Edit Content

"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Asgari Ücret Altında Ezilen İnsanların Haklarını Bir Kez Daha Yiyecekler
bu içeriği paylaşın;

Asgari Ücret Altında Ezilen İnsanların Haklarını Bir Kez Daha Yiyecekler

TBMM Basın Toplantısı - 07.12.2023
Yazı Boyutu:
14px
24px

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili):

Değerli basın mensupları, hepinize iyi bir gün diliyorum. Bugün itibarıyla Türk-İş'in Kasım ayı verileri açıklandı. Türk-İş verilerine göre Türkiye'de açlık sınırı 14 bin 25 TL, yoksulluk sınırı ise 45 bin 686 TL olarak belirlendi. Yani öyle bir düşünün ki bu memleketin adı Türkiye'dir. Asgari ücretin aylık ücreti 11 bin 402 TL ancak açlık sınırı 14 bin 25 TL. Başka bir deyişle, Türkiye'de çalışanların yarısını oluşturan asgari ücretlilerin açlık sınırının neredeyse 3 bin TL altında bir fiyat düzeyiyle yaşamaya devam ettiği görülüyor.

Elbette TÜİK'in hesaplamasına itiraz ettiğimiz tüm bilimsellik dışı yöntemlerle yaptığı hesaplamalara rağmen ancak yıllık 61.36 olarak aşağıya çekebileceği verileri de ortada.

Değerli arkadaşlar; açlık sınırının 14 bin 25 TL olduğu bu memlekette 16 milyon emeklinin yarısı 7500 TL ve altında ücretlerle geçinmeye çalışıyor. Bu, açlık sınırının da yarısı anlamına geliyor. Peki, ne yapıldı buna bir çözüm bulabilmek amacıyla? Emeklilerin çalışanlar hariç geriye kalanlarına Cumhuriyet'in 100'üncü yılı nedeniyle ayda 5000 TL ikramiye ödenmesine karar verildi. Ancak bir önceki torba kanunda yaptığımız tüm itirazlara rağmen AKP-MHP çoğunluğu bu 5000 TL'lik ikramiyeyi çalışan emeklilere çok gördü.

CHP'nin bu alanda hem Meclis'te Meclis dışında yaptığı haklı muhalefet, güçlü muhalefet ve konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıması ardından bu dönemde Türkiye Büyük Meclisi'ne sunulan torba kanunla bu 5000 TL'nin tüm emeklilere ayrım gözetilmeksizin verilmesine yönelik bir düzenlemeye imza atılacak. Elbette biz bunu destekleyeceğiz ama ifade ediyoruz ki biz emekli maaşlarının da en az asgari ücret düzeyine çıkartılması gerektiği konusundaki tavrımızı sürdürüyoruz.

Şimdi tabii şu açık, 7500 TL ile geçinebilmek mümkün değil, bu ; 11 bin 402 TL'ye geçinebilmek mümkün değil, bu asgari ücret. Peki, şu anda gelen torba kanunla komisyondan geçirdikleri bir önergede ne diyorlar. 'yı biz İstanbul'a taşıyacağız. 400 uzmanı var BDDK'nın, bunlar 40 bin TL düzeyinde maaş alıyorlar, bu maaşlarla İstanbul'da geçinebilmek mümkün değil. Onun için bunlara ayda 45 bin TL'de tazminat verelim diyorlar. Yani bir BDDK uzmanının -ki bu düzenlemeden eski Merkez Bankası Başkanı, şimdiki BDDK Başkanı Şahap Kapıcıoğlu da yararlanacak- 85 bin TL ile İstanbul'da geçinemezler ama 7500 TL'ye bir emeklinin, 11 bin 402 TL ile bir asgari ücretlinin İstanbul'da nasıl geçindiğini düşünen yok, buna ilişkin bir düzenleme yapan yok.

Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, biz BDDK uzmanları da dahil olmak üzere tüm kamu çalışanlarının bu yüksek enflasyona ve hayat pahalılığına ezdirilmemesi için gerekli önlemlerin alınmasından yanayız. Ancak BDDK için 85 bin TL olarak belirlediğini, onun 10'da biri düzeyinde ücret almayanlara çok görürsen elbette bu kabul edilebilir bir şey olmaktan çıkar.

Bir başka tartışma; asgari ücreti artık yılda iki kere üç kere belirlemeyelim de yılda bir kere belirleyelim. Bunu yaparken de diyorlar ki, uzun yıllara dayalı olağan uygulama aslında budur. Arkadaşlar sizin ülkenizde yıllık yüzde 2-3 düzeyinde bir enflasyon olur, asgari ücreti de buna göre belirleyebilirsiniz ama ülkenizde enflasyon en iyimser TÜİK rakamlarına göre yüzde 60'ın üzerindeyse, bazı bağımsız kuruluşlar bunun yüzde 100'ün üzerinde olduğunu ortaya koyuyorlarsa, siz asgari ücreti yılda bir kere belirleyeceğim diyerek asgari ücret altında ezilen insanların haklarını bir kez daha yiyeceğim anlamına gelmektedir bu.

Peki, açıkça ifade edelim; Türkiye'de olağan mıdır yılda bir kere asgari ücret belirlenmesi? 1998'de 3 kez, 99'da 2 kez, 2000'de 3 kez belirlenmiş ve 2000'li yılların neredeyse tamamında yılda 2 kere asgari ücret belirlenmiş. Demek ki yılda tek asgari ücret belirleme, memleketin olağanı falan değil, yalnızca sizin emek kesimine olan düşmanlığınızın bir başka göstergesidir.

Tabi asgari ücret Türkiye'deki milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Çünkü bugün bu memlekette çalışanların yarısından fazlası asgari ücret alıyorlar, hatta DİSK-AR'ın araştırmasına göre çalışanlarımızın yüzde 33.8'i asgari ücretin de altında ücretlere mahkum durumdalar. Buna karşılık aynı durum Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 4 ve 6. Bu bağlamda asgari ücretin hem niceliği, hem niteliği, hem sıklığı bizim açımızdan hayatidir, milyonlarca açısından hayatidir. Bunu da takip etmeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, PISA skorları açıklandı; Türkiye maalesef 81 ülke arasında okumada 36, matematikte 39, fen bilimlerinde 34'üncü duruma düştü, sadece okumada 10 sıra birden geriledi. Bu 20 yıldır Türkiye'ye egemen olan AKP zihniyetinin eğitimde ortaya koyduğu fiyaskonun bir açık göstergesidir. Bakın bugüne kadar Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı, İsmet Yılmaz, Ziya Selçuk, Mahmut Özer, Yusuf Tekin… Çok sayıda Milli Eğitim Bakanı geldi, bu Milli Eğitim Bakanları kendilerinden evvelki bakanların kurmaya çalıştıkları sistemi altüst ettiler. 

Peki, ortada bir sistem var mı? Ortada çok açık bir sistemsizlik var. Çocuklarımız okuma, okuduğunu anlama, okuduğuna bir başlık koyma, okuduğunu ana fikrini söyleyebilme yeteneğine maalesef sahip değiller. Burada çocuklarımıza suç bulmak dünyanın en büyük kötülüğü olur. Çoğu zaman karnını doyuramayan, anne babasının yoksulluğu nedeniyle gerekli eğitim yardımını alamayan, okullarda verilen bir kap yemekten de mahrum edilen ve üstelik de yeterince iyi olmayan, eğitim düzeyi son derece düşük sınıflarda okumaya çalışan çocuklarımızın maalesef hayattan ve diğer ülkelerdeki çağdaşlarından ne kadar geriye düştüklerini acı bir şekilde görüyoruz.

AKP'nin bir başka zikzakı arkadaşlar, daha doğrusu büyüklere masalları -bunu anlatıyoruz- Sudan'da 780 bin 500 hektar tarım arazisi kiralayacaktı arkadaşlar, burada ürettiklerini Türkiye'ye getireceklerdi ve böylece Türkiye'deki artan tarım ve gıda fiyatlarını kontrol edeceklerdi. Arkadaşlar buna bırakın büyükler, herhalde 3 yaşın altındaki küçükler bile inanmaz. Gerçeklerden bahsedelim; eş zamanlı olarak AKP iktidarı döneminde Türkiye'de 3.6 milyon hektar alanı çiftçi işlemekten vazgeçti. Yani öyle bir hükümet düşünün ki kendi memleketinde 3,6 milyon hektar alanı neden ekmiyorsun diye çiftçisine sormuyor da bunun 5'te 1'i kadar alanı Sudan'dan kiralayarak tarım ürünleri fiyatlarını geri çekmeye çalışıyor.

Peki, azalan sadece tarım alanı mı arkadaşlar? Eş zamanlı olarak 700 binden fazla çiftçi çiftçilik yapmaktan vazgeçti. Çünkü çalıştıkça ezilen, çalıştıkça iflas eden bir sınıftan bahsediyoruz. Üstelik de Türkiye'de ortalama çiftçi yaşı 58. Siz böyle bir tablo içerisinde büyüklere masallar, Sudan'dan arazi kiralayacağız, orada üretim yapacağız.

10 yıl oldu bu masal söyleneli, bu masala kimler ortak oldu? Mehdi Eker, Faruk Çelik, Bekir Pakdemirli, Vahit Kirişçi, İbrahim Yumaklı. Bunlar yalnızca bu masala inanmakla kalmadılar, 2015 yılında bir şirket kurdular, Türk-Sudan Tarım Anonim Şirketi; bunun yüzde 80'i TİGEM ait, yüzde 20'si Sudan'a ait. Buna yönetim kurulu üyeleri atadılar, o yönetim kurulu üyeleri hiç bir şey yapmadan buradan maaşlar aldılar ve 2023 yılında hiç utanmadan, herhangi bir açıklama da yapmadan bu şirketi tasfiye ettiler.

Ne oldu? Ne oldu Sudan'la yaptığınız anlaşma, Erdoğan'ın 2015 yılında büyük bir gösteriyle imzaladığı anlaşmalar ne oldu? Arkadaşlar bu kadar büyük yalanlarla bu memleket yönetilmeye çalışılıyor ancak gerçeklerin bir gün gün yüzüne çıkma gibi bir kötü huyu var ve bu kötü huyu da devam ediyor.

Nihayet bir kentsel dönüşüm meselesine de dikkatinizi çekmek isterim. Hani Erdoğan diyor ya: “Biz kentsel dönüşüm yapacağız da bunlar Anayasa Mahkemesine götürüyorlar, iptal ettiriyorlar, bu nedenle biz çalışamıyoruz.” Sanki Anayasa Mahkemesi bizim yaptığımız tüm başvurulara olumlu veriyor da biz de bunları iptal ettirebiliyormuşuz gibi. Gerçek ne? Bir tane gerçek var; Türkiye'nin 4'te 3'ü deprem alanı içerisindeyken, insanların yüzde 80'i yarın olabilecek bir depremin korkusuyla ve yaşarken, bu alanda ciddi hiçbir adım atmayan bir AKP hükümeti var.

6 Şubat'ta 11 ilimizi yıkan bir deprem oldu ve bu deprem sonrasında dedi ki: “Bu kardeşinize güvenin, 1 yıl içerisinde size bu evleri teslim edeceğim.” Arkadaşlar 1 yıl dolmak üzere, şu ana kadar teslim edilen evin oranı yıkılan evin yüzde 3-4'ü bile değil.

Peki, şimdi ne yapıyorlar? Şimdi her tarafı rezerv alanı ilan ediyorlar; tarım alanı olduğuna bakmaksızın, orman alanı olduğuna bakmaksızın, sulak alan olduğuna bakmaksızın, fay hatlarına uzaklığına bakmaksızın ve bu yeni bir rant alanı haline geliyor. Özellikle Defne'de ve Antakya'da bunu çok açık görüyoruz. Buna yönelik düzenlemeyi 9 Kasım 2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayınladılar. Biz herhangi bir çalışmayı engellemek için değil, deprem nedeniyle, depremi bahane ederek yaratacağınız ranta engel olmak için; o yanlış alanlarda kurulan yurttaşlarımız bir kez daha hayatlarını oralarda riske etmesinler diye bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürmek için gerekli hazırlıkları yapıyoruz.

Sizden dileğimiz şudur: İçlerinde Hatay'ın da bulunduğu 11 ilde mazeret üretmeden doğru alanlarda derhal temel atma işlemlerinizi yapınız, evler yükselsin ve insanlar konteynerlerden kurtulsun. Ama bunu kendi zenginlerinizin servetine yeni servetler katmak, yeni rantlar üretmek için bahane etmeyin. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda da sürekli bölgeye milletvekillerini göndererek etkin bir izleme ve denetleme faaliyetine devam etmektedir. Kamuoyunu da bu konuda sürekli güncel tutmaya kararlıyız.

Evet, teşekkür ederim arkadaşlar. Sorularınızı bekliyoruz, buyurunuz.

Soru- Ekrem İmamoğlu ve Muharrem İnce'nin bir görüşme yaptığı, hatta Muharrem İnce'nin İzmir adayı olacağı söyleniyor. Bu iddia doğru mu? Bu görüşmeden CHP Genel Merkezi'nin haberi var mı ve sonrası aşamalarda da bu tarz görüşmeler oluyor mu?

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Ekrem İmamoğlu ve Muharrem İnce'nin herhangi bir görüşme yaptığı ya da görüşmede herhangi bir belediye başkanlığı sözü verdiğine ilişkin bir bilgim yok. Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızdır. Bizim belediye başkanlarımızın belirlenmesine Parti Meclisi karar verir. Dolayısıyla bir görüşme olması olağandır ancak orada herhangi bir il, büyükşehir belediye başkanlığı konusu geçemez, geçmemiştir. Her ikisini de tanırım. Çünkü mesele Parti Meclisi'nin görev ve yetki alanındadır. Buyurunuz.

Soru- (Kayda yansımayan soru)

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Arkadaşlar biliyorsunuz, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu döneminde Cumhuriyet'in 100'üncü yılı nedeniyle bir genel af talebine yönelik bir söylem dillendirilmişti. Ancak bizim tüzüğümüz uyarınca Parti Meclisi'nin bir genel af ilan etme durumu söz konusu değildir. Partiden ihraç edilmiş arkadaşlarımız eğer dilekçelerini ihraca konu olan il ve ilçeye verirlerse, onlar kendi görüşleriyle beraber bunu MYK'ya yazarlar, Merkez Yönetim Kurulu bunu kendi görüşüyle Parti Meclisi'ne indirir, Parti Meclisi'nde bu konu kapalı olarak oylanır. Yani 60 PM üyesinin kapalı zarfla verdiği oylar sonucunda bir bağışlanma talebinin kabul edilip edilmeyeceği ortaya çıkar. Bu bağlamda toplu bir af durumu söz konusu değildir. Somut olarak PM önüne gelen konularda karar verir.

Peki, baba evi metaforu için ne söyleyebiliriz? Evet Cumhuriyet Halk Partisi'nden çeşitli nedenlerle bugüne kadar farklı düşündükleri için ayrılmış arkadaşlarımız olabilirler. Kurultay süreci sonrasında toplumun açtığı, herkesi kucaklayarak devam etmeye kararlı bir yeni yönetim var. Bu yeni yönetim de diyor ki: Baba ocağınıza dönün, hep beraber politika yapalım. Bu, adı geçen arkadaşlarımız da dahil herkese yönelik bir çağrıdır. Onların içerisinde kendisi istifa etmiş olanlar vardır, onlar yeniden üyelik başvurularında bulunabilirler. Onların içerisinde daha evvel ihraç edilmiş ya da ceza almış arkadaşlarımız olabilirler, onlar da bağışlanma isteğinde bulunurlar. Bütün bunlar tüzükte yazılı prosedürler uyarınca yürür.

Asıl olan şudur: Cumhuriyet'in 100'üncü yılında Cumhuriyet Halk Partisi ana muhalefet partisi konumunu, iktidar partisi konumuna değiştirmek, dönüştürmek ister. Bunu yaparken de ilk uğrak yerel seçim olacaktır, bu doğrultuda çalışıyoruz.

Başka bir soru olmadığını görüyorum. Teşekkür ederim arkadaşlar, iyi bir gün diliyorum. 

Bu İçerik 197 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Abonelik

© 2024, Gökhan Günaydın. Tüm Hakları Saklıdır.