Strazburg'da Avrupa'ya Seslendik, Seçilmiş Başkanlara Yönelik Baskıları Anlattık

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Strazburg'da katıldığı kongrede Türkiye'deki yerel yönetimlere yönelik siyasi baskıları, tutuklamaları ve demokrasi krizini çarpıcı verilerle özetledi.

Strazburg'da Avrupa'ya Seslendik, Seçilmiş Başkanlara Yönelik Baskıları Anlattık
◷ 17:48
Yeni Parti Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nin Sosyalistler, Yeşiller ve İlerici Demokratlar Grubu toplantısında konuştu.

Türkiye'deki yerel yönetimlerin karşı karşıya kaldığı zorlukları uluslararası kamuoyuyla paylaşan Günaydın, seçilmiş belediye başkanlarının asılsız iddialarla tutuklanarak yerlerine kayyım atandığını veya yönetimlerin AKP'ye geçmeye zorlandığını belirtti. Günaydın, Ekrem İmamoğlu'ndan Sinem Dedetaş'a kadar uzanan siyasi yargılamalara dikkat çekerken, fon piyasalarındaki yolsuzluk iddiaları ve medyanın susturulması gibi ülke gündemindeki kritik başlıklara da değindi.

"2.5 YILDA 4 ÜNCÜ BAŞKANIMIZI SEÇMEK ZORUNDA KALDIK"

Konuşmasına Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerindeki tabloyu özetleyerek başlayan Günaydın, muhalif ve sosyal demokrat kadroların sistematik bir tasfiyeyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından sırasıyla Zeydan Karalar ve Vahap Seçer'in de kısa görev sürelerinin ardından tutuklandığını ifade eden Günaydın, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın Çorlu'daki kuyu tipi cezaevinde ağır tecrit koşullarında tutulduğunu aktardı. Günaydın, Dedetaş'ın AKP'ye geçmesi yönündeki baskıları reddettiği için özgürlüğünden mahrum bırakıldığını vurguladı.

Türkiye genelindeki siyasi baskının rakamsal boyutlarını Avrupa konseyi temsilcileriyle paylaşan Günaydın, son 2.5 yıl içinde 106 belediye başkanının tehditlerle AKP'ye geçirildiğini, 13 belediyenin ise doğrudan kayyım ile yönetildiğini söyledi. Toplamda 35 belediye başkanının cezaevinde olduğunu hatırlatan Günaydın, operasyonların neredeyse tamamının sosyal demokrat belediyelere yöneldiğini, iktidar blokundaki bin belediyeden sadece ikisinin soruşturma geçirdiğini belirterek yargının siyasallaştığının altını çizdi.

"İNSANLIK ONURU FAŞİZMİ ER GEÇ YENİYOR"

Yaşanan hukuki ve ekonomik krizlere de değinen Günaydın, fon piyasalarında 20 milyar dolarlık yolsuzluk iddialarının bulunduğunu, İstanbul Borsası'nın ciddi değer kaybettiğini ve gerçekleri yazan basın mensuplarının tutuklanarak bağımsız medyanın susturulduğunu söyledi. Bütün bu tabloya rağmen umutlu olduklarını belirten Günaydın, Yeni Parti'nin kısa sürede 750 bin üyeye ulaşıp birinci parti konumuna geldiğini vurgulayarak 2028 seçimleri için değişim ve dayanışma mesajı verdi.


💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Saygıdeğer belediye başkanları, katılımcılar, arkadaşlar, öncelikle hepinizi dostlukla selamlıyorum..

Yerel ve Bölgesel otoriteler Kongresi’nin Sosyalistler, yeşiller ve ilerici demokratlar grubu toplantısına davetiniz için teşekkür ederim. 

Verdiğiniz fırsatı, grup başkan vekili ve İstanbul milletvekili bulunduğum Yeni Parti’nin, Türkiye’deki kaygı verici gelişmeler hakkındaki görüşlerini ve değerlendirmelerini aktarmak için kullanacağım.

Öncelikle aranızda bulunan Eskişehir Belediye Başkanımız, sevgili arkadaşım Ayşe Ünlüce’yi, oldukça çekilmeli geçen bir seçimden sonra, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmesinden dolayı kutluyorum. Görev süresi boyunca, sosyal demokrasinin ilkeleri uyarınca, adil ve başarılı bir yönetim göstereceğinden hiç kuşkum yoktur. 

Aslında Türkiye’nin içine düşürüldüğü demokrasi dışı otokrat nobranlığı özetlemek için, Türkiye Belediyeler Birliği’ne bakmak yeterli olacaktır.

Mart 2024’te gerçekleştirilen yerel seçimlerde, Türkiye’nin en önemli belediyelerini, AKP’ye karşı biz kazandık.

Ardından yapılan Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, sevgili dostum Ekrem İmamoğlu başkan seçildi..

Bir yıl sonra, birazdan değineceğim, tümüyle siyasi ve uydurma gerekçelerle Ekrem Başkan tutuklandı.

Yerine, Adana Balediye Başkanımız, sevgili dostum Zeydan Karalar TBB başkanı seçildi. O da 6 ay görev yaptıktan sonra tutuklandı..

Onun da yerine seçilen Mersin Belediye Başkanımız, bir diğer sevgili dostum Vahap Seçer de 3 ay kadar görev yapabildikten sonra, tutuklandı.

Gördüğünüz gibi, 2.5 yılda 4 üncü başkanımızı seçmek zorunda kaldık.

Tutuklananların tümünün ortak özelliği, AKP muhalifi, yükselen sosyal demokrat hareketin önemli kadroları olmalarıