"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Maden İşçileri ve Esnafın Sesi Meclis’te
bu içeriği paylaşın;

Maden İşçileri ve Esnafın Sesi Meclis’te

CHP Milletvekili Gökhan Günaydın, meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada Türkiye'nin dört bir yanından gelen hukuksuzluk iddialarını ve ekonomik darboğazı dile getirerek iktidara yüklendi.
Yazı Boyutu:
12px
32px

CHP Milletvekili Gökhan Günaydın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esnafın yaşadığı ekonomik zorluklardan madencilerin gözaltına alınmasına, Gülistan Doku dosyasındaki şüphelerden medya üzerindeki baskılara kadar geniş bir yelpazede iktidarı sert bir dille eleştirdi.

“MEMLEKETTE ADALET BİTMİŞSE, ALLAH HEPİMİZİ KORUSUN”

Konuşmasına Çorum’da yaşanan bir olayla başlayan Günaydın, 500-600 yıllık ticaret merkezi olan Çorum Arastası’nda esnaflık yapan bir vatandaşın, siftah yapamadığı için yaşadığı durumu anlattığı gerekçesiyle “yalan bilgiyi alenen yayma” suçuyla mahkemeye çıkarıldığını belirtti. Günaydın, bu durumun muhalefet partileri olarak her platformda uyardıkları yasaların bir sonucu olduğunu vurguladı ve “Memlekette adalet bitmişse, Allah hepimizi korusun” diyerek tepkisini dile getirdi.

“110 ÇOCUĞU, 110 MADENCİMİZİ GÖZALTINA ALIYORLAR”

Zonguldak ve Mihalıççık’taki maden ocaklarında çalışan işçilerin 2 ila 8 aydır maaşlarını alamadıklarını ifade eden Günaydın, Ankara’ya haklarını aramak için gelen madencilerin, soğuktan korunmak için serdikleri mukavvalar ve battaniyeler nedeniyle “yaşam alanı oluşturmak” gerekçesiyle gözaltına alındığını hatırlattı. Günaydın, “Ona maaşını vermeyen, onun emeğini sömürenlerden mi hesap sormak lazım? Yoksa madencinin mi yakasına yapışmak lazım?” diyerek duruma sert çıktı.

“BU UTANÇ BU MEMLEKETE YETMİYOR MU?”

Konuşmasının bir bölümünü 6,5 yıldır kayıp olan Gülistan Doku’ya ayıran Günaydın, bu süreçte yaşanan vali, emniyet müdürü, içişleri ve adalet bakanı değişimlerine dikkat çekti. Dosya kapsamında ortaya atılan iddiaların vahim olduğunu belirten Günaydın, Tunceli’de bir çeteleşme oluştuğunu ve kayıtların silindiğini iddia ederek, “Bu bütün utanç bu memlekete yetmiyor mu?” ifadelerini kullandı.

“ADAMIN TELEVİZYONUNU HARAÇ MEZAT SATMAYA KALKIYORSUNUZ”

Son olarak Merdan Yanardağ ve Tele1 konusuna değinen Günaydın, gözaltı sürecinin hukuki dayanağının olmadığını savundu. Yanardağ’ın antienperyalist ve yurtsever kimliğine vurgu yapan Günaydın, ilk duruşması dahi yapılmayan bir televizyon kanalının “haraç mezar” satılmaya çalışılmasına tepki göstererek, yaşananların sorumlusunun iktidar olduğunu belirtti

