Makam Aracı Davası: Dünyanın En Absürt Davası

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı makam aracı davasını eleştirirken, meclisten geçen Fon Yasası'nın borsadaki 7 milyon yatırımcıyı mağdur eden organize bir soygun olduğunu vurguladı.

YouTube
◷ 14:48
Gökhan Günaydın'dan Fon Yasası Ve İmamoğlu Davası Tepkisi: "Organize Bir Soygun"

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, gazeteci Gülşah İnce Demir'in YouTube yayınına katılarak Türkiye gündemine damga vuran Fon Yasası, borsada yaşanan büyük çöküş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı makam aracı davası hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. AKP iktidarının ekonomi ve adalet politikalarını sert bir dille eleştiren Günaydın, meclise getirilmeye çalışılan gece yarısı önergelerinin perde arkasını anlattı ve bürokratlara getirilmek istenen yargı zırhını muhalefet olarak nasıl engellediklerini detaylarıyla paylaştı.

"DÜNYANIN EN ABSÜRT DAVALARINDAN BİR TANESİ"

Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'de görülen makam aracı davasına değinen Günaydın, davanın absürtlükte sınır tanımadığını ifade etti. İmamoğlu'nun belediye yerine kendi aracını kullandığı ve yakıt giderinin belediye tarafından karşılandığı gerekçesiyle yargılandığını hatırlatan Günaydın, oluşan zararın faiziyle ödenmiş olmasına rağmen ceza davasının sürdüğünü vurguladı. AKP'li siyasetçilerin ve yakınlarının mal varlıkları üzerindeki tedbirlerin kolayca kaldırıldığını belirterek yargıdaki çifte standarda dikkat çekti.

"250 BİN İNSANIN ALACAĞINA ÇÖKÜLDÜ"

Fon Yasası ile ilgili meclisteki süreci anlatan Günaydın, 850 milyar liralık bir dolandırıcılık vakasının doğrudan 450 bin yurttaşı mağdur ettiğini söyledi. İktidar partisinin gece yarısı getirdiği bir önergeyle yatırımcıların alacaklarının tasfiye edilmeye çalışıldığını, AKP'li milletvekillerinin dahi neye el kaldırdıklarını bilmediklerini ve vicdanen rahatsızlık duymalarına rağmen grup talimatıyla hareket ettiklerini ifade etti.

"BU İŞ ORGANİZE BİR SOYGUNDUR"

Borsada 1 aylık süreçte yaşanan 6 trilyon liralık (yaklaşık 120 milyar dolar) değer kaybına dikkat çeken Günaydın, SPK ve BDDK gibi denetim kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmediğini belirtti. Merrill Lynch gibi yabancı bankaların ve iktidara yakın elitlerin çöküşten hemen önce, içeriden bilgi alarak borsadan çıktıklarını iddia eden Günaydın, AKP'li yöneticilerle bağlantılı şirketlerin şaibeli halka arz süreçlerini hatırlatarak yaşananları büyük bir borsa vurgunu olarak nitelendirdi.

"ANAYASA MAHKEMESİ'NE TAŞIYACAĞIZ"

İktidar bloğu içindeki çıkar çatışmalarının yandaş medyaya yansıdığını belirten Günaydın, asıl sorumluların yer aldığı mağduriyet ve işlem listelerinin gizlendiğini ancak muhalefet olarak bu işin peşini bırakmayacaklarını söyledi. Fon Kanunu'nun anayasaya aykırı tüm hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için resmi gazetede yayınlanmasının ardından Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) resmi başvurularını yapacaklarını duyurdu.


💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Gülşah İnce Demir: Gökhan Günaydın da bizlerle birlikte. Aynı zamanda şöyle sizlerle de çok bekletmeyeyim kendisini. Çünkü İstanbul'da, dün Ankara'daydı. Bugün İstanbul'da bir de Silivri'de önemli de bir duruşma var. Daha önce de gündeme getirmiştik. Makam aracı duruşması. İmamoğlu'nun makam, yani pek çok dava var. Bir de makam aracı duruşması var. Biz hani şeyi konuşuyoruz işte, haksız kazancı iade edince tamam oldu, kurtuldu mu diye konuşurken diğer tarafta da makam aracı davası gibi absürt bir davayı konuşuyoruz ki faiziyle zararın karşılanmış olmasına rağmen Ekrem İmamoğlu yargılanıyor. Gökhan Günaydın Silivri'ye gidecek. O nedenle hızla böyle konulara girmek isterim. Hoş geldiniz Sayın Günaydın.

Gökhan Günaydın: Hoş bulduk Gülşah Hanım. Hem size iyi yayınlar diliyorum hem de aracılığınızla bizi izleyen tüm arkadaşlara, dostlara, yurttaşlara selam ve saygılarımı iletiyorum İstanbul'dan. Dediğiniz gibi meclisi kapattıktan sonra dün gece geç saatlerde Ankara'dan İstanbul'a geldim. Bugün Aile Dayanışma Ağı'nın bir etkinliği vardı, ona katıldım. Sizin yayınınızdan sonra da Silivri'ye geçeceğim. Dünyanın en absürt davalarından bir tanesine daha katılacağım. İyi bir yerden başladınız. Çok kısaca şunu söyleyeyim. Bir tövbe hesabı açtılar biliyorsunuz bunlar. Adamın bir tanesi 2 milyar götürmüş, öbürü 20 milyar götürmüş falan filan. Diyorlar ki buraya parayı ödeyin. Böylece tövbe etmiş olursunuz, kurtulun. Aslında Mehmet Şimşek de çok acayip şeyler söylüyor. "10 milyon lira ve üzerinde" diyor, "para kazananlar bunu iade etsinler. İade etmelerini tavsiye ediyoruz, bu çağrıyı yapıyoruz" diyor. Fatma Betül Sayan Kaya biliyorsunuz elini kolunu sallaya sallaya kocasıyla beraber gezmeye devam ediyor. Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı, yani halen AKP'de genel başkan yardımcısı olan Hayati Yazıcı'nın oğlu, mal varlığına tedbir de kaldırıldı, üzerinde herhangi bir sorumluluk da yok. Dolaşmaya devam ediyor. Bir sürü vesaire işler.

Peki Ekrem Bey'in, üzülüyorum bunları söylerken, sanık niteliğiyle yargılandığı dava nedir? Efendim Beylikdüzü belediye başkanıyken kendi aracını kullanmış. Yani belediyenin aracını değil de kendi aracını kullanmış. Kendi aracının yıpranması, amortisman kaybını falan umursamamış. Doğal olarak da bu araçta dolaşırken benzin ve mazot gideri her neyse, benzinli mi mazotlu mu bilmiyorum, bunu belediye ödemiş. Bundan daha doğal ne olabilir? Bundan dolayı soruşturma, kovuşturma açtılar hakkında. Başkan da dedi ki, "Ben hani bunun doğru bir dava olduğuna inanmıyorum ama madem diyorsunuz işte ne kadarmış yakıt bedeli? 220.000 TL mi? Öyle bir şey. Bunun dava tarihi ne kadar? Şeyi ne kadar? Faizi ne kadar? 70.000 TL mi? Her neyse. Bunların tamamını al ben sana ödeyeyim kardeşim. Eğer kamu zararı var diyorsan bence yok ama ben ödedim" diyor. Onlar diyorlar ki "Yok olmaz. Tamam ödedin ama biz gel seni bir yargılayalım. Bir ceza davasına konu edelim."

İşte mesele, Türkiye'de böylesine bir ikili hukuk uygulanıyor. Böylesine hukukun iğdiş edildiği, böylesine büyük bir adaletsizliğin olduğu bir dava süreciyle karşı karşıyayız. Daha kötüsü ne biliyor musunuz? Ben bu partinin grup başkanvekiliyim. Memlekete yararlı olmak için çırpınıyoruz. İşte üç gece üst üste gece yarısına kadar meclisteyiz. Şimdi işi gücü bırakıp bu davaya gitmek zorundayım, arkadaşlarımı yalnız bırakmamak için. Böylesine bir absürtlük, ben de ister istemez bir taraf oluyorum, zamanımı ayırıyorum. Ekrem Başkan ve diğer bütün insanlar buna zaman ayırmak zorunda kalıyorlar. Bunun için bu düzen sürdürülebilir değil. Bunun için bu düzen ahlaki değil, rasyonel değil ve bu nedenle de değişmesi gerekiyor.

Gülşah İnce Demir: Aynen öyle. Diğer tarafta işte hep böyle adaletin terazisinin ne tarafı ya da hangi tarafı nasıl tarttığını her olayda ne yazık ki bunu böyle denetler olduk ve karşımıza da hep o adaletsiz manzara çıkıyor. O nedenle de işte bu eleştirileri yapınca diyorlar ki "İşte siz öyle taraflı bakıyorsunuz" deniyor ama taraflı bakılmıyor. Bu arada anketler de anladığım kadarıyla yine AKP seçmeni de bu fon krizinden sonra bizim baktığımız yerden bakmaya başlamış. Şimdi bir, tabii ki sağda solda pek çok anket yayınlanıyor. Sosyal medyada bazı anketler özellikle yayınlanıyor ama benim merak ettiğim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önüne giden anket. Şimdi o ortalıklarda yok. Onlar gizli anketler. Ama görünen o ki o anketler Erdoğan'ı çok memnun etmemiş ki AKP seçmeni de meseleye bu şekilde bakıyor. Yine iktidara yakın gazetecilerin köşe yazılarından bunu görüyoruz. AKP seçmeni diyor ki, "Diğer tarafta belediye başkanlarına kelepçe vurularak o görüntülerle bir tutukluluk manzarası var karşımızda. E peki bu fon krizinde asıl yargılanması gerekenler için neden bir adım atılmıyor?" sorusu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önüne kadar gitmiş görünüyor. Bunu net olarak okuyabiliyoruz.

Gökhan Günaydın: Peki bu noktada bir şey söyleyeyim izin verirseniz.

Gülşah İnce Demir: Tabii buyurun.

Gökhan Günaydın: AKP iki tür anket yaptırır. Kamuoyu araştırması yaptırır. Bunlardan bir tanesi kamuoyunu oluşturmaya yönelik anketler. Mesela Genar çıkar bir anket açıklar. Der ki "AKP işte Yeni Parti'nin 8 puan önünde." Sonra bir başka anket de gerçek durumu ölçmek için yapılır ve bunlar Erdoğan'ın önüne gider. Bu iki anket arasında çok büyük fark vardır. Ben Genar'ın şöyle bir müktesebatını hatırlatayım insanlara. En son Kıbrıs seçimlerinde yüzde 60 ile kazanan insanı dedi ki "Bu yüzde 40 alıyor, 20 puan geride" dedi. 20 puan geride dediği adam 20 puan farkla yüzde 60 ile şeyi kazandı, Kıbrıs seçimlerini kazandı. Böyle bir firmadır. Yani zaten çıkıp televizyonlarda konuşmasını görüyorsunuz söz edilen kişinin, tümüyle AKP ağzı ile konuşan bir araştırmacı. Araştırmacı bağımsız bir yapıyla, gözlemle kamuoyunun tansiyonunu ölçmezse o işte ancak bir politika oluşturma aracı haline gelebilir.

İtiraf ederim ki sağda da solda da bu tip adamlar var. Bunları ayıklayıp ayıklayıp baktığınızda gördüğümüz tablo şudur. Cumhuriyet Halk Partisi en az 45 puan farkla iktidara doğru yürürken, her türlü engellemeye rağmen kafasına bir mutlak butlan balyozu indirdiler. "Partiyi bölerek bunların yürüyüşünü durdururuz" dediler. Yeni Parti bu ortamda doğdu ve şu anda Yeni Parti, bağımsız doğru araştırmacıların araştırmalarından da görülüyor ki birinci partidir. Biz de zaten sokakta bunu her gün ayrı ayrı teyit ediyoruz. Rize'sinde de, Yozgat'ında da, Denizli'sinde de, Tekirdağ'ında da gördüğümüz tablo aşağı yukarı böyle.

Gülşah İnce Demir: Eee şimdi siz ayağınızın tozuyla İstanbul'a geldiniz ama Ankara'daki mesai biraz böyle şeydi. Tartışmalıydı. Gece yarıları yapılan önergelerle bir kere Türkiye zaten bir şok yaşadı. Adeta dediler ki siz alacaklarınızın üzerine bir soğuk su için yaklaşık 250.000 mağdura. Şimdi onlar da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paylaşımlarının altına yazıyorlar ki "Ya bizim hakkımızı siz değil muhalefet savunuyor" diye yazıyorlar. O taraftan bakış açısı da bu. Şimdi dikkatimi çekti, öyle açıklamalar geldi ki iktidar partisi tarafından siz böyle sinirlerinize hakim olamadınız, arkadan "Ya hala meseleye nasıl böyle bakıyorsun" diye orada bir eleştiri seslerinizi duydum. Yeni Parti Grup Başkanvekili olarak bir kere zor bir süreçti anladığım kadarıyla ama öyle ya da böyle bu fon yasası meclisten geçti. İçinde ne var? E zaten ne olduğu günlerce konuşuluyordu ama biz ne yok tarafına biraz odaklanalım. Şimdi orada siz de bir belge paylaştınız. Bir ek önerge daha yapmayı planlıyorlardı. Siz gündeme getirdiniz bunu. Tam da o noktada zaten insanların merak ettiği şey şuydu. Ya bu kurumları atayan isimler aslında sorumlu. Bunun işte bürokrasisi, bunun siyasetin içinden sorumluları kimler? Bunlar bulunsun diyor. Herkes, A B C partisi fark etmeksizin tüm seçmen aynı şeyi söylüyor. Bu geçen yasada ne yok Sayın Günaydın?

Gökhan Günaydın: Bu geçen yasada hak yok, hukuk yok ve insanların alacaklarının karşılanmasına yönelik doğru bir düzlem yok. Şöyle ifade edeyim. 850 milyar TL'lik bir dolandırıcılık var ve bu 450.000 yurttaşımızı doğrudan ilgilendiriyor. Mesele bununla sınırlı değil. Çünkü 17 Eylül'den bugüne kadar, bir ayı biraz geçti, 5 haftalık bir süreç. Türkiye'de borsa 6 trilyon lira kaybetti. Dolayısıyla borsa yatırımcısı, borsada yatırımı bulunan 7 milyon insan birlikte kaybediyor. Ve bunun sanayi tarafı var, hizmetler sektörü tarafı var, KOBİ tarafı var vesaire vesaire. Dolayısıyla bir kere bu yasa borsa üzerinden para kaybeden 7 milyon insana ilişkin hiçbir düzenleme getirmiyor. Getiremez de zaten. Çünkü Türkiye'de hukuk kalmadı. Türkiye'de finansal istikrar kalmadı. Türkiye'de Sermaye Piyasası Kanunu dahil olmak üzere piyasayı düzenleyen çok sayıda emredici hükme "Benim canım istemiyorsa uymam" diyen bir hükümet var. Bir iktidar var. Ve dolayısıyla burada büyük bir güvensizlik var ve bunun sonuçlarını görüyoruz.

Peki fon tarafına bakalım. Bu 450.000 mağdur tarafına bakalım. 450.000 mağdurun farklı nitelikleri var. Kimisi 15 Eylül'den evvel ayrılmayı başarmış. Kimisi 15, 16, 17 Eylül'de talimat vermiş ama fiyatın oluşmadığı ya da fonun temerrüde düştüğü gerekçesiyle bu talimat SPK'nın 79. maddesindeki takasın kesinliği ilkesine rağmen uygulanmıyor vesaire. Dünya kadar böyle çeşitli insanlar var. Bir gece yarısı bir önerge getirdiler. Bunu çarşamba gecesi yaptılar. Bu önergeyle dediler ki "Temerrüt ve fiyat oluşmaması nedeniyle talimatları yerine getirilemeyen yurttaşlar tasfiye hükümlerine tabidir." Bize de öyle anlatıyorlar ki, bu AKP'liler gerçekten aslında bizi tanıdılar artık. Yani bu işleri tabiri caizse yemeyeceğimizi çok açıkça anladılar ama buna rağmen denemekten vazgeçmezler. Özür dilerim, yalan söylemekten vazgeçmezler. Bunu öyle bir sureti haktan gibi anlatıyorlar ki "Zaten normal bir şey başkanım, bunu işte bir hüküm haline getiriyoruz ki net anlaşılsın" falan. Dedim ki "İki tane soru soracağım size çok açık. Bu 450.000 mağdurun ne kadarlık bir kısmını ilgilendiriyor? İlk soru. İkinci soru, 850 milyar liralık yolsuzluğun ya da talanın ne kadarını ilgilendiriyor?" Buna cevap veremiyorlar biliyor musunuz? Çünkü buna cevap verirlerse gerçek ortaya çıkacak. Tabii bizi ikna etmesi için hazine bürokratlarını falan da gönderiyorlar, zavallı insanları. Zavallı demem yani zor durumda oldukları için zavallı diyorum. Bunlar üst düzey hazine bürokratı değil, aşağıda çalışan insanlar. Soruyorum, "Söyleyin bana ne kadar insanı ilgilendiriyor bu?" Ağzından kaçırıyor, "Efendim 200.000-250.000 civarında insanı ilgilendiriyor."

Sonra genel kurula iniyorum, birazdan el kaldıracaksınız. Ey AKP'nin, MHP'nin milletvekilleri, 330 kişisiniz. 330'unuz karşımızda oturuyor. Bu memleketten de maaş alıyorsunuz. Milletvekili maaşı alıyorsunuz. Biraz sonra el kaldıracağınız önergenin kaç yüz bin insanın alacağına çökmek olduğunu bilen var mı içinizde? Biriniz bilmiyorsunuz. Bilmemek önemli değil, başka çok önemli bir şey daha var, merak da etmiyorsunuz. Vicdanınızla bunu sorgulamıyorsunuz. Çünkü bu talimat saraydan grup başkanına geliyor. AKP'nin grup başkanı da size talimat veriyor ve siz bu talimatı yerine getirmekle görevlisiniz. Ya siz milletvekilisiniz be kardeşim. Hiç mi "Ben biraz onurlu durayım, ben biraz dik durayım" diyeniniz yok içinizde? Söyleyeyim size, kuliste yanıma geliyorlar. Diyorlar ki "Gökhan Bey, bak bize çok sert bağırıyorsun. Bize hakaret ediyorsun ama şunu bil ki biz de bundan memnun değiliz. Bizim de vicdanımız sızlıyor." Diyorum ki "Bu sözleriniz beni asla etkilemiyor." Niye etkilemiyor biliyor musunuz? Bir kere bu işin içindekilerin tamamı AKP kadroları. Sen kendini dışında hissediyorsan, sen vicdanının sızladığını hissediyorsan, vicdanı sızlamayanla aranda bir fark olmalı. Var mı bir fark? Oylamaya geçiliyor, hep beraber el kaldırıyorsun, indiriyorsun. Dolayısıyla bana günah çıkartma kardeşim. Ben günah çıkartma mercii falan değilim. Sen vatandaşa karşı sorumlusun. Onlardan oy almışsın.

Şimdi tabloyu da şöyle söyleyeyim. Bize yıllarca bu memlekete öyle bir anlattılar ki hani AKP bu memleketin milli ve yerlisi. Biz ise işte ne dersen söyle. Sonra her kriz anında anlaşılıyor ki bu memleketin yurtsever insanları, mağdur olanın niteliğine, siyasi görüşüne bağlı kalmadan insanları savunan ve bu işlerin içerisinde olmayan insanlar biziz. Ben çok açık söylüyorum, 40 yıldır bu işlerin içerisindeyim. Bir tane ahlaki ya da akçalı meselede açığımı bulsunlar önüme koysunlar. Bunu niye böyle yaşıyoruz biz? Çünkü sesimiz gür çıkmalı. Çünkü sesimiz karşı tarafa hem vicdanın hem adaletin sesi olarak çıkmalı. Şimdi birinci önerge böyleydi. Oyladılar ve geçtiler. Bir kere 250.000 insanın alacağına çöküldü ve alacaklarının üzerine bir soğuk su içildi. Abdullah Güler'e soruyorum, "Getiriyorsun bunu. Milleti de icbar ediyorsun. Var mı verebileceğin bir rakam? Kaç yüz bin insanı ilgilendiriyor?" Diyor ki "Valör 0 var, Valör 1 var." Ayrı ayrı söyle be birader. Valör 0'da kaç kişi var? Valör 1'de kaç kişi var? Söyle bakalım toplamını. Söyleyemez. Biliyor, çünkü hazineyle doğrudan çalışan o. Söyleyemez. E peki niye insanları zorluyorsun? Bu kadar insanın alacağına çöküyorsun. Çöktüler.

Sonra sizin sorunuz şimdi işte gündemde. Dün artık son günündeyiz. 7. madde görüşmelerine geçilecek. Kulağıma bilgi geliyor. Nedir o bilgi? Diyorlar ki bir önerge hazırladılar. Bu önerge, bu kanunun tasfiyesinde çalışacak, bu fonların tasfiyesinde, bu kanunun talimatları doğrultusunda çalışacak bürokratlar saymışlar, işte bütün Takasbank dahil olmak üzere hepsi. E bütün bunlara idari, adli, cezai sorumsuzluk gelecek. Bir insan niye böyle bir önerge hazırlama ihtiyacı duyar? Çünkü biliyorlar ki yaptıkları iş baştan sona hukuka aykırı. Baştan sona bu işlerin mutlaka ileride cezai sorumluluğu olacak. Ve belli ki bürokrat buna imza atmak istemiyor. "Başı bugün belaya girmezse yarın belaya girecek" biliyor. Bu nedenle imza atmak istemiyor. Bu önergeyi getiriyorlar ve bir şey daha söyleyeyim size. Bu önergeyi akılları sıra "Komisyonda size yakın bir banka önerdi" diyerek bizim aklımızı çelmeye çalışıyorlar. Dedim ki "Ben sana bir şey söyleyeyim. Babam 2018'de vefat etti. Bu önerge babamdan gelse ya da bu önerge Yeni Parti genel merkezinden gelse ben gene kabul etmem kardeşim. Zaten Yeni Parti genel merkezi böyle bir önerge getirmez." Neyi yapmaya çalışıyorsunuz? Yaptığınız hukuksuzlukla milletin malına mülküne çöküyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki "Bunu temizlemekle görevli olan bürokrasiye sorumsuzluk getirelim."

Buradan bürokrat arkadaşlara sesleniyorum. Tepenizdekilerin kim olduğunu biliyoruz. SPK'yı kimler yönetti? BDDK'yı kimler yönetti? MASAK'ı kimler yönetti? Hücrelerinize kadar biliyoruz. Aşağıda çalışan, namusuyla çalışan, ahlakıyla çalışan insanlar da var, vardır. Onlara sesleniyorum. Yanlış işin altına imza atmayın. Kanunsuz emirlere evet demeyin. Bugün sorulmazsa yarın sorulur. Partinin değil milletin bürokratı olun. Tablo budur. Peki düşündüm, bu önerge geldiği zaman, bu önergenin varlığı duyulduğu zaman ben ne yapmalıydım? Önce arkadaşlarımı aradım, Plan Bütçe'de çalışan arkadaşlarımızı. Dedim ki "Böyle bir önerge verilmiş miydi komisyonda?" Biraz sonra koşarak bana önergeyi getirdiler. "Evet" dediler, "Bu önergeyi komisyona getirmeye çalıştılar, biz karşı çıkınca bu önergeyi vermediler." Peki önerge elime geçti, okudum önergeyi. Önerge aynen benim söylediğim gibi saymış kurumları ve bu kurumlarda çalışan bürokratlara sorumsuzluk. Benim bunu önlemem lazım. Ne yapmam lazım? Önlemem için...

Gülşah İnce Demir: Bir ekran görüntüsü bir arama gelmiş olabilir. Gökhan Bey sesim size geliyorsa. Ses ve görüntü gitti. Şöyle alayım. Eee, Sayın Günaydın'ın bahsettiği önerge şu. Ben de o sırada kendisi gelene kadar onu paylaşayım. İnternette de bir sıkıntı var. Şimdi burada en çok merak edilen konu şuydu. Deniyordu ya, işte tüm bu sorumlular, bürokrasideki sorumlular, özellikle SPK, BDDK ve işte mesela Karar'ın bugün bir manşeti vardı... Hah, Gökhan Bey geldi.

Gökhan Günaydın: Evet özür diliyorum.

Gülşah İnce Demir: Hiç sorun değil Gökhan Bey, tam da getirilmesi gereken önergeden bahsediyordunuz. Tam olarak ne yazıyordu orada?

Gökhan Günaydın: Evet, o önergede işte kurumları saymış ve bu kurumlarda çalışan bürokratlara hukuki, idari, adli, cezai sorumsuzluk getiriyor. Bunu önlemenin yolu neydi? Önce önergeyi X mesajıyla paylaştım. Sonra da bir video çektim ve dedim ki "Ey AKP, rezilliğe doymuyorsunuz. Bu kez de bunu yapmaya çalışıyorsunuz. Bu önergeyi getirmeyin. Bu önergeyi getirirseniz mecliste geçmemesi için her şeyi yapacağız. Bürokratlar da yanlış işlere ortak olmayın." Sonra hiç haklarını yemem, diğer muhalefet partilerinin grup başkanvekilleriyle görüştüm. Eksiksiz tamamı bizimle aynı fikirde olduklarını ifade ettiler ve burayı söylediler. "Bu önerge gelirse kürsü işgali dahil olmak üzere her türlü çabanın içerisinde olacağız." Bir süre sonra da bu önergeyi getirmeden geri çektiler. Şimdi şunu söyleyebilirler; "Böyle bir önerge verilmedi." Doğru, verilmedi ama vermek için gayret ettiğinizi, bizlerle görüştüğünüzü herkes biliyor. Onlarca tanık var. Getiremediniz. Dolayısıyla muhalefet bunu engellemiş oldu. Bunu da halkımızın bütün bu açıklığı ve ayrıntısıyla bilmesini isterim.

Gülşah İnce Demir: Ya Sayın Günaydın, belli ki burada endişelendikleri bir yer var. Şimdi bu kadar sizin de öne almanızla elbette ve gündeme getirmenizle de hani bu çünkü herkesin sıkıntılı bir durum olarak karşımızdaydı. Bu sessiz sedasız bir şekilde girseydi biz şimdi herkes, herkesin merak ettiği soru şu: SPK ve denetim kurumlarının sorumluluğu araştırılacak mı? Eğer bu sizin müdahaleniz olmasaydı, muhalefet bu konuda öne almasaydı araştırılmayacaktı. Peki neden endişe ediliyor? Hani gidilmesi gereken bir uç neresiyse o uca kadar gidilecek dendi ya Cumhurbaşkanı tarafından. Ya o uç nereye gidiyor? Şimdi biz neleri konuşuyoruz? İşte Merrill Lynch International bankası 8 milyar lira kazanmış. Çok doğru zamanda girmiş. İlginçtir. Bir de çok doğru zamanda çıkmış. Peki bu banka az ve aynı zamanda çok doğru fonlara girmiş.

Gökhan Günaydın: Evet. Bir de yabancı.

Gülşah İnce Demir: Aynen öyle. Doğru. Ve şimdi nasıl oluyor bu? Bir Merrill Lynch International'a bakınca 7 yıl boyunca orada kimin çalıştığına bakıyoruz. Kimin CV'sinde yazıyor? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in. Şimdi o uç nerelere gider sorusunu hani bu örnek üzerinden de Sabah Gazetesi bu arada gündeme getirdi bu Merrill Lynch bankası haberini. Orası da ilginç. Şimdi iktidar medyasında da çok böyle enteresan durumlar da yaşanıyor. Yani dile getirilen isimler var. Bir kısım medya tarafından bir de bir kısım medya tarafından ayrıca dile getirilen ya da savunulan isimler var. Belli ki siz de söylediniz vicdanları kabul etmiyor AKP'li vekillerin de ama diğer tarafta iktidar medyasında da bambaşka cepheler açılmış. Yani o uç bir de şimdi izleyenler yazıyor liste... Şimdi o uç ortaya çıkarsa listede tam döküm olarak karşımızda olması gerekiyor ki o ucu görelim. O listeye ne oldu?

Gökhan Günaydın: Şimdi Gülşah Hanım milletvekilleri vicdanı meselesinin üzülerek söylüyorum bir önemi yok. Çünkü...

Gülşah İnce Demir: İstifa etsinler o zaman diyorlar yani hal olarak.

Gökhan Günaydın: Evet. Çünkü bu işler milletvekilleriyle değil başka yerlerden organize ediliyor. Dolayısıyla tabloyu şöyle görelim. Bugün iktidar medyasında, yandaş medyada bir kavga varsa bu saray içerisindeki ve iktidar bloku içerisindeki kamplaşmanın da bir göstergesidir. Hem Erdoğan döneminde hem de post-Erdoğan döneminde insanların nerelerde pozisyon aldıklarına bakın. Birbirlerini ihbar ediyorlar. Birisi birinin tasfiye edilmesini istiyor ise ona ilişkin bilgileri sızdırıyorlar.

Şimdi bize yönelik haksız bir eleştiri var, "Listeyi niye açıklamıyorsunuz?" Liste Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun elinde. Aynı zamanda Takasbank'ın elinde. Sizce bu liste benim elimde olsa beni kimse tutabilir mi? Yani bir dakika içerisinde bunu ben sosyal medyaya koymaz mıyım? Bu listeyi inanılmaz bir devlet sırrı gibi koruyorlar. Çünkü bu listeyi aldığınız anda şu anda görülen isimlerin birer çerez olduğunu göreceksiniz. Rakamı şöyle söyleyeyim size. 850 milyar lira ya bu meselenin boyutu. Bu meselenin aşağı yukarı 400-420 milyar lirası 1 ila 15 Eylül tarihleri arasında çekilmiş. Yani nedir o 1 ila 15 Eylül'ün önemi ne? Insider information yapmadan, içeriden bilgi almadan, "Buraya çökülecek, SPK burada karar alacak, artık bu iş sürdürülemez" bilgisi gelmeden bunların tam zamanında çıkabilmesi mümkün mü? Niye vatandaş çıkamıyor? Vatandaş içeride kilitli kalıyor da Merrill Lynch tam zamanında çıkıyor ya da AKP'nin elitleri tam zamanında çıkıyor.

Dolayısıyla bu liste esas meselenin çözüleceği liste, bu liste. Bu listeyi açıkladıkları anda AKP'nin aslında nasıl bir parti olduğu görülüyor. Şimdi bir vakıf, bilmem Hüdai bilmem ne vakfı bir açıklama yapmış, AKP'ye yakın bir vakıf. Diyor ki "Bu işler vicdani işler değildir. Dolayısıyla bunlar kabul edilebilir şeyler değildir." Yandaş medya bunu eleştiriyor. Sonra Erdoğan çıkıyor sureti haktan olarak, "Biz içimizden böyle eleştirilerin gelmesinden mutluluk duyarız, bununla güçlüyüz" diyor. Peki bununla güçlüysen listeyi niye açıklamıyorsun? Bu kadar basit. Niye açıklamıyorsun? Yani bugün AKP kanadından birkaç kişi düşmüşse, o düşenler bizim çabamızla kamuoyunun bilgisine düştü. Hayati Yazıcı'nın oğlundan tutun da işte şeye kadar, Fatma Betül Sayan Kaya'ya kadar. Başka, ya SPK başkanlarına bakın yani, Ali Fuat Taşkesenlioğlu'ndan tutun da İbrahim Ömer Gönül'e kadar bakın, bunların hakkındaki iddialara bir bakın ya. SPK başkanının adı rüşvetle anılır mı arkadaş? SPK başkanının adı rüşvetle anılırsa burada borsadan ve işlem güvenliğinden söz etmek mümkün mü? Adam "Halka arz edeceğim firmamı" diyor, diyorlar ki "Yaparız kolayı var." E nasılmış yaparız? "Getir 600.000 dolar rüşveti, halka arz edelim seni."

İlave bir şey daha söyleyeceğim. Adalet Bakanı bir şey söyledi. Dedi ki, "4 firmanın manipülatif işlemler yaptığı tespit edildi." Erinmedim. Oturdum arkadaşlarımla beraber. Halka arz edildiği andan itibaren en yüksek spekülatif işlemlere konu olan, hisse fiyatları en yükseğe doğru yüzde 2.000, yüzde 3.000 giden firmaları bu orana göre sıraladım. 41 firmayı sıraladım. Bu 41 firma içerisinde şu ana kadar 8'i üzerine işlem yapıldı. Geriye kalan 33'ü üzerine işlem yapıldı mı? Peki bu firmalar neler? Yani eksiksiz tamamı AKP'lilerin firmaları. Özata Denizcilik. Adamın geçmişine bakıyorsunuz, Tuzla AKP İlçe Başkan Yardımcısı. Altınkılıç Gıda. Adamın geçmişine bakıyorsunuz, Bayrampaşa İlçe Başkan Yardımcısı AKP'nin, şimdi Bayrampaşa meclis üyesi. Gündoğdu Gıda'ya bakıyorsunuz, Zülküf Kopuz. Kopuzlar ailesi Erdoğan'ın çalışma yaşamına ilk kez başladığı, muhasebeci olarak başladığı firma. Kiler Holding'e bakıyorsunuz. Kiler Holding bir ara 20 milyar dolarlık piyasa değerine ulaşmış. İş Bankası'nın piyasa değeri 6,5 milyar dolar Gülşah Hanım. Yani birisi dememiş mi ya sen Kiler Holding'sin, ne İş Bankası'nın 3 katına kadar balonun şişti? Bunu nasıl incelemez SPK? BDDK işin içindeyse incelemez. Bunun dikkat çekmemesi mümkün mü? Viter'in kim olduğunu bilmiyor muyuz? Beraber oturdular o mecliste, o sandalyelerde. Bugün "Bizim vicdanımız falan" diyen adamlar veya Ali Fuat Taşkesenlioğlu'nun kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu hani Allah vererek sınıyor ya, o mecliste o sandalyelerde, o koltuklarda, turuncu koltuklarda beraber oturmadılar mı? Dolayısıyla kimse bize hikaye anlatmasın. Bu iş organize bir soygundur. Bu organize soygunun bedeli nedir biliyor musunuz? Son meselesine bakarsanız 20 milyar dolar borsayla birlikte.

Gülşah İnce Demir: Yine bir görüntü seste sorun oldu bu arada elbette. Şimdi son cümleden de şöyle alayım. Geliyor mu Gökhan Bey? Sesim size yine bir tekrar bağlanır. Ezcümle alırız Gökhan Bey'den. Tam da söylediği gibi o tarafta diyor ki, "Biz sadece şu an fon meselesini konuşuyoruz ama borsa bazında bakın borsa bazında sıkıntı daha büyük ki bugün Karar'da İbrahim Kahveci'nin köşe yazısı vardı. Orada da diyordu ki '2001 krizinin bankacılık maliyetinden, bankacılık sisteminin uğradığı zarardan daha büyük bir zararla karşı karşıyayız' diyor. Size tekrar bırakayım Gökhan Bey sözü.

Gökhan Günaydın: Evet, tam da ben de ondan bahsediyordum. 20 milyar dolar fon tarafı, borsa tarafı 6 trilyon lira kaybetti bir ayda. Dolayısıyla borsa tarafı 120 milyar dolar. Borsada kaybeden ne demek? Yatırımcı borsada, yani bu işleri azıcık bilen insanlar paralarımı değerlendireyim diye borsaya yatırım yapıyorlar. Bu iktisadi açıdan desteklediğimiz bir şey. Çünkü ekonomide tasarruf olmalı ki tasarruf yatırıma dönüşmeli. İnsanlar "Paraları değerlensin" diyorlar bu enflasyonist ortamda. Dolayısıyla borsaya hisse senediyle giriyor. Bu adamın ne suçu var? Bu adam 6 trilyon liralık depremin altında kalmış. Ne suçu var bu insanın? Dolayısıyla bu 120 milyar doları nasıl karşılayacağız? Şey denebilir tabii ya, "Borsa dediğin toparlanır." Evet, bugün endeks 12.000'lere düşmüş. Borsa dediğin toparlanır, ne kadar zamanda toparlanır? 2-3 yılda toparlanır belki. Bekle birader. Yani adamın bir dakika beklemeye tahammülü yok.

Diğeri bir de SPK işlemlerine ilişkin bir şey söyleyeyim. İnsanların utanması olmayınca "SPK 79 burayı kapsamaz" diyorlar. Bunu söyleyen AKP'nin grup başkanı yani. Peki bir de ağzını doldura doldura şunu söylüyor: "Gökhan Bey fiyat oluşmamış, Gökhan Bey fon temerrüde düşmüş." Ne olmuş ya? Deprem mi oldu ki fon temerrüde düştü? Tsunami mi geldi ki fiyat oluşmadı? Yaptığınız ahlaksızlıklar nedeniyle, Türkiye'de borsayı bir soygun alanına dönüştürdüğünüz için fonlar temerrüde düşmüş. Aracı kurumların tamamı AKP'li, firmaların tamamı AKP'li, atadığınız denetleyici kuruluş olup da denetlemeyenlerin tamamı AKP'li. Bu nedenle fiyat oluşmamış, fon temerrüde düşmüş. Adam talimatını vermiş, "Ben çıkmak istiyorum" demiş. Adama diyorsun ki, "Çıkamazsın. Sen içeride kaldın." Niye? Çünkü senin parayı Merrill götürdü birader. Dolayısıyla hani sana verecek paramız yok. Olsaydı verirdik. Her zamanki gibi vatandaşa ceplerini gösteriyorlar. Cepte para yok. Parayı Merrill Lynch götürmüş. Parayı yurtdışına kaçan Ömer Çelik'in en yakınındaki adam götürmüş. Başka kimler götürmüş? İşte bunların hepsinin ipini çekiyoruz. Hepsinin ipini çektiğimiz için zıplayıp duruyorlar.

Gülşah İnce Demir: Vallahi şimdi tekrar görüntü gitmeden de siz de yola düşeceksiniz biliyorum. Son soru. Şimdi gelen yorumların çoğu da aynı şekilde. İşiniz zor çünkü burada gerçekten muhalefete ve ana muhalefete de ayrıca iş düşüyor. İşte siz de diyorsunuz ya bana da soruyorlar, "Listeyi açıklayın" diye. O liste bende olsa açıklamaz mıyım? Hepinizin bildiğini düşünüyor herkes ve gerçekten biliyorlarsa niye açıklamıyorlar? Gerçi son hani bir mağduriyet yaratıldı. Yanlış işte isim benzerliğinden kaynaklı orada bir iletişim sorunu oldu, iletişim sıkıntısı oldu. Ondan sonra o mağduriyet üzerinden bambaşka bir siyasi arenaya çekildi. Dolayısıyla işiniz kolay değil. Sayın Günaydın, biliyorum ki, yanlış bilmiyorsam yanlışsa da düzeltin lütfen. Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacaksınız anladığım kadarıyla değil mi bu geçen Fon Yasası'nı? E, o tarafta da bu liste meselesi herkesin gündeminde. Çünkü bu işin siyasi tarafı kim? Şimdi Ertan... soyadını unuttum. Türkiye Yüzyılı, Ertan Aydın. Aynen. Ertan Aydın Türkiye Yüzyılı'nın mimarı. 2023 seçimlerinde Erol Olçok'un yerine oturan isim olarak konuşuluyordu Ertan Aydın. Hala gözaltında. O tutuklanacak mı yoksa yine böyle adli tedbirlerle mi çıkarılacak bilmiyoruz ama anlaşılan o ki az önce de KJ'de yazdım, bir günah keçisi formülü uygulanıyor, ona benziyor. Ama herkes sizden bu listenin tamamının ortaya çıkmasını bekliyor. Ezcümleyi de bırakıyorum size.

Gökhan Günaydın: Yani şöyle söyleyeyim. Aile Sosyal Hizmetler Bakanı Belçikalıdır o da biliyorsunuz. Maliye Bakanı İngiliz, Aile Bakanı Belçikalı. Çift vatandaşlıkları var. Onun babasının ismini açıkladı bir arkadaşımız. Sonra o da 10 dakika sonra dedi ki, "Benim babamın TC'si şudur. Aynı ad soyadlı bir başka vatandaş var. Onun TC'si de budur. Dolayısıyla Yeni Parti bize yönelik haksızlık yapıyor." Feveran etti. Şimdi kimse merak etti mi acaba? Mahinur Göktaş, Belçikalı Mahinur Göktaş, babasının aynı adını, soyadını taşıyan vatandaşın fonda bulunup da TC numarasını 10 dakika içinde nasıl açıkladı? Demek ki Mahinur'a bu bilgiler verilmiş. Bu bilgiler bizim arkadaşımıza da verilmiş. Bizim arkadaşımız bunu açıklamış. Adeta burada bir tuzağa çekilme durumu var. Elbette hiç kimsenin haksız bir şekilde suçlanmasının tarafı olmayız. Kimse haksız suçlanmasın ama böyle bir bilgi gelirse bu bilgi muhalefet tarafından paylaşılır. Bir yanlışlık varsa da "Kusura bakma" denilir. Bu yanlışlıkların çok daha fazlası, çok daha büyükleri bizim arkadaşlarımızla yapıldı, bir özür dileyen falan oldu mu? Bunları bir bırakın tarafa.

Bir de vatandaş bizden şöyle bir emin olsun. Meclisteki mücadelemize bakın. Meclisteki mücadelede eksik taraf görüyorsanız yazın bize. "Şu sözü eksik söyledin. Şu davranışı eksik yaptın" deyin. Bakın önerge veriyorlar karşı çıkıyoruz. Önerge duyuyoruz, engellemek için kamuoyu oluşturuyoruz. Çatır çatır konuşuyoruz. Her türlü belgeyi, bilgiyi elimizdekini ortaya koyuyoruz. Liste elimizde olsa o listeyi açıklamaktan bizi bir kişi men edemez. Biz öyle insanlar falan değiliz. Dolayısıyla öğrendikçe açıklıyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız. Bize bilgi sızmaya devam edecek. Doğruluk araştırması yapıldıktan sonra bunları kamuoyuyla paylaşacağız. Bu yasayı engelleyemedik. Çünkü bana 91 milletvekili vermişsin. Mecliste 600 milletvekili var, bana 91 vermişsin. CHP'nin toplamı da en iyi zamanda 139 milletvekiliydi. Sen milletvekilini AKP'ye veriyorsun. Sonra AKP oy verdiğin parti sana büyük haksızlık yaptığında diyorsun ki "Muhalefetmiş aslında bizim hakkımızı savunan." Bunu görüyoruz. Engellesin. E bu milletvekili sayısıyla ne kadar engelleme yaparsan yap 9 maddeyi 3 günde geçirebildiler. Normalde 9 madde dediğin bir şey değil. Yani yarımşar saatten konuşulur geçilir ama 3 günde geçirebildiler.

Şimdi ben herkesin önünde bunu da ifade ediyorum. Fon kanunun anayasaya aykırı tüm hükümlerini hızlıca çalışacağız ve Anayasa Mahkemesi'ne yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle başvurumuzu yapacağız. Bunun için yasanın resmi gazetede yayınlanması lazım. Henüz yayınlanmadı. Bunların tamamını takip ediyoruz. Hukuk birimimiz şimdiden çalışmaya başladı. Onlar çalışmalarını tamamladığında ben de onlara katılacağım. Siyasi bir gözle son kez değerlendireceğiz. Bu arada mağdurlar "Şu mesele de var, bu mesele de var" diye düşünenler hem bana hem partimize lütfen ulaşsınlar. Dolayısıyla herkesin görüşünü de kapsayan doğru bir dilekçeyle AYM'ye başvurumuzu yapacağız.

Gülşah İnce Demir: Çok teşekkür ederim Sayın Günaydın. Dediğim gibi Silivri'ye gidiyorsunuz. O nedenle yola düşeceğiniz için... Vallahi daha konuşacağımız çok mesele var elbette ama başka yayınlara diyelim. Sizleri takip ediyoruz. Muhalefetin dediğim gibi işi zor ama büyük de bir sorumluluk yarattığınız gündemle. Zaten bu noktalara kadar geldi bu süreç. Attığınız her bir adım önemli, kamuoyu nezdinde. Çok teşekkürler. Sağ olun yayına katıldığınız için.

Gökhan Günaydın: Ben şöyle söyleyeyim Gülşah Hanım. Siz de dahil olmak üzere Türkiye'de basın mensupları memleketin en zor döneminde görev yapıyorsunuz. Çok kahramanca görev yapıyorsunuz. Birçok arkadaşımız, basın mensubu gözaltında, tutuklandı. Televizyon kanalları kapatıldı. Bazılarının kapatılmasına gerek bırakılmadı. Neyse uzun uzun anlatmayayım. Ama şunu söyleyeyim ki, biz de sizlere çok teşekkür ediyoruz. Basın eğer bir memlekette bağımsız, özgür değilse o memlekette demokrasiden söz edilemez. Bu mücadeleyi hep beraber vereceğiz.

Gülşah İnce Demir: Çok teşekkürler. Sağ olun desteğiniz için. Biz de artık bağımsız... İşsiz kaldık, sonrasında bağımsız olarak yola devam ediyoruz. Ama bu bağımsız çatı o kadar güçlü, o kadar kuvvetli ki sizler de bu yayına gelerek destek olduğunuz için tüm bağımsız gazeteci arkadaşlarım adına ayrıca sizlere çok teşekkür ediyorum. Çünkü yayına çağıran her kimse gittiğinizi de biliyorum. Çok teşekkürler, kırmadınız geldiniz.

Gökhan Günaydın: Elbette destek olmak görevimiz. İyi yayınlar, başarılar, kolay gelsin efendim.

Gülşah İnce Demir: Teşekkürler. Kolaylıklar ve iyi yolculuklar. Evet, Gökhan Günaydın Silivri'ye gidiyor. Makam Aracı davası var. Ekrem İmamoğlu bir kez daha hakim karşısında olacak. İlk dava, ilk duruşma görülmüştü ve o duruşmada da zaten savunmasını yapmıştı. Absürt davalar... Daha önce de pek çok davaya ilişkin absürt tanımını yapmıştı İmamoğlu ama bu absürtlük sınır tanımıyor. Devam ediyor, son makam aracı davası da işte o absürt davalar sıralamasında birinci sıraya yerleşmiş görünüyor.

Son eklenen içerikler

Etkinlikler, Ziyaretler, Meclis Konuşmaları, Basın Toplantıları, Önergeler, Haberler