Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) 9 milletvekilini kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk etmesinin ardından, TBMM internet sitesinde Gökhan Günaydın ve Ali Mahir Başarır’ın grup başkanvekilliği unvanlarının kaldırıldığı görüldü. Halk TV’de yayınlanan Neden Sonuç programında Bilge Yurtdagülen’in sorularını yanıtlayan Gökhan Günaydın, bu hamlenin parti tüzüğüne ve hukuka aykırı olduğunu, genel başkanın veya MYK’nın tek başına böyle bir yetkisinin bulunmadığını vurguladı. Parti Meclisi (PM) üye sayısının istifalar nedeniyle tüzük sınırının altına düştüğünü ve PM’nin hukuken ortadan kalktığını belirten Günaydın, krizin tek çözüm yolunun ivedilikle toplanacak bir olağanüstü kurultay olduğunu ifade etti.
“BU YAPILAN İŞ BENİM AÇIMDAN TÜMÜYLE HUKUKSUZDUR”
Grup başkanvekilliği unvanının meclis sitesinden kaldırılmasını değerlendiren Gökhan Günaydın, siyaseti statüler üzerinden yapmadığını ancak ortada çok net bir hukuksuzluk olduğunu belirtti. Bir grup başkanvekilinin görevden alınabilmesinin tek yolunun kapalı grup toplantısında milletvekillerinin salt çoğunluğunun güvensizlik oyu vermesi olduğunu hatırlatan Günaydın, genel başkan ya da MYK kararıyla bu makamların değiştirilemeyeceğini, buranın bir şirket olmadığını söyledi. Kendilerinin yetki gaspıyla YDK’ya sevk edildiğini aktaran Günaydın, TBMM Başkanlığı’na duruma ilişkin hukuki itirazlarını ve geçmiş mahkeme kararlarını ilettiklerini sözlerine ekledi.
“İLK YAPILMASI GEREKEN İŞ OLAĞANÜSTÜ KURULTAYDIR”
Parti içindeki kurultay tartışmalarına da değinen Günaydın, mahkeme tarafından verilen mutlak butlan kararı sonrasında partinin asli ve en acil görevinin olağanüstü kurultayı toplamak olduğunu ifade etti. Kılıçdaroğlu yönetiminin “mahkeme kararı kurultay yapmamıza izin vermiyor” yönündeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını ve bunun sadece bir “ipe un serme” çabası olduğunu savundu. Türkiye genelindeki delegelerin büyük bir çoğunluğunun kurultay istediğini belirten Günaydın, dijital oylama veya sandık yöntemiyle üyelerin eğiliminin hemen ölçülebileceğini dile getirdi. Eylül ayı için daha önce bir uzlaşı zemini yakalandığını ancak kısa sürede bundan vazgeçildiğini açıklayan CHP’li vekil, ülkenin geleceği için herkesi aklıselime davet etti.
💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;
Bilge Yurtdagülen: Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Gökhan Günaydın da bize katılıyor. Hemen merhaba diyelim. Sayın Günaydın hoş geldiniz.
Gökhan Günaydın: Teşekkür ederim Bilge Hanım. İyi yayınlar. İzleyenlere de selam, saygı iletiyorum.
Bilge Yurtdagülen: Teşekkür ediyoruz. Sağ olunuz. Bugüne yine bir sıcak gelişmeyle başlamış olduk bu haberle birlikte. Dünkü, daha doğrusu bir önceki gün MYK’da alınan ihraç kararlarının ardından bugün de böylesi bir tablo karşımıza çıktı. Gökhan Günaydın, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki önemli milletvekili ve Ali Mahir Başarır, grup başkanvekilliklerinin düştüğü haberini duyduk. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesinde de grup başkanvekili unvanlarının kaldırıldığını gördük. Dolayısıyla bu nasıl oldu? Ali Mahir Başarır’a da sorduk bir önceki saat ve hangi gerekçeyle tüm bunlar gerçekleşti. Sayın Günaydın, ne dersiniz?
Gökhan Günaydın: Evet, teşekkür ederim. Önce şunu söyleyeyim; bütün içtenliğimle biz statüler üzerinden siyaset yapan insanlar değiliz. Benim için onurla halkın arasında yürümekten daha kıymetli bir şey yok. Önce bunu söyleyeyim. Yani grup başkanvekilliği benim için görev ve sorumluluğumun daha üst düzeyde olduğu bir iş idi. Ancak 2015’ten 2023’e kadar milletvekili değil iken de siyasi çalışmalarımı bir gram eksik bırakmadan yapmış idim.
Bu bağlamda, bu yapılan iş benim açımdan tümüyle hukuksuz, siyasi etik kodlara sığmayan bir iştir; siyasi duruşumu ve davranışımı etkilemez. Bunu söyledikten sonra şimdi sizin sorunuza geçeyim. Bir grup başkanvekilinin görevden alınabilmesinin yegane yolu, güvensizlik oyu istemektir. Güvensizlik oyu istendiği zaman kapalı grup toplantısı yapılır ve mecliste görev yapan milletvekillerinin salt çoğunluğu size güvensizlik oyu verir ise, yani 70 milletvekili “Ben Gökhan Günaydın’a, Ali Mahir Başarır’a güvenmiyorum” derse sizin grup başkanvekilliğiniz düşer ve yerine bir başkası yine gerekli oyu alarak seçilebilir. Yegane yolu budur. Yani grup karar verir buna. Grup kararı olmadan olmaz. MYK kararı ile, genel başkan kararı ile, onların isimleri soyadları ne olursa olsun grup başkanvekilliği değiştirilemez. Önce bu kuralı ortaya koyalım.
İkincisi, buraya nasıl geldiler? MYK’dan bizleri, 9 milletvekilini kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk ettiler. Bu hukuka uygun mu idi? Değildi. Çünkü bunun yapılabilmesi için mutlaka Parti Meclisi kararı olması gerekirdi. Dolayısıyla MYK, Parti Meclisi’nin kararı olmaksızın bir yetki gaspı ile bizleri YDK’ya sevk etti. İkinci hukuksuzluk budur, bunun da altını çizelim.
Üçüncü tabloyu da yine net bir şekilde açıklayayım. 60 Parti Meclisi üyesi var, 15 yedek üyesi var. Toplam 75 üyeden oluşması gerekir. Mutlak butlan kararı sonrasında 2023 kurultayı kararları iptal edilince 2020’ye dönüldü. Buradan 57 asil üye kaldı, dolayısıyla yedeği yok. 60 kişiden de 3’ü yok. Bu 57 kişilik PM’nin 28’i dün itibarıyla istifa etti. Dolayısıyla PM’nin sayısı 30’un altına düştü, Parti Meclisi’nin sayısı. Tüzüğümüz açıkça söylüyor ki Parti Meclisi sayısı 40’ın altına düşerse PM ortadan kalkar.
Bilge Yurtdagülen: Ama bu sefer de hangi tüzük tartışması yapıldı dün genel merkezde Sayın Günaydın?
Gökhan Günaydın: Yani hangi tüzük tartışmasını hukukçular yapabilir? Canınızın istediği tüzüğü seçemezsiniz. Bir de bana hangi tüzüğü seçerlerse seçsinler, 5 milletvekili, 5 Parti Meclisi üyesiyle bile ben PM’yi toplayabilirim diyen bir tüzük hükmü varsa, bunu söyleyen arkadaşları ben de görüyorum, ben de işte 40 yıllık bir hukukçu olarak öğrenmiş olurum. Anlatabiliyor muyum? Yani hangi tüzüğün seçildiğinin bile burada bir önemi yoktur. 40’ın altına düşerse PM düşer. PM ortadan kalkarsa Merkez Yönetim Kurulu da ortadan kalkar.
Bütün bu tablo ortadayken peki ne yapıldı? Bu kararlara dayanarak Meclis Başkanlığına bir yazı yazıldı. Meclis Başkanlığı’na butlan MYK’sından bir yazı gelince biz de Meclis Başkanlığı’na hem durumu açıklayan, hem partinin hukukunu açıklayan, hem de 2015 yılında Süheyl Batum’un aynı yöntemle ihraç edilmesi kararına karşı bunun hukuksuzluğunu saptayan mahkeme kararını koyduk ve bunu Meclis Başkanlığı’na gönderdik.
Şimdi Meclis Başkanlığının tutumuna bakalım. Diyor ki, “Parti içi tartışmalar bizi ilgilendirmez.” E ilgilendirmezsin zaten ama parti hukuku seni ilgilendirir. Dönüp bakmalısın parti hukuku ne diyor diye. Ona da mı bakmam diyorsun? E peki mahkeme kararı seni bağlamaz mı? Bağlaması lazım değil mi? Yargı kararını da ekine koymuşuz. Bugün orta yerde böylesine büyük ve açık zincirleme hukuksuzluk varken meclis sitesinden grup başkanvekili sıfatımız kaldırılıyor ve ben duyuyorum ki beni arayan basın mensuplarından, yerimize atama yapılacakmış.
Bakın, grup başkanvekilinin yerine bir atama yapılamaz. Yöntem şudur: Grup başkanvekili birinci dönem seçilir, ilk 2 yıl için. İkinci dönem eğer seçim yapmayı gerekli görmüyor ise genel başkan onların devamı için o isimleri atama yapabilir. Yoksa o isimlerin dışında canının istediğini atama yapamaz. Dolayısıyla Kemal Bey’in şimdi dışarıdan birilerini, diğer milletvekillerini adı soyadı ne olursa olsun grup başkanvekili olarak “Ben bunu atıyorum” deme yetkisi yoktur. Yapabilecekleri tek şey, bir kere daha ifade ediyorum, görevsizlik (güvensizlik) kararıyla bizi düşürmek. Hadi bunu usulsüz yaptın, o zaman bir başka arkadaşın Meclis kapalı grubunda milletvekillerinin oylarıyla yeterli çoğunluğu alarak grup başkanvekili olarak seçilebilmesi lazım. Burası şirket değil, babamızın malı da değil. Canımızın istediği gibi buraları yönetemeyiz. Dolayısıyla kurallar böyle, kurallar açık hukuksuzluğa işaret ediyor.
Orta yerde saraydan destek alarak “Nasıl olsa yargı benim hakkımda olumsuz karar vermez, ben her türlü hukuksuzluğu yaparım” diyen bir anlayış var ise, bu anlayışın her gün ve yeniden milletin vicdanında ve sokaklarda mahkum edildiğini görmemiz lazım. Böyle bir siyaset yapılamaz. Böyle bir siyaset yapanı yaşamı boyunca mahkum eder. Hiç kimsenin bu duruma düşmesini ben istemem. Tablo budur. Kendi açımdan bir kere daha ifade edeyim; onurumla, gururumla, bilincimle, mücadele azmimle dün neredeysem bugün ve yarın da orada olmaya devam edeceğim.
Bilge Yurtdagülen: Mehmet Tezkan, sizin sorunuz var mı? Benim için bir sorum daha var. Buyurun. Peki şimdi bu hamleye karşı CHP grubu ne yapacak? Yani önümüzdeki hafta kapalı grupla yeni grup başkanvekilleri mi seçecek? Önümüzdeki hafta nöbetçi grup başkanvekili Murat Emir, değil mi Sayın Günaydın? Dolayısıyla şimdi ne olacak önümüzdeki hafta grup toplantısı?
Gökhan Günaydın: Biz arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Tabii bu kararı alalı birkaç saat oldu. Bana da asistanım haber verdi. Önümüzdeki hafta ne yapacağımızı konuşuyoruz. Muhtemelen bir karar süreci olur. O karar tüzüğümüze uygun bir yol ve yönteme dayalı olur. Bunu da izleriz ve ortaya koyarız. Ben ne yapacağımıza yönelik aklımda bir yol haritası var ama bunu arkadaşlarıma danışmadan tümüyle söylemem. Ama ifade edeyim ki tüzükte gösterilen yol, grup başkanvekilliğinin kapalı grupta seçilmesidir. Onun teklifini getiririz, bakarız. Benim önerim bu olacak ama dediğim gibi ortak akla dayalı bir karar üretilmeden sadece benim şahsi fikrim olarak şu anda ifade edebileceğim bir şey.
Bilge Yurtdagülen: Peki ben şunu soracağım. Şimdi siz bağlanmadan önce bir önceki saat biz Mehmet Tezkan’la konuştuk. “Bu nasıl bir karar ki her şeye yetki veriyor da bir türlü bir tek olağanüstü kurultay yapmaya yetki vermeyen bir karar?” diye sorduk. Şimdi Sayın Günaydın, delege kurultay yapılsın diyor, milletvekilleri keza öyle, eski milletvekilleri açıklama yaptı, il başkanları, parti örgütleri ve elbette yurttaş kurultay, bir an önce kurultay yapılmalı diyor. Sanatçısı, pek çok insanı, hukukçusu benzer bir duruma işaret ediyor. Şimdi Kılıçdaroğlu yönetimine bakıyoruz, sözcüsü aracılığıyla şu mesaj veriliyor: “Elimizde olsa biz hemen tabii kurultay yaparız da bize tabii bu mahkeme kararı izin vermiyor.” Dün gazeteciler bunu sordu, hatta meslektaşım Yıldız Yazıcıoğlu sordu bunu ve Müslüm Sarı, Kılıçdaroğlu’nun sözcüsü Müslüm Sarı dedi ki: “Ya mahkeme kararında var, okuyun orada okuduğunuzda göreceksiniz.” Biz elbette hukukçu değiliz ama ben kendi adıma iki farklı yapay zekaya yükledim. “Bu ibare var mı, yok mu?” böyle bir ifade ikisinde de “yok” yanıtını aldım. Siz baktınız mı, öyle bir “burada kurultay yapılamaz” yazıyor mu o kararda?
Gökhan Günaydın: 21 Mayıs benim doğum günümdü, mutlak butlan kararı o gün geldi. Ben o kararı aldım, farklı kalemlerle altlarını çizerek bütün önemli maddelerini başka bir kağıda aktardım ve bir saat sonra “bu karar şunu söylüyor, bunu söylemiyor” diye arkadaşlarımızla net bir ifade üzerinden konuştuk. Ben, yılını söylemeyeyim epeyce uzunca bir yıl evvel İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Hayatını da ceza avukatlığıyla geçiren bir insanım. Bu kararda “okuyun göreceksiniz” diyen insanların “okuyun göreceksiniz” gibi muğlak bir ifade yerine “bu kararın şu maddesi bunu emrediyor” demesi lazım.
Kaldı ki bu memlekette kamu hukuku alanındaki en yetkin isimler, mesela İbrahim Kabaoğlu ismini tanırlar mı? Eski Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, İstanbul Barosu Başkanı, hatırlar mı? Mesela Korkut Kanadoğlu ismini tanırlar mı, hatırlar mı, bilirler mi? Yani 40 tane kamu hukukçusu ortak bir metinle açıklama yaptı. Ortadaki mutlak butlan kararı sizi asli, temelli, uzun soluklu işlerden alıkoyuyor, ebedi ve en acil yapılması gereken işlerle sizi görevli kılıyor. Dolayısıyla ilk yapılması gereken şey kurultaydır, olağanüstü kurultaydır.
Şimdi şunu ifade edeyim; partide bir tartışma var. Ben bu tartışmada kimin haklı olduğunu biliyorum. Çünkü biz bu saray rejimini, Türkiye’yi demokrasiden, cumhuriyetten, laisizmden, hukuktan uzaklaştırmaya çalışan rejimin karşısındayız ve giderek güçleniyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına gelenlerin sebebi budur. Ancak bu tartışmayı birbirimizi ikna etmeye yönelik olarak sonsuza kadar sürdürmenin bir anlamı yoktur. Dolayısıyla “Ahmet mi haklı, Mehmet mi haklı?” tartışmasını bırakmak ve üç aşamalı bakmak lazım. Millet ne diyor? Milletin ne dediğini sokaktaki seslerden görüyorsunuz. Muhafazakar kesimlerde, milliyetçi kesimlerde, sol sosyal demokrat, sosyalist kesimlerde… Bunların tamamında sokakta dolaşıyoruz, biz dolaşıyoruz, dolaşmalarını tavsiye ederiz.
İkinci aşama ne? Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2 milyon üyesi var. Bu 2 milyon üyeye “Ne diyorsun?” diye bir sandık koyabiliriz ve bunu bir hafta sonu yapabiliriz. Bizim dönemimizde bir dijital oylama yeniliği getirdik. Yarım saat içerisinde dijital oylamayla bunun sonucunu alabiliriz.
Üçüncü aşamada Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1400 delegesi var, bunun 1135’i faal. İşte mahkeme kararları vesaire nedeniyle bu 1135 delegenin 700’ü birinci gün “olağanüstü kurultay olsun” dedi. An itibarıyla 900 kişi “olağanüstü kurultay olsun” ediyor. “Olmasın” diyenler kimler? Ahmet, Mehmet, Hüseyin. Üç kişiyi sayabiliriz, üç kişi “olmasın” diyor yani. Dolayısıyla orta yerde “olamaz, olsa yapardık” falan lafları anca ipe un serme laflarıdır. Bir kere daha ifade ediyorum, bir yere dayanmadan ya da üzülerek söyleyeyim saraya dayanarak kimse siyaset yapamaz. Siyaseti ancak halka, ulusa dayanarak, insana dayanarak yaparsınız.
Herkes de şunu ifade ediyor ki, Cumhuriyet Halk Partili olmayanlar da şunu ifade ediyor ki: “Biz siyasi parti böyle kumpaslarla işlevsiz, paralize edilemez, işlevsiz kılınamaz. Bunun mutlaka bir çözüm yolunun ivedilikle izlenmesi lazım.” Ben kendi adıma sinirlenerek, bağırarak, çağırarak, karşı tarafı suçlayarak bir konuşma tarzı yerine bir an evvel bir yol haritası çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Arkadaşlarımızın devreye girmesiyle bu yol haritasında mesafe alınmıştı. Eylül ayında bir olağanüstü kurultay üzerinde neredeyse anlaşma zemini kurulmak üzereydi ama ne olduysa bir saat içerisinde bundan yeniden vazgeçildi. Ben herkesi aklıselime davet ediyorum. Herkes, biz birbirimizi biliriz hani. Dolayısıyla partimin çıkarından, yararından değil ülkenin geleceğinden söz ediyoruz. Herkes büyük bir vebal altındadır. Mesele partide statü, partide yer tutma meselesi değildir. Grup başkanvekilliği bu sabah itibarıyla kaldırılmış bir insanın psikolojisiyle konuşmadığımı umarım fark ediyorsunuzdur.
Bilge Yurtdagülen: Pekala. Biz Mehmet Tezkan’la dün de konuştuk aslında, hep bir 26 Temmuz işaret edilmişti ya. 26 Temmuz kritik bir tarih olduğu söylenmişti. E şimdi Eylül konusunda aslına bakarsanız bir mutabakat başta sağlandığını söylüyor Sayın Günaydın, dolayısıyla 26 Temmuz bir tehlike oluşturmuyor mu? Son olarak kısaca onu da sorayım, vaktimiz de doldu.
Gökhan Günaydın: Bakın, oluşturuyor tabii, oluşturmaz olur mu? Elbette oluşturuyor ama kurultay için belirli bir takvime ihtiyacınız var, her geçen gün o takvimin ötelenmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu riskleri sıfırlamak mümkünse sıfırlamak, mümkün değilse en aza indirgemek lazım. Hani şunu söyleyenler var: “Kardeşim sen evet kurultay yapamadın, evet 3 yıllık süre geçti, hatta 6 yıla uzuyor o süre falan. Ancak bir mücbir sebep, bir ‘force majeure’ durumu var, dolayısıyla bu bunu keser.” Ya biraz evvel size peş peşe dünya kadar hukuksuzluk sıraladım, bunlardan hangisi yapılabilirdi Bilge Hanım? Hiçbiri yapılamazdı, tümü yapıldı. Dolayısıyla “mücbir hal var, nasıl olsa bu nedenle bunu yapamazlar” demenin bir anlamı yok. E sizin söylediğiniz tarihte, Eylül’de değil Temmuz’da yapalım kardeşim.
Yani bütün bunlar için bir karar arifesinde parti olmak zorunda ve ben bir parti yöneticisi olarak bunun sorumluluğunu hücrelerimde hissediyorum. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir avuç yöneticisi, birisi A diyor öbürü Z diyor ama orta yerde iktisadi, siyasi ve hukuki anlamda her gün bir limon gibi ezilen, sıkılan vatandaş var. Bu vatandaşın geleceğini görebileceği bir siyasi yol çizmeliyiz, o yolu açık tutmalıyız. Bu herkesin sorumluluğudur, ben bu sorumlulukla davranıyorum.
Bilge Yurtdagülen: Peki çok teşekkür ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Gökhan Günaydın bizlerle hep birlikteydi, sağ olun. Kolaylıklar diliyoruz.





















Sosyal Medya Hesaplarımız