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; evet, bugün 22 Nisan; geçen hafta bugün yani 15 Nisan günü Çorum’daydık. Neden? Çünkü bir esnaf arkadaşımız mahkeme karşısına çıkartıldı, çok ağır bir suç işlemişti. Neydi işlediği suç? Çünkü aralık ayının son günü Çorum arastasında -ki orası beş yüz-altı yüz yıllık bir ticaret merkezidir- “Bakın, öğleden sonra oldu, biz daha siftah yapamadık. Döner tezgâhı duruyor, ben bir tane ampul satamadım; buna karşılık ‘Sen fiş kesmiyorsun.’ diye gelip vergi memurları bana ceza kesiyorlar.” diye durumunu anlattı. Bu arkadaşı yalan bilgiyi alenen yayma suçundan, iddianame düzenleyip hâkimin karşısına çıkarttılar. Sebebi kimdir bunun? Sebebi hepimiziz, burada turuncu koltuklarda oturan 600 milletvekilinin tamamıdır bunun sebebi; çünkü bu yasayı biz çıkarttık, başka biri çıkartmadı. Yalan bilgiyi alenen yayma meselesinin bu memleketi nereye getireceğini muhalefet partileri olarak her şekilde ve her platformda söyledik, burada itiraz ettik; yetmedi, Anayasa Mahkemesine götürdük. O koca bina daha yüksek yüksek kürsülerde oturan hâkimler tınmadılar; yürütmeyi durdurma vermediler, iptal vermediler ve  Çorum’da bir esnaf arkadaşımız bu nedenle mahkemenin karşısına çıktı. Yaydığı yalan bilgi değildi, yalan bilgiyi alenen yaymıyordu, durumunu anlatıyordu. Bize Çorum’da dediler ki: “Ağzını açan olursa iddianameyi yazarız, hâkimin karşısına dikeriz.” ve o mahkemede -YENİ YOL PARTİ’sinin Grup Başkanı Sevgili Bülent Kaya arkadaşım söyledi, Cumhuriyet Halk Partili ve Saadet Partili milletvekilleri oradaydı- savcı “Bu ceza yetmez, daha da ağırlaştırılsın.” dedi. Birbirimize baktık “Allah düşürmesin.” dedik. Memlekette adalet bitmişse, memlekette herkesin kullanabileceği yasalar çıkıyor ise Allah hepimizi korusun. Bu gidiş, gidiş değil; herkesi ikaz ediyorum. 

Gelelim madenci arkadaşlarımızın durumuna. Ben 10 Nisan tarihinde de Zonguldak’taydım; Üzülmez’de Taşkömürü Kurumunun Üzülmez Maden Ocağı’na girdim, eksi 320 metrede madenci arkadaşlarımla beraber kömür çıkardım. Bunu yapabilmek için önce asansörle aşağı indik, sonra “fayton” dedikleri bir raylı sistemle yaklaşık on beş dakika gittik, sonra da yürüdük yarım saat yani kömür çıkaracağınız yere ulaşabilmeniz bile çok ciddi bir psikolojik bütünlük ve çok ciddi bir fiziksel güç gerektiriyor. Bu arkadaşlar, bunun gibi madenci olan arkadaşlar yani Mihalıççık’ta linyit madeninde çalışan arkadaşlar iki ila sekiz aydır  maaşlarını alamıyorlar. Adam madene giriyor, linyit kömürü çıkarıyor ama onun patronu olacak adam onun maaşını vermiyor. Ne yapsınlar, ne yapsınlar? 

Çoluk çocuk evde aç, insanlar ekmek bekliyor. Yollara düşmüşler, 12 Nisanda yola düşmüşler “Başkentimizde bizi dinleyenler olur, nasıl olsa orada büyüklerimiz var.” diye Ankara’ya gelmişler. Sekiz gün yürümüşler, 20 Nisanda Ankara’ya gelmişler, 21 Nisanda polis sabah altıda bunları gözaltına almış. Sebebi ne biliyor musunuz? Kendilerine yaşam alanı oluşturmak. Neymiş bu? Yani Ankara’nın ayazından korunmak için altlarına mukavva kutu sermişler, üstlerine de battaniye çekerek soğuktan korunmaya çalışmışlar. Polis diyor ki yani madencinin parasını vererek maaşını verdiği polis diyor ki: “Sen kendine yaşam alanı oluşturuyorsunuz.” Bu çocukları, 110 çocuğu, 110 madencimizi gözaltına alıyorlar. Ben şimdi soruyorum: Ona maaşını vermeyen, onun emeğini sömürenlerden mi hesap sormak lazım, yoksa madencinin mi yakasına yapışmak lazım? Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar) O arkadaşlardan 80’den fazlası şu anda açlık grevinde. Çoluğu çocuğu “Devlete, Ankara’ya güvenecek miyim, yoksa burası bir çeteye mi dönüşmüş?” diye bakıyor, cevabını biz vereceğiz arkadaşlar. Ya o madenci kardeşlerimizin alın terinin karşılığını almalarına vesile olacağız -bugün beni ziyaret ettiler, onları dinlerken gözlerim doldu- ya da bu memleket patronların memleketi, sizin sesinizi çıkartmaya hakkınız yok diyeceğiz. Doğrusu neyse onu yapacağız, biz yapıyoruz, herkesi buraya davet ediyorum. 

Şimdi, 5 Ocak 2020’de Gülistan Doku kaybedildi. Üzerinden altı buçuk yıl geçti arkadaşlar, bu altı buçuk yıl boyunca Tunceli’de 4 vali değişti, Tunceli’de 4 emniyet müdürü değişti; memlekette 3 içişleri bakanı değişti, Süleyman Soylu gitti, Ali Yerlikaya geldi, o da gitti, yenisi geldi; memlekette 4 adalet bakanı değişti, Abdulhamit Gül -buralarda Grup Başkan Vekilliği yapıyor- Bekir Bozdağ -buralarda Meclis Başkan Vekilliği yapıyor- Yılmaz Tunç, bunlar gittiler, yerlerine yenisi geldi. Altı buçuk yıl boyunca arkadaşlarımız da ifade etti, defalarca araştırma önergesi sunduk, defalarca basın toplantıları yaptık. Bize ne anlattınız? “Muhtemelen baraja düşmüştür.” diye 3 kere barajın suyunu boşalttınız. Şimdi anlaşılıyor ki o barajın suyunu boşaltan Vali oğlunu korumaya çalışıyormuş. İddia o ki oğlu 20 yaşında, lüks araçlarda torpido gözünde silahlarla dolaşıyormuş, “Hamile kaldı, kafasına sıktım.” diyormuş iddia o ki! Buraya kadar olanlar yeterince acı ama orası bir çeteye dönüşmüş. Vali Koruma Polisi, memleketin Tunceli Devlet Hastanesinin Başhekimi kayıtları siliyor, memleketin polisi güvenlik kameralarını siliyor, memleketin dijitalcisi “SIM” kartını siliyor ve böylece bir çete hâlinde kadınlarımız, çocuklarımız kaybediliyor. Ben söyleyeyim: Gülistan Doku’yu ararken o barajın dibinde bulduğunuz iki ayrı kadın cesedi daha var. Bu anneler daha kaç gün, kaç yıl, daha kaç zaman çocuklarının kemiklerini arayacaklar? Bütün bu utanç bu memlekete yetmiyor mu arkadaşlar? Bütün bunlar adi vakalar değil memlekette sistemin nereye geldiğine ilişkin işaretlerdir. 

Bir de Merdan Yanardağ ve Tele 1’den söz etmek lazım. Merdan Yanardağ’ı 24 Ekimde gözaltına aldınız, gözaltına almanın sebebi neydi? Casusluk. Uydurmanın dibidir; anti emperyalisttir, yurtseverdir Merdan Yanardağ, yirmi beş yıldır tanırım. Adamın gözaltında daha ifadesi olmadan televizyonuna el koydunuz, kayyum gönderdiniz. Şimdi, ne yapıyorsunuz? Daha ilk duruşması yapılmamış, adamın televizyonunu haraç mezat satmaya kalkıyorsunuz. Sorumlu kim? Sorumlu sizsiniz. Sebebi ne biliyor musunuz? TMSF’ye ne yetki verdiniz? Şirketlere kayyum atanmasını düzenleyen 7539 sayılı Kanun’da müsadere kararı kesinleşmeden…

Haber Galeri:

Bu İçerik 35 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik