"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

CHP İstanbul Milletvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Basın Açıklamaları
  6. »
  7. Bir Asgari Ücretlinin 342 Yıl Boyunca Alacağı Parayı THY’de 1 Ayda Götürüyorlar!
bu içeriği paylaşın;

Bir Asgari Ücretlinin 342 Yıl Boyunca Alacağı Parayı THY’de 1 Ayda Götürüyorlar!

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, düzenlediği basın toplantısında maden işçilerinin engellenen yürüyüşünden derinleşen ekonomik krize, tarımdaki çöküşten Türk Hava Yolları'ndaki (THY) fahiş yönetici maaşlarına ve nepotizm skandallarına kadar pek çok konuda iktidara sert eleştiriler yöneltti.
Yazı Boyutu:
12px
32px

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan Sert Açıklamalar: “Türkiye Zulüm Ve Nepotizm Kıskacında”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krize dair çarpıcı veriler paylaştı. Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’ya yürüyüşünün polis barikatlarıyla engellenmesini kınayan Günaydın; geniş tanımlı işsizliğin rekor kırdığını, tarımsal girdilerdeki fahiş artışlar nedeniyle çiftçinin iflasa sürüklendiğini ve Türk Hava Yolları’nda (THY) akraba kayırmacılığı ile astronomik maaş düzeninin kurulduğunu belirterek AKP iktidarının yönetim anlayışını sert bir dille eleştirdi. Günaydın ayrıca, CHP içindeki kurultay tartışmaları ve yargı süreçlerine dair de net mesajlar verdi.

“EMNİYET KUVVETLERİMİZİ MADEN İŞÇİLERİMİZİN PEŞİNE TAKAN AKIL, BU MEMLEKETİ İDARE EDEMEYEN AKILLIDIR”

Beypazarı’nda Ankara’ya yürümek isteyen Doruk Madencilik işçilerinin kolluk kuvvetlerince durdurulmasına tepki gösteren Gökhan Günaydın, memlekette uyuşturucu, dolandırıcılık ve ateşli silahlar gibi suç türlerinde kırmızı alarm verilirken emniyetin madencilerin peşine takılmasını eleştirdi. Şirketin devletten milyonlarca lira teşvik almasına rağmen işçi haklarını ödemediğini belirten Günaydın, İçişleri, Çalışma ve Enerji bakanlıklarının 15 Mayıs için verdiği sözü tutmadığını ifade etti. İşçilerin ancak yeniden direnişe geçmesiyle alelacele kısmi ödemeler yapılmaya başlandığını söyleyen Günaydın, arkasını saraya dayayarak işçi hakkı yiyenlerin bu düzene devam edemeyeceğini vurguladı. Ayrıca, kahredici iktisadi düzen nedeniyle tekstil sanayisinin Mısır’a, otomotiv yan sanayisinin ise Fas’a kaçtığını ekledi.

 

“GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 31.5’U BULARAK TÜM ZAMANLARIN REKORUNU KIRDI”

İktidarın “Türkiye Yüzyılı” söylemlerini eleştiren Günaydın, ülkede açlık sınırının 35 bin TL’ye, yoksulluk sınırının ise 114 bin TL’ye ulaştığını belirtti. 30 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığına dikkat çeken Günaydın, TÜİK’in dar tanımlı işsizliği yüzde 8.1 olarak açıklayarak gerçeği gizlediğini savundu. İş bulma umudunu kaybedenlerle birlikte geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31.5’e ulaşarak 12 milyon 823 bin kişiyi bulduğunu açıklayan Günaydın, vatandaşların bankalara ve kredi kartlarına olan borcunun 6 trilyon 700 milyar TL olduğunu söyledi. Borcunu ödeyemediği için varlık şirketlerine devredilen 4 milyon 271 bin yurttaşın ve ailelerinin ise her gün telefonla insanlık dışı yöntemlerle taciz edildiğini ifade etti.

“MİLYONLARCA ÇİFTÇİYE FAİZE ÖDEDİĞİNİZ PARANIN YÜZDE 5’İNİ BİLE VERMİYORSUNUZ”

Tarım sektöründeki acı tabloyu verilerle ortaya koyan Günaydın, buğday taban fiyatına yapılan yüzde 22’lik artışın enflasyonun ve tarımsal maliyetlerin çok altında kaldığını vurguladı. Geçen yıl 47 TL olan mazotun 68 TL’ye çıktığını, azotlu gübre fiyatlarının yüzde 115, ürenin ise yüzde 94.8 zamlandığını belirten Günaydın, yüksek maliyetler sebebiyle çiftçinin üretimden kaçtığını söyledi. Son 20 yılda buğday ekilen alanların Ankara ili büyüklüğünde (2 milyon 200 bin dönüm) daraldığını ifade eden Günaydın, “2026 bütçesinde 2 trilyon 740 milyar lira faize para ödüyorsunuz ama tarım sektörüne ayırabildiğin bütün para yalnızca 168 milyar lira” diyerek bütçe dağılımındaki adaletsizliği eleştirdi. Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünyada 5. sıraya yükseldiğini belirten Günaydın, Kumluca Hali ile market fiyatları arasında 7 kata varan fahiş farklar olduğunu aktardı.

 

“BİR ASGARİ ÜCRETLİNİN 342 YIL BOYUNCA ALACAĞI PARAYI BUNLAR 1 AYDA GÖTÜRÜYORLAR”

Türk Hava Yolları’ndaki (THY) kadrolaşma ve astronomik maaş düzenini de ifşa eden Günaydın, şirkette inanılmaz bir nepotizm ve sömürünün döndüğünü belirtti. Eski Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın (Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın kardeşi) görevden ayrılmasına rağmen SunExpress, THY Teknik ve AJet gibi iştiraklerde başkanlık yaparak huzur hakkı almaya devam ettiğini söyledi. Yerine ise Cumhurbaşkanı’nın kız kardeşinin damadı Murat Şeker’in getirildiğini; ayrıca eski AKP milletvekili Hasan Murat Mercan’ın liyakati olmadığı halde 67 yaşında yönetim kurulu üyesi yapıldığını ifade etti. THY’deki genel müdür, genel müdür yardımcıları ve başkanlardan oluşan 103 kişinin aylık toplam maaş maliyetinin 115 milyon 267 bin TL olduğunu açıklayan Günaydın, bu yöneticilerin bir asgari ücretlinin 342 yılda kazanacağı parayı bir ayda aldıklarını vurguladı. Buna karşılık, TGS ve TSS bünyesinde çalışan ve sendikalaşmak isteyen yer hizmetleri işçilerinin maaşlarının düşürüldüğünü ya da 2 dakika içinde işten çıkarıldıklarını belirterek, “Sizi her gün ayrı ayrı rezil etmeye devam edeceğiz” dedi.

“CHP’DE BİR İÇ KAVGA BEKLEYENLER SÜKUTU HAYALE UĞRAYACAKLARDIR”

Basın toplantısının soru-cevap kısmında parti içi kurultay tartışmalarına değinen Günaydın, Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2023 kurultayına yönelik verdiği “mutlak butlan” kararının sadece CHP’ye değil, tüm siyasal sisteme yönelik bir tehdit olduğunu söyledi. Delege çoğunluğunun kurultay iradesi gösterdiğini ve imzaların genel merkeze teslim edileceğini belirten Günaydın, krizin hukuk ve tüzük sınırları içinde, barışçıl bir kurultayla çözüleceğini vurguladı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in ifadeleri üzerinden Özgür Özel’e yönelik fezleke iddialarına da yanıt veren Günaydın, Adalet Bakanı’nın yargıyı manipüle ettiğini, Böcek’in yakınlarının gözaltına alınarak iftiraya zorlandığını savundu. Günaydın, “İftiralara karnımız tok” diyerek tepki gösterdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı yapacağı iddialarına ilişkin ise konunun Meclis’i değil parti içini ilgilendirdiğini ve Meclis iç yönetmeliğine göre gereğinin yapılacağını belirtti.

💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;

Sevgili basın mensupları, hepinizi selamlıyorum, gösterdiğiniz ilgi için de teşekkür ediyorum.

Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Biraz evvel Yıldızlar Holding’in önünden geldik. Doruk Madencilik işçileri, yani maden işçisi arkadaşlarımız Beypazarı’nda polis tarafından durdurdular. Hayatlarını tünel kazarak, kömür çıkartarak kazanan kardeşlerimiz Beypazarı’ndan bu tarafa yürütülmüyorlar; Başkent’e, Ankara’ya dertlerini anlatmaya gelmelerine izin yok.

Bizler yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi değil, tüm siyasal partiler, tüm muhalefet partileri birlikte o holdingin önündeydik ve adeta Ankara emniyetinin bütün izinleri kaldırılmış, bütün kolluk kuvvetlerini oraya yığmışlar.

Polis arkadaşlara üzülmemek elde değil. Çünkü memlekette, içişleri alanında, uyuşturucu alanında, dolandırıcılık alanında, ateşli silahlar alanında suç türleri ve suç niteliğinde bir patlama varken ve bu bir kırmızı alarm niteliğini kazanmışken, emniyet kuvvetlerimizi maden işçilerimizin ve onları destekleyen siyasetçilerin peşine takan akıl, bu memleketi idare edemeyen akıllıdır.

Peki ne olmuştu? Devletten milyonlarca lira teşvik alan ve hem maden ocağını hem de linyit işletmesini, hem de termik santrali işleten şirket, madenci kardeşlerimizin parasını ödemiyordu. Daha evvel Ankara’ya geldiler, Ankara’nın ayazında korunmak için altlarına mukavva kutu serdiler. “Sen kendine yaşam alanı oluşturuyorsun” diye o arkadaşlarımız gözaltına alındılar. Sonra 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı birlikte paralarının 15 Mayıs’a kadar ödeneceğini taahhüt etti ve arkadaşlarımız kendi ilçelerine, evlerine geri döndüler.

15 Mayıs’ta para ödendi mi? Hayır. Aradan bir bayram geçti. O bayramda cebinde harçlık olmayan babanın evladına karşı duyduğu vicdan azabını karşılayabilecek herhangi bir şeyimiz var mı? Bayramda da o paralar ödenmedi. Sonra işçiler dediler ki: Demek ki bakanın verdiği sözde olmuyor bu, işçi sınıfı dayanışmasını gösterelim ve yeniden Ankara’ya yürüyelim. Beypazarı’nda önleri kesildi. Biz de Yıldızlar Holding’in önüne gittik. Ben basının bulunduğu bölüme geçmeden evvel benim yanıma şirket yetkilileri geldi ve dediler ki: “Gökhan Bey, çocukların paralarını ödüyoruz, sizi yukarıya görüşmeye davet ediyoruz.” Siz görüşeceksiniz, işçilerle görüşün. Niye gençlerin, madencilerin, arkadaşlarımızın paralarını ödemediniz. “E ödedik ya…” Evet, 28 Nisan’da söz verilmişti. Bugün haziranın ilk haftası doluyor ve işçi yeniden yürümeye başladığı için paralar ödenmeye başlamış.

Madencilerin avukatı arkadaşımızın anlatısına göre bugün hesaplara alel acele getirilmek zorunda olan paralar, işçi kardeşlerimizin alacaklarının bir kısmını karşılar nitelikte. Umuyoruz ve diliyoruz ki, arkasını saraya dayayıp da işçi hakkını yemeyi kendinde meşru görenler, kendine bunu yakıştıranlar bu meselede daha fazla devam edemesinler. Çünkü Doruk Holding’in Doruk Madencilik’in ötesinde, Doruk Madencilik çalışanlarının ötesinde, örneğin Şık Makas gibi çok sayıda alanda hem grevler devam ediyor hem de işçi alacakları halen ödenmemiş duruyor.

Tabii şunu da buradan ifade edeyim; Türkiye’de öylesine kahredici bir iktisadi düzen uygulanıyor ki, tekstil sanayi Mısır’a, otomotiv yan sanayi Fas’a kaçıyor, Türkiye’de işletmeler kapanıyor ve Türkiye’de işsizlik almış başını gidiyor.

Sevgili arkadaşlar; “Türkiye yüzyılı” diye atıp tutarlar. Bu memlekette açlık sınırı 35 bin lira oldu, yoksulluk sınırı 114 bin lirayı buldu. Bir bekar çalışanın maliyeti 45 bin TL. Bu memlekette 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor ve adamlar turuncu koltuklarda “Türkiye hayali, Türkiye yüzyılı” diye atıp tutmaya devam ediyorlar.

Biraz evvel işsizlikten söyledim. TÜİK dar anlamda işsizliği yüzde 8.1 olarak açıklıyor, yani 2 milyon 300 bin kişi. Peki bununla sınırlı mı? Hepiniz biliyorsunuz ki geniş anlamda işsizlik, başka bir deyişle yıllarca iş aradığı için artık son 6 ayda iş arama umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçenler ile birlikte geniş tanımlı işsizlik yüzde 31.5’u bularak tüm zamanların rekorunu kırdı. 12 milyon 823 bin kişi bu memlekette işsiz.

Çok kahredici bir rakam: 6 trilyon 700 milyon TL tüketicilerin hem banka kredi kartına hem de tüketici kredilerine borcu var. Bundan çok daha kahredici bir rakam var arkadaşlar; varlık şirketlerine devredilen insan sayısı. Bu ne demek biliyor musunuz? Banka uğraşıyor uğraşıyor, senden o parayı tahsil edemiyor. Çünkü evine geliyor icraya ve evinde yatağından başka bir şeyinin olmadığını görüyor, paranın pulunun olmadığını görüyor, ” ben bu parayı alamam” diyor ve seni varlık şirketlerine devrediyor. Orada çöreklenmiş akbabalar -sayı veriyorum- 4 milyon 271 bin yurttaşımızı her gün telefonla taciz ederek, anasını, babasını, eşini, çocuğunu arayarak o parayı ondan almak için insanlık dışı yöntemlere başvuruyorlar. Bu yöntemlere muhatap olan 4 milyon 271 bin kişi var bu memlekette. Hâlâ Türkiye yüzyılı hikayeleri anlatıyorlar. Utanç verici… Bu memleket bunlara gerçekten layık değil.

Peki arkadaşlar, bütün bu tablo içerisinde başka neler oluyor diye bakalım. Buğday fiyatı açıklandı değil mi? Hani Mehmet Şimşek, sonra Cumhurbaşkanı yardımcısı bunları verilerle anlatıyorlar. Öyle uzun uzun anlatıyor ki Cevdet Yılmaz, uykunuz geliyor ve ikna olacak gibi oluyorsunuz. Oysa mesele basit… Bakın 13.5 lira olan geçen seneki buğday fiyatını bu sene 16.5 lira yaptılar. Ne kadar artmış? Yüzde 22 artmış. Peki enflasyon ne? En basitinden söyleyeyim, TÜİK yüzde 33 diyor, İstanbul Ticaret Odası yüzde 37 diyor, ENAG yüzde 55 diyor. Hangisini beğenirsiniz? TÜİK’i mi beğenirsiniz? TÜİK yüzde 33 diyor, yani seninkinden 11 puan daha fazla.

Daha önemli şeyler var, Türkiye’de enflasyonun çeşitleri var. Tarımsal girdi enflasyonu neredeyse rekor kırıyor. Çiftçi tarlasını ekmek için mutlaka traktörüne mazot koyacak. Geçen sene haziranda 47 lira olan mazot bu sene 68 lira. Demek ki mazot yüzde 46 pahalanmış. Ağalar, beyler; bir depo traktöre mazot koyabilmek için cebinizde 5 bin lira olması lazım. O 5 bin lirayla bir depoya mazot koyacaksınız, tarlayı işleyeceksiniz, buğday üreteceksiniz, onu 16.5 liraya satacaksınız ve para kazanacaksınız.

Peki, mazotla bitiyor mu iş? Gelin bir ton amonyum sülfat fiyatındaki değişikliğe bakalım. Bu bir azotlu gübredir. 9500 liradan 20 bin 500 liraya çıkmış. Ne kadar artmış? Yüzde 115 artmış. Ağalar beyler; yüzde 22 sen buğdaya zam veriyorsun, gübre yüzde 115 artmış. Bunu eken adam CHP’li olsa ne olur, DEM’li olsa ne olur, AKP’li olsa ne olur? Çiftçi yüzde 115 zamlı gübreyi kullanamıyor. Üre 17 bin 400’den 33 bin 900 liraya çıkmış, yüzde 94.8 artmış. Amonyum fosfat-DAP 24 bin 700 liradan 41 bin 900 liraya çıkmış, yüzde 69,6 artmış.

Bu tablo nereye getirmiş biliyor musunuz arkadaşlar? Bu tablo son 20 yılda buğday ekilen alanları 9.3 milyon hektardan 7.1 milyon hektara daraltmış. Başka bir deyişle 2 milyon 200 bin dönüm alanda çiftçi tarlasını ekmekten vazgeçmiş. Bu kabaca bir Ankara ilinin büyüklüğü demektir. Bu kadar alanı buğday ekmekten vazgeçiyor çiftçi. Çünkü bu maliyetlerle buğday ekerse kâr edemiyor, zarar ediyor; ya traktörünü, tarlasını elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Bütün bu tabloyu iyi görmek zorundayız. Türkiye’de çiftçi yaşı 58 olmuş.

Yılda ortalama 5 milyar dolar tarımsal dış ticarette açık veriyorsun, bütün temel tarımsal ürünlerde dışa bağımlısın, sonra bir şey daha yapıyorsun; 2026 bütçesinde 2 trilyon 740 milyar lira faize para ödüyorsun ama tarım sektörüne ayırabildiğin bütün para yalnızca 168 milyar lira. Yani milyonlarca çiftçiye faize ödediğin paranın yüzde 5’ini, yüzde 6’sını bile vermiyorsun. İşte böyle bir zulüm var, böyle bir zulüm yapılıyor Türkiye’nin çiftçisine ve bu tablo memleketi yaşanamaz hale getiriyor.

Başka bir şey gıda enflasyonu. Bu topraklar biliyorsunuz dünyada tarımın başladığı topraklar. Gezici toplayıcılıktan, avcı toplayıcılıktan ilk kez bu memlekette, bu Anadolu’da insan 10 bin yıl evvel tarım yapmaya başlamış ve şu anda dünyada Venezüella, Güney Sudan, İran ve Arjantin’den sonra gıda fiyatlarının en yüksek olduğu memleket Türkiye. Gıda enflasyonunda dünya 5’incisiyiz. Bu da mı sizi utandırmıyor? Hâlâ mı “Türkiye yüzyılı” demeye devam ediyorsunuz? İnsanlar çorba kaynatamıyorlar. Çiftçi bir taraftan iflas ediyor, tüketici bir taraftan kentlerde mutfak kaynatamıyor.

Bakın arkadaşlar, çarşamba günü dün Kumluca toptancı halindeki sebze fiyatları. Bakalım çiftçi ile tüketici arasındaki marj ne kadarmış? Burada gördüğünüz gibi domatesin, biberin, salatalığın, patlıcanın, kabağın ve fasulyenin fiyatını vermişiz. Biz Dün Kumluca halinden çıkan fiyatları bugün bir büyük marketin sanal marketindeki fiyatlarla karşılaştırdık. Vereyim rakamları.

Domates: Hal fiyatı 25 TL, markette 92.95 lira. Ne kadar zamlanmış? Dört kat… Biber: Halde 10 lira, markette 52 lira; 5 kat zamlanmış. Hıyar: Halde 5 lira, markette 36 lira; 7 kat zamlanmış. Patlıcan: 12 liradan 52 liraya 4 kat daha pahalı. Kabak: 10 liradan 51 liraya çıkmış 5 kat daha fazla ve rekor fasulyede: Ayşe kadın fasulye halde 30 lira, markette 209 lira; 7 kat pahalanmış.

24 yıldır iktidardasın, ne yaptın? Hal Yasasını düzenleyeceğiz, fiyatlar normale gelecek… Bu türküyü kaç kere dinledi bu memleket? Senin bu piyasa düzenleyemez akılsızlığınla Türkiye’de bir taraftan çiftçi ölüyor, bir taraftan tüketici ölüyor.

Değerli arkadaşlar; ekonomide, tarımda ve iş dünyasında çok ciddi sorunlar var. Bunun karşılığında bir de bir eli yağda bir eli balda olanlar var. Ben Türk Hava Yolları dosyası açıyorum, aralıklarla açıyorum Türk Hava Yolları dosyasını. Çünkü inanılmaz bir nepotizm ve inanılmaz bir sömürü orada olanca hızıyla devam ediyor. Bakın tabloları sizlerle paylaşacağım.

Bu bir önceki yönetim kurulu, yani birkaç ay evvel değişen tablo. Ahmet Bolat… Ahmet Bolat kim? Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın kardeşi. Yıllarca Türk Hava Yolları’nı nerdeyse tek başına yönetti. Sonra Ahmet Bolat’ı görevden aldılar, yerine Murat Şeker’i getirdiler. Murat Şeker kim? Cumhurbaşkanının kız kardeşinin damadı. Peki siz Ahmet Bolat’ın bunca yıllık çalışmasından sonra Türk Hava Yolları’na veda ettiğini mi sanıyorsunuz? Yani bırakmış gitmiş mi Ahmet Bolat?

Bakın arkadaşlar, size çok açık rakamlar söyleyeceğim: Türk Hava Yolları’nın bağlı ortaklık ve iştirakleriyle beraber 18 şirketi var. Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, SunExpress, Türk Havayolları DOCO, Türk Havayolları Teknik. TGS Yer Hizmetleri, Türk Havayolları OPET, Türk Havayolları Akaryakıt ve We World Express ve Türk Havayolları Teknoloji AŞ. Bu Ahmet Bolat, yani yönetim kurulu başkanlığını bırakan Ahmet Bolat, şu anda SunExpress’te, Türk Hava Yolları Teknik’te ve AJet’te Yönetim Kurulu Başkanı. Yani sanmayın ki Ahmet Bolat “bunca yıl ben bu kadar yüksek maaşlar aldım, 2 milyon 400 bin lirayı bir ayda götürdüm, kamuoyu artık çok üzerime geldi; ayıp oldu, beni kenara çektiler” diye utanıyor değil. Gidiyor, o üç şirkette yönetim kurulu başkanlığı yapıyor ve huzur hakkı almaya devam ediyor.

Dediğim gibi yerine kim gelmiş? Nepotizm eleştirisi değil mi Ticaret Bakanın kardeşi? Yerine gelen Cumhurbaşkanı’nın kız kardeşinin damadı. Denilebilir ki, “adam yetenekli, ne var bunda?” Cumhurbaşkanı’nın damadı yetenekli, bakan oluyor; oğlu yetenekli, bütün konvoylar onun arkasından gidiyor; kız kardeşinin damadı yetenekli, Türk Hava Yolları’nın genel müdürü oluyor… Memlekette başka yetenekli aile yok mu? Başka yetenekli kimse yok mu?

Başka yetenekli aile var, bir örnek daha vereceğim size. Doçent Doktor Hasan Murat Mercan, AKP milletvekilliği yaptı yıllarca, sonra Washington Büyükelçiliği yaptı. Yıllarca Washington Büyükelçiliğinde iken İngilizcesinin yeterli olmadığını hayretle gördük. Ve şimdi 1959 doğumlu olan Hasan Murat Mercan 67 yaşında Türk Hava Yolları’nda yönetim kurulu üyesi. 

Ya ben soruyorum: Hasan Murat Mercan’ın Türk Hava Yolları’nda yönetim kurulu üyesi olmasını gerektiren hangi niteliği var? Bu arkadaşı bunca yıl bu memlekette bütün görevlerde tutmuşsunuz, artık biraz da torun sevse olmaz mı? Hâlâ mı yüksek maaşlarla bunu destekleyeceksiniz?

Peki Hasan Murat Mercan, yani Mercan ailesinin bir özelliği var mı? Evet bu arkadaşın kızı Enerji Bakanı ile evli, bu arkadaşın yeğeni Merkez Bankası Başkanı ve bu arkadaşın kızı yeğeninin çalıştığı Merkez Bankasında çalışıyor. Yani aile öyle bir aile ki, aile bırakılamıyor. Böyle bir aile… Şimdi burada ben size genel müdürleri, yönetim kurulu üyelerini, genel müdür yardımcılarını falan gösteriyorum. Şimdi arkadaşlar bunların toplamının 21 milyon lira maaş aldığını söylemiştim size. Tabloyu büyütüyoruz şimdi.

Ne alıyorlarmış? Genel müdür 1 kişi, Genel müdür 2 milyon 416 bin lirayı alıyor aydı. 9 tane genel müdür yardımcısı var ve tane başına 2 milyon 194 bin liraya götürüyorlar. Genel müdür yardımcılarının toplam maaşı 19 milyon 746 bin lira… İyi para değil mi arkadaşlar?..

Başkan sıfatıyla kişiler var, 40 kişi başkan var burada. Adam başı 1 milyon 208 bin lira para alıyorlar 40 tane başkan. Bunlar da 48 milyon 320 bin lira maliyet ile çalışıyorlar. Başkan yardımcıları eksik kalır mı canım? 53 tane de başkan yardımcısı var ve bunlar da ayda 845 bin lira alıyorlar. Net arkadaşlar, brüt değil bu maaşlar net ele geçen. Bunlar da 44 milyon 785 bin lira ediyor. Peki, buradaki bu 103 kişinin Türk Hava Yollarına aylık maliyeti ne kadar? 115 milyon 267 bin TL. 

Yani bunlar bir asgari ücretlinin 342 yıl boyunca alacakları aylığı bir ayda götürüyorlar. Bir asgari ücretlinin 342 yıl boyunca alacağı parayı bunlar 1 ayda götürüyorlar. Diyebilirsiniz ki, bayrak taşıyan şirket; çok kâr ediyor, yöneticilerine de böyle paralar veriyor. Arkadaşlar bu şirket maliyetlerinin sorunlu olması nedeniyle hem iç hatlarda hem de dış hatlarda çok sayıda uçuşu iptal etti. Peki maliyetler uçuşlara etki ediyor da maliyetler bu yüksek fiyatlara etki etmiyor mu? Ediyor olmalı değil mi? Ama gıkları çıkmıyor.

Peki, benim yanıma 4 tane pırıl pırıl arkadaş geldi. Bunlar Ali, Cebrail, Mehmet ve Hakan. Bunlar TGS’de ve TSS’de çalışıyorlar. Başka bir deyişle destek hizmetlerinde ve yer hizmetlerinde çalışıyorlar. Türk Hava Yolları’nın toplam 36 bin 503 çalışanı var, şirket ve bağlı ortaklıklarıyla beraber bu sayı 66 bin 649 çıkıyor. Destek hizmetlerinde 9 bin 975 kişi, yer hizmetlerinde 17 bin kişi… Bunların tamamı AKP döneminde alınmış çocuklar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaybedilmiş, orada o ara dönemde, yani Mart ile Haziran arasında oraya yerleştirilenler gelen yönetim tarafından “bu hak değil, adalet değil, sınavsız alınmışlar” diye çıkarılmışlar, bunlar hop Türk Hava Yolları’na gelmişler. Her seçimden evvel Türk Hava Yolları’na, destek hizmetlerine ve yer hizmetlerine insanlar konuluyorlar.

Peki, evet AKP koyuyor ama bunlar da vatanın, milletin evladı. Ne kadar para alıyormuş Ali? Ali 52 bin lira para alıyormuş, Cebrail 45 bin lira para alıyormuş, Mehmet-Hakan falan 40 bin lira falan para alıyorlar. Bunları çağırıyorlar, diyorlar ki: “Senin maaşını düşürdük, 32 bin lira olacak.” Sebep ne? 32 bin lira… Arkasında yatan sebep ne? Bakın bu çocuklar bir ideolojik amaçla değil, “Türk Hava Yolları’nda birileri bir eli yağda bir eli baldayken bizi sömürüyorlar, asıl işi biz yapıyoruz ve para alamıyoruz” diyerek bir sendikalaşma hareketine girmişler. Sen misin sendikalaşan? 33 bin liraya çalışırsan çalış, çalışmam diyene getiriyorlar insan kaynaklarına al yeni sözleşme yazıcıdan çıkıyor. “Hemen imzala, 2 dakikan var.” İmzalamıyor musun? Yazıcıdan bir tane daha belge çıkıyor: “Hop işine son verilmiştir.”

Ben şimdi soruyorum arkadaşlar: Türk Hava Yolları’nda bu çocuklara eziyet etmenize ve bu eziyetleri yaparken 45 bin lira alan adamın parasını 33 bin liraya düşürmeye kalkarken, kendinizin ayda 2.5 milyon lira para almasına seyirci kalacağımızı mı sanıyorsunuz? Sizi her gün ayrı ayrı rezil etmeye devam edeceğiz. Türk Hava Yolları bayrak taşıyan firmamızdır. Türk Hava Yolları yalnızca bir anonim ortaklık değildir, kamu payı itibarıyla aynı zamanda bir kamu şirketidir, hepimizin gururudur. Türk Hava Yolları nepotizmin ve cep doldurmanın aracı olmamalıdır ve olmayacaktır. Dolayısıyla biz ayrım gözetmeksizin emeğin yanında olmaya, bize başvuran ve “hakkımızı koruyun, sesimizi duyurun” diyen herkesin yanında olmaya, siyasi görüşüne ve niteliğine asla bakmaksızın devam edeceğiz.

Evet, kamuoyuyla bu bilgileri paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Teşekkür ederim arkadaşlar.

Soru- Delegelerden imza toplanıyor, en son da Kemal Kılıçdaroğlu’nun önüne gidecek imzalar. Bu noktada ne olacak? Yani yargı kararları … süreci mi işaret edilecek. O mümkün mü? Bir de Parti Meclisi 11 Haziran’da toplanıyor. Parti Meclisinden Genel Başkan gündemi belirliyor ama Parti Meclisi çoğunluksa yani 13 kişiyle bunu gündeme alma durumu var tüzükte. Böyle mi olur? Eğer böyle bir şey olursa oylama yapılır mı? 

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Evet, teşekkür ederim. Sizi üzmeden bir şey söyleyeyim. Kamuoyunun gerçek gündemine gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim öncelikle. Bu soruların gelmesini bekliyoruz. Tabii kamuoyu bunları merak ediyor ama hayat başka bir yerde akıyor. Milyonlarca insan işsiz, aç arkadaşlar ama sorudan kaçmayalım…

Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir karışıklık yaratıldı. “Bizim hiç alakamız yoktur bu işlerle” diyenlere yanıtı ben nasıl verebilirim ki? Zaytung şahane bir yanıt verdi. Dedi ki: “AKP’den sonra bölge adliye mahkemesi de mutlak butlan kararı ile bir ilgisinin olmadığını açıkladı.” Bu bir Zaytung haberi. Dolayısıyla gerçeği bir kere böyle bir yere koyalım. Biz bu süreçten çıkacağız. 103 yıllık siyasal parti bundan evvel ne darbeler gördü… Genel başkanları tutuklandı, il başkanları öldürüldü vesaire vesaire. Bizim il başkanlarımız karakol yapıldı ama bütün bu netameli durumlardan nasıl çıktıysa CHP yine çıkacak.

Yolu kurultay arkadaşlar… O haklı, bu haklı demenin bir anlamı yok. Herkes argümanını ortaya koydu ve bugün bir yapı ortaya çıktı. Bir kurultay düzenleyelim. Şu söyleniyor: “Tedbir kararı varken kurultay yapılamaz.” Bunu açıklayan arkadaşların hukukla bir alakasının olmadığını ben biliyorum. Ben bir ceza hukukçusuyum, eski de hukukçuyum. Tedbir kararı size asli ve temelli işleri yaptırmaz, tam tersine ivedi ve durumun gerektirdiği işleri yapmakla sizi memur eder. Dolayısıyla siz önce kurultayı toplamakla memursunuz.

Üç organ tanımlanmış bizim tüzemizde: Genel başkan kurultayı toplayabilir, Parti Meclisi toplayabilir ve delegeler toplayabilir. Cumhuriyet Halk Partisinin ilgili mahkeme kararından sonra 1135 kurultay delegesi vardır. Bu 1135 kurultay delegesinin 1’inci günde 700’den fazlası, 2’nci günde neredeyse 900’ü kurultay için imza vermiştir. Hâlâ noterden imza verme süreci devam etmektedir. Dolayısıyla delegenin kahir ekseriyetinin Ahmet ya da Mehmet Genel Başkan olsundan öte, CHP’de bu sorun kurultay eliyle çözülsün şeklinde bir iradesi vardır. Bu iradeye saygı duymak hepimizin ortak görevidir. Bu imzalar Genel Merkeze teslim edilecektir. Genel Merkezden bu teslimiyet sonrasında kurultay kararını açıklamasını bekleriz. Açıklamazsa gösterilen hukuk yollarında yürümeye devam edilir.

İkinci mekanizma ise Parti Meclisidir. Parti Meclisi 60 kişilik bir organ. Ancak ilgili mutlak butlan kararıyla geriye dönüldüğü için oralarda istifalar, Mehmet Çelebi’nin bile yedek kurultay delegesi olduğu bir tablodan bahsediyoruz. Bu çerçevede 57 kişilik bir PM var ve bu PM oturur karar verir, bu PM’ye gündem eklenebilir. Bu Parti Meclisinden de kurultay kararı çıkabilir. Dolayısıyla ikinci organ Parti Meclisi. Bunun için elbette ilgili önergeler verilecektir.

Üçüncü çağrıcı organ olarak da genel başkan gösterilmiştir. Dolayısıyla yurttaşın kahir ekseriyeti, delegenin kahir ekseriyeti ve ben inanıyorum ki Parti Meclisinin de kahir ekseriyeti kurultay istediğine göre “ben yapamam” demenin bir anlamı yoktur. Parti kurultayını yapsın, doğrusu yanlışı ortadan kalksın.

Ha “bu delegelerle olmaz” diyenlere, ya mahkeme kararı da mı beğendiremiyoruz size? Yani hangi kurultay delegesini istiyorsanız diyoruz. Mahkeme kararı çıkıyor, o mahkeme kararı bazı kurultay delegelerini dışarda bırakıyor. Kalanlarla yapalım. “Onlar da kirli…” Sen mi karar vereceksin kim kirli, kim doğru?

Dolayısıyla CHP’nin kurultay delegesi 81 ilden gelir ve gereğini yapar, bu çerçevede de bu sorun çözülür. Cumhuriyet Halk Partisi -bir kere daha söylüyorum- bugünkü mücadeleyi bir CHP parti içi sorun olarak görmekten daha yanlış bir şey yoktur. 4-5 Kasım 2023’te yapılan kurultay, il, ilçe ve Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkili olmasına rağmen adli yargı makamları tarafından ilk derece mahkemesinde reddedilmesine karşın, bölge adliye mahkemesi marifetiyle mutlak butlan ile sakatlanmıştır. 2.5 yıl sonra bir partinin kurultayının mutlak butlan uğratılması bugün CHP’ye, yarın tüm siyasal sisteme yönelebilecek büyük bir tehdittir. Zaten dün bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna verdiğimiz önergede, hem Yeni Yol Grubunun, hem de İYİ Parti Grubunun, hem DEM Grubunun yaptığı konuşmalarla meseleyi açık bir şekilde ortaya konulmuştur. CHP meselesi değil, demokrasi meselesidir. Bunun da çözümünün yolu hukuk içerisinde ve barış içerisinde olacaktır. CHP’de bir iç kavga bekleyenler sükutu hayale uğrayacaklardır.

Soru- Gökhan Bey; Meclise gelecek bir konu olduğu için Ferdi Zeyrek ile ilgili bir ifade verdi Muhittin Böcek bugün. Üçüncü kez ifade veriyor, bazı iddialarda bulunuyor. Tabii iftira denilen var, itiraf diyen var. Özgür Özel ile ilgili bu konuda da yine bir fezleke hazırlanacağı; “Ferdi Zeyrek’e 950 bin lira, daha doğrusu Cumhuriyet Halk Partisi’ne 1 milyon Euro verdim” diye… Bu iddiaları, bu üçüncü ifadeyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve sonunda gelecek fezlekelere dair yorumunuz nedir?

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Arkadaşlar uzun hafızaya gerek yok, kısa hafızayla meseleye bakmalıyız. Adalet Bakanı hakkında bir hukukçunun normal bir yaşamında edinemeyeceği kadar mal varlığını her türlü kanıtıyla beraber ortaya koyduğumuz günün ertesinde, Adalet Bakanı bu iddialara cevap vermek yerine, “zaten Antalya Belediye Başkanının Manisa’da bir benzin istasyonunda Özgür Özel ile buluşmasını biliyoruz, yakında Muhittin Böcek bunu itiraf edecek” dedi.

Soralım: Bakın çok bağımsız bir gözlemci itibariyle lütfen bakınız buna. Adalet Bakanı, Muhittin Böcek’in aylar sonra bu konuda bir ifade vereceğini nereden biliyordu? Nereden biliyordu?.. Adalet Bakanı bunu söyledi. Adalet Bakanının söylediği günün bir gün öncesinde Muhittin Böcek duruşmaya çıktı, “bu konuda böyle bir şey söylemem, böyle bir şey olmadı” dedi. 2 Nisan tarihinde yazılı ifadesini kamuoyuyla paylaştı. “Bugüne kadar çok aday oldum, hiçbirinde para vermedim, bu konuda bana iftira atanlar şerefsizdir, alçaktır” dedi. Sonra adamın gelinini, oğlunu, şoförünü gözaltına aldınız, tutukladınız. Sonra mal varlığına çöktünüz, ondan sonra hükmen tutuklu hale getirdiniz. Yani ilk derece mahkemesi karar verdi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay karar verene kadar tutuksuz yargılanmaya devam etmek yerine “hayır tutuklu yargılansın” dediniz ve adamı iftiraya zorladınız.

Ayrıca bu iftiralar da tek partide olamadı. İftirasını yaptı, ifadesini verdi; “yetmez” dediniz bir tane daha ver, “yetmez” dediniz bir tane daha ver… Ne oluyor? Muhittin Böcek hatırlayamıyor, aklına geldikçe yeni ifade mi veriyor? Yoksa “bu da yetmez çıkmak istiyorsan hele bir kere daha; şimdilik gelinini çıkartalım, sonrasına bakalım” mı deniyor?

Arkadaşlar yargısal süreçler bu kadar kirletilemez. Ben hayatını uzunca bir süre ceza avukatı olarak geçirmiş olan bir insanım. Soruşturma, kovuşturma aşamalarını çok iyi bilirim, bu işler nasıl yürür çok iyi bilirim. Bu süreçleri kirletmeye hiç kimsenin hakkı yok. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Genel Başkanına yapılan saldırılar hepimizin bilinciyle ve aklıyla karşılayacağı şeylerdir. İftiralara karnımız tok.

Soru- Grup toplantısıyla ilgili de tartışmalar sürüyor. Sayın Kılıçdaroğlu, önümüzdeki hafta grup toplantısı yapacağı söylendi. Sizin bu konudaki tavrınız ne olacak? Nasıl bir grup toplantısı düzenlenecek önümüzdeki hafta?

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Evet, şu çok açık: Bu parti içi bir meseledir, Türkiye Büyük Millet Meclisini ilgilendiren bir mesele değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de zaten “bu konu benim konum değil” demiştir. İç Yönetmeliğimiz açıktır, İç Yönetmeliğimizde Grup Yönetim Kurulu üyelerine verilen yetkiler açıktır. Önümüzdeki salı günü de bu yetkiler doğrultusunda tecelli edecektir.

Teşekkür ederim. 

Haber Galeri:

Bu İçerik 87 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik