asılsız çıktığını dile getiren Günaydın, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “siyaseten söylemiştim” diyerek insanların onuruyla oynadığını kaydetti.

“BU MÜJDE YALNIZCA EMEKLİ MAAŞLARININ ÖNE ÇEKİLMESİNE İLİŞKİN BİR MÜJDEDİR”

İktidarın emeklilere yönelik duyurduğu “müjdeyi” de eleştiren Günaydın, ödemelerin sadece birkaç gün öne çekildiğini, bunun emeklinin alım gücüne hiçbir katkı sağlamadığını ifade etti. Emeklinin bayramdan sonra ne yapacağını kara kara düşündüğünü söyleyen Günaydın, iktidarın 1000 lira bile ilave ödeme yapamamasını eleştirdi.

“KULLANMAYACAKTINIZ NEDEN 2.5 MİLYAR DOLARI BURAYA GÖMDÜNÜZ?”

S-400 hava savunma sistemleri üzerinden iktidarın savunma politikasını eleştiren Günaydın, 2.5 milyar dolar ödenerek alınan ve F-35 programından çıkarılmaya sebep olan sistemlerin neden kullanılmadığını sordu. Türkiye’nin kendi hava sahasını korumak için hala Amerikan ve Alman Patriot’larına muhtaç bırakıldığını belirten Günaydın, “Bu tartışmalar Türkiye’nin yönetilmediğini gösteriyor. AKP’nin geldiği nokta Türkiye açısından bir milli güvenlik sorunudur” sözleriyle konuşmasını noktaladı.


 

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşmasının tam metni;

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

İsrail ve Amerika’nın İran’a yönelik saldırganlığı çerçevesinde başlayan savaş yalnızca insani ve askeri kayıplarla değil, büyük ekonomik yıkımlarla da devam ediyor. Gün itibariyle petrol fiyatları 100 doları bulmuş durumda. 

Amerika’nın İsrail ile birlikte İran’a yönelik bir operasyon yapacağı bütün dünyanın birkaç aydır gündeminde. Aşağı yukarı bütün savaş gemilerini ve bütün kabiliyetini İran körfezine yığmış bir Amerika’dan bahsediyoruz. İsrail’in niyeti belli… 

Buna karşılık acaba Türkiye ve Türkiye’nin finans yönetiminin, bakanlar kurulunun buna ilişkin bir öngörüsü var mıydı? Ona ilişkin en iyi yanıtı Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan veriyor. Fatih Karahan 12 Şubat tarihli açıklamasında, yani bundan aşağı yukarı 1 ay önceki açıklamasında: “Jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının görece zayıf bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz” diyor. Bu açıklamayı yaptığı zaman 12 Şubat’ta, yani bundan tam 1 ay evvel petrol fiyatları ne düzeydeydi? 67.52 düzeyindeydi. Oysa bugün 100 dolar. Yani üzerine aşağı yukarı 33 dolar koymuş. 

İşte Merkez Bankası Başkanınızın öngörüsü böyle olursa, sizin Maliye Bakanınız da artan ve devleşen cari açığa rağmen “her şey kontrol altında” diye açıklama yapıyor ise, orta yerde bir yönetilme meselesi değil, olsa olsa bir savrulma meselesi vardır.

Bakın 4.8 milyar dolar tutarında açık beklentisi var memlekette, gerçekleşen ise 6.8 milyar dolar. Yani daha ilk aydan yüzde 41 oranında öngörülenden daha fazla bir açık verilmiş. Mehmet Şimşek ise bunu gerçekleşebilir, gayet rahat ve olağan bir şey gibi anlatmaya devam ediyor.

Yine bir başka çok önemli konu sevgili arkadaşlar, Türkiye’nin doğrudan yatırımları. 2007 yılında 12 aylık net doğrudan yatırım girişi bu memlekette 26.3 milyar dolardı. Bugün aynı rakam 2.7 milyar dolara gerilemiş. Yani 20 yıl evvelki rakamın aşağı yukarı onda birine düşmüş. Bütün bu tabloyu sanki olağan bir şeymiş gibi anlatıyorlar.

Peki, bu doğrudan yatırımların bu derece düşmesi yalnızca İran savaşıyla mı alakalı? Hayır, çünkü tüm yıllık bir yatırımdan bahsediyoruz. O halde meseleyi yalnızca İran savaşıyla birlikte açıklayabilmek de mümkün değil.

Peki, savaşın Amerika Birleşik Devletleri’ne maliyeti nedir? Pentagon’un açıklaması, bağımsız gözlemciler ve akademik dünyada bunu aşağı yukarı teyit ediyor; savaşın başladığı günden bugüne Amerika’ya maliyeti 11.3 milyar dolar.

Peki, Türkiye’den özellikle hızlı sermaye çıkışı çerçevesinde kuru kontrol edebilmek için Merkez Bankasının sattığı döviz miktarı ne kadar? 13 milyar dolar. Bu 13 milyar doların anlamını iyi bilmeliyiz arkadaşlar. 13 milyar dolarlık satışla Türkiye’nin toplam net rezervi 79 milyar dolara düşmüş durumda. Yani siz 11-12 gün içerisinde 13 milyar dolar satış yapıyorsunuz kuru kontrol edebilmek için ve sizin net rezerviniz 79 milyar dolara düşüyor. Hani güçlü Türkiye ekonomisi, sağlam Türkiye hamasetleri karşısında yalnızca bu veriler dahi Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tabloyu göstermesi açısından son derece önemlidir. Türkiye’nin ne denli kırılgan bir iktisadi yapı içerisinde, ne denli öngöremeyen bir yönetim yapısı içerisinde altında olduğunu gösteriyor.

Günün bir başka önemli haberi Halk Bankası davası. Halk Bankası davası düştü. Peki, neydi tablo hatırlayalım? S-400’leri Türkiye aldığı zaman 2019’da Halk Bankasına yönelik bir iddianame düzenlenmişti ve bu iddianamenin ana ithamı da Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik yaptırımlarının Halk Bankası üzerinden delinmesi ve ihlal edilmesiydi. Bu çerçevede Halk Bankası, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesine davanın düşmesi için teklifte bulunmuş, bu teklif reddedilmiş ve yüzde 10 oranında hisseleri kayba uğramıştı. Reuters’in verdiği bilgiye göre Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri’ne 100 milyon dolar önermişti, ki gelin bu dosyayı kapatalım.

Şimdi bu dosya birdenbire kapandı. Tarihini, geçmişini nasıl görüyoruz bunun? Görülüyor ki Amerika Dışişleri Bakanlığı 2 ay evvel New York Savcılığına bir yazı yazmış. Diyor ki; “Amerika’nın yüksek menfaatleri doğrultusunda bizlerle işbirliği yaptıkları için bu dosyanın kapatılmasında yarar görüyoruz” ve New York Cumhuriyet Başsavcılığı da bu çağrıya uyarak dosyayı kapatıyor.

Peki, neymiş Amerika’nın yüksek menfaati? Hamas’ın elindeki İsrailli ve Amerikalı rehinelerin serbest bırakılması. Başka bir deyişle, her zamanki gibi İsrail ve Amerikan politikasına Hamas’a baskı yaparak yardım ediyor Türkiye ve bu çerçevede Halk Bankası dosyası da kapatılıyor. Nasıl Türkiye’de rahip bir anda uçuruluveriyor ise orada da dosya kapatılıyor. Biz Halk Bankası’nın doğru işler yapmasını, politikalarının doğru olmasını ve ekonomik finans sağlamlığı içerisinde hareket etmesini isteriz ve bekleriz.

Diğer taraftan arkasına Türk bayrağı alarak açıklama yaptırılan Rıza Zarrab’ın üzerindeki tüm yaptırımların da böylece kaldırılmış olduğu haberini Türkiye öğrenmiş oldu. Bu tabloyu ben vicdanı olan, aklıyla bütün bu çerçeveyi değerlendiren vatandaşlarımızın bilgisine sunmak isterim.

Bugün 12 Mart ve iki tane hatırlamamız gereken önemli tarih var. Bunlardan bir tanesi, İstiklal Marşımızın kabulü. Mehmet Akif Ersoy’u, İstiklal Marşımızın şairini huzurlarınızda rahmetle ve minnetle anıyorum. Onun vatansever, dürüst ve namuslu kişiliği, okuyan ve onun tarihini bilen herkesin hafızalarında güçlü ve doğru bir yer tutmaktadır. “Allah bir daha bu memlekette İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen Mehmet Akif Ersoy’u hem edebi kimliğiyle hem de vatansever kimliğiyle birlikte anıyoruz ve rahmetle yad ediyoruz.

Diğer taraftan 12 Mart 1971 muhtırası çerçevesinde Türkiye’de aydınların, sol görüşlü olan herkesin, yazarların, çizerlerin üzerinden bir buldozer gibi geçen bu 12 Mart darbesini de huzurlarınızda bir kere daha lanetlemek istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, bir İBB dosyası ve İBB kumpas davası var, bu davaya ilişkin her gün tekrar edilen yalanlar var. Bu yalanlar tekrar edile edile Goebbels taktiğiyle vatandaşın aklına sokulmaya çalışılıyor. Hâlâ bize troller “560 milyar dolar nerede?” diyorlar. Neydi 560 milyar dolar? Bu kumpasın başlangıcında “çalınan para miktarı” olarak tanımlanıyordu. Bugün ne diyor iddianame? “Bu rakam 160 milyar dolardır” diyor. Orta yerde 400 milyar dolardan vazgeçilmiş bir iddianame var ama AKP’nin trolünden milletvekilinin dilinde bir 560 milyar dolar lafı dolaşmaya devam ediyor. Bırakın 560’ı, 160’ı siz delillendirebildiniz mi? Ortada büyük yalanlar, valizlerle paralar vardı; valizlerden jammer çıktı değil mi arkadaşlar?

Örneğin Mustafa Akın’ın, yani koruma müdürünün yayla evindeki kasasından milyonlarca dolar çıkmıştı değil mi? Çıka çıka mermi çıktı ve bu yalanları söylemekten hiç utanmadınız. Florya’da sosyal tesislerde parkelerin altından 2 milyon dolar çıkmıştı. Bunu söyleyen müptezel, her gün televizyon kanalları beşe bölünerek o müptezel düşüncelerini Türkiye’ye aktaran kişi: “Ne olacak? Ara sıra da gerçeğe aykırı beyanlarda bulunabiliyoruz demek ki” diyebildi.

“İmamoğlu jetiyle yurt dışına para kaçırdı. O jetin arkasında neler yapıldı neler” denildi, sonra o jetin bir AKP’li işadamına ait olduğu ve Ekrem İmamoğlu tarafından hiç kullanılmadığı ortaya çıktı. Bu yalanları söyleyenler hiç utanmadılar.

Bir AVM’nin altında “Ekrem İmamoğlu’na ait lüks araçlar” çıktı diye sekiz sütuna manşet yaptılar. O araçların bir MHP’li milletvekiline ait olduğu ortaya çıktığı andan itibaren bir fikri namus çerçevesinde o haberin takibini yapan bir tane yandaş gazeteci kalmadı, ortaya çıkmadı. Hiç mi utanmıyorsunuz? O araçlar Ekrem İmamoğlu’na ait olsaydı yanlıştı da MHP’li milletvekiline ait olunca yanlış olmuyor mu? Hayattan, gerçekten, ahlaktan bu kadar mı uzaksınız?

“Gizli tanık ifadeleri güvenilir” dediler, gizli tanıklar “ben gizli tanık değildim, hiçbir zaman böyle bir ifade vermedim” diye açıklama yaptılar. Başka bir gizli tanığın ifadesini adam vaz geçince aynen başka bir gizli tanığa yapıştırdınız; noktasıyla, virgülüyle ve hatta noktalama işaretlerindeki yanlışlarıyla beraber.

Hâlâ troller yazıyorlar, “PKK’ya 100 milyon dolar rüşvet verdi” Ekrem İmamoğlu diye. İddianamenin neresinde yazıyor? Siz gerçeklere bağlı değil misiniz, iddianame ile bağlı değil misiniz? İftiranın sonu yok mu?

“10 milyon dolar cenaze aracılığı ile Yunanistan’a kaçırıldı, bir İBB bürokratının Atina’da yaşayan babasının hesabına yatırıldı” denildi. O adamcağızın babasının 4 yıl evvel vefat ettiği, Atina ile hayatta bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıktı. Kimse utanmadı, kimsenin yüzü kızarmadı…

Ekrem İmamoğlu’nun makam şoförleri Recep Cebeci ve Zekai Kırat “örgüt üyesi olarak para transferine tanık oldular” dediler. O iki çocuk hâlâ içeride, haklarında iddianamede bir tek sözcük geçmiyor. Haklarında iddianamede bile bir tek sözcük geçmiyor ise o iki insan neden hâlâ içeride?

“Terör örgütlerine yardım edildi. Örgüt mensupları ve sempatizanları İPA ve BİMTAŞ’ta istihdam edildi” denildi. Süleyman Soylu bütün İçişleri bürokrasisini yanına alarak haftalarca bu yalanın üzerine tuz biber ekti, köpürttü ve bugüne kadar bu yalanlar çerçevesinde 41 kişi yargılandı, bunların tamamı beraat etti. Şimdi Süleyman Soylu’dan bir özür mesajı duyduk mu? Sadece şunu söyledi: “Ben o gün onlara siyaseten söylemiştim.” Yani siyaseten insanların onurlarıyla uğraşabilir, oynanabilir, siyaseten yalan söylenebilir öyle mi? O senin siyasi anlayışın olabilir. Biz öyle siyasetçiler değiliz ve öyle açıklamalar yapmıyoruz.

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı çerçevesinde iddianameyle beraber Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulundu değil mi? Dosyayı iletti, “CHP kapatılsın” dedi. Kurultayda atılan sloganlar, açılan pankartlar, yapılan tezahüratlar suç sayıldı. TRT’den canlı yayın reddedildi, buna karşılık ihaleler Ekrem İmamoğlu döneminde yapılmışsa, bunları suç sayan bilirkişiler 2019 öncesi yapılan ihaleleri “suçsuz” dediler. Savcı, kendisine gönderilen dosyaların arasında 2019 öncesine ilişkin dosya varsa onu yazıyla iade etmekten utanmadı. “Ben 2019 sonrasına bakıyorum” dedi. Niye? 2019 öncesinde suç işlenemez mi? Sen lehe ve aleyhe tüm delilleri toplamakla görevli bir kamu görevlisi misin? Yoksa siyasetin aparatı mısın? Hangisisin? Bunları nasıl yorumlamak gerekiyor?

“Hüseyin Gün casus” dediler; seçimlerden yalnızca 12 gün evvel Necati Özkan’la görüşen Hüseyin Gün aracılığıyla CHP’nin 2019’daki ikinci seçimleri, İngiltere’nin katkısı, yardımı ve casusluk faaliyetiyle aldığını iddia edecek kadar akıllarını ve ahlaklarını kaybettiler.

Dolayısıyla bütün bu tablo bir kere daha bize gösteriyor ki, kumpas davalar üzerinden siyaseti dizayn edebilmek mümkün değildir. Siyaseti olanla, gerçek yaşamla vatandaşın önüne koyacağınız ve onun rızasını alacağınız hizmetlerle domine edebilirsiniz. Siz burada açıklama yapıyorsunuz ben müjde veriyorum diye. “Bu müjde yalnızca emekli maaşlarının öne çekilmesine ilişkin bir müjdedir” diyorsunuz. Bugün Ramazan Bayramı ikramiyeleri ve emekli aylıklarının ödeme tarihleri belli oldu. Mart ayı ödeme günü 17 Mart’tan 14 Mart’a çekilmiş; diğerlerinde 21’inde olan 15’inde çekilmiş, 24’ünde olan 16’sına çekilmiş. Yani 6 gün, 7 gün, 8 gün önce ödeme yapılacak.

Ben size söyleyeyim; şu anda emekli ne düşünüyor biliyor musunuz? “Evet, bu maaşlar bayramdan evvel ödensin, bu iyi olur. Yalnız ben bunu bayramda harcayacağım, bayramdan sonra ne yapacağım” diye düşünüyor. Yani 1000 lira bile herhangi bir ilave ödeme yapamıyorsunuz, bunu öne almayı bir marifet sayıyorsunuz. 4B BAĞ-KUR’lular için de 25 ve 27’sinde yapılacakları 17 ve 18 Mart’ta yapacaksınız. Bunu koskoca Cumhurbaşkanı açıklıyor ve arkasından da bakan bunun bir başka açıklamasını yapabiliyor.

Nihayet sevgili arkadaşlar, sözlerime son verirken bir de güncel bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. Bir S-400 tartışması sürüp gidiyor. Size daha evvelden de söylediğimiz gibi S-400 Rusya’dan alındığı zaman Türkiye’nin Halk Bankası’na yönelik iddianame ile muhatap olması söz konusu olmuştu. Şimdi S-400’leri neden kullanmıyorsunuz? 2,5 milyar dolar para verdiniz S-400’lere, onları getirdiniz Türkiye’ye, bu nedenle F-35’ten dışlandınız, F-16’ları modernize edemediniz elimizde de S-400 var. S-400’ü hava savunma sisteminde neden kullanmıyorsunuz da Kürecik’i korumak için Amerikan, Alman Patriot’larına muhtaç hale geliyorsunuz? Ya da güney illerinizi korumak için Amerikan gemilerinden atılan füzelere muhtaç halde kalıyorsunuz? Neden elinizdeki S-400’leri kullanmıyorsunuz? Kullanmayacaktınız neden 2 milyar 400 milyon lirayı buraya gömdünüz?

Şöyle açıklıyorlar: “En uygun savunma unsuru angajman kuralları ve mevcut operasyonel tablo dikkate alınarak belirlenmektedir. Türkiye, NATO’nun entegre hava ve füze savunma sisteminin bir parçasıdır. Ülkemize yönelen balistik füze tehdidine karşı en uygun ve etkin savunma unsurları devreye alınarak söz konusu mühimmat başarıyla imha edilmiştir.”

Peki, sen S-400 aldığın zaman 2019’da Türkiye NATO üyesi değil miydi? S-400, NATO ile entegre değil diye bugün kullanmıyorsan 2019’da bu bilgiye sahip değil miydin? Neden 2019’da aldın? Neden 2,5 milyar doları oraya gömdün ve neden bugün kullanmıyorsun? Tıpkı F-35’lere gömdüğün 1,4 milyar dolara rağmen F-35’leri alamadığın gibi…

Tabii bir şey daha var: Bu S-400’lerin etkili bir hava savunma silahı olup olmadığı da burada tartışmaya açılıyor. Etkili değildiyse niye aldın? Patriot’lar daha etkiliydi ise neden bunu tercih ettin?

Bütün bu tartışmalar arkadaşlar Türkiye’nin yönetilmediğini ve savrulduğunu gösteriyor. Artık mesele bir siyaset meselesi, bir ekonomi meselesi olmaktan çıkmıştır. Dün yaptığım basın toplantısında Türk ordusunun temel ihtiyaçlarını ve hızla kapatılması gereken açıklarını söylemiştim. 23 yıl sonra AKP’nin geldiği nokta Türkiye açısından bir milli güvenlik sorunudur.

Çok teşekkür ederim. Sorunuz var mı arkadaşlar? Olmadığını görüyorum, teşekkür ederim.

Haber Galeri:

Bu İçerik 123 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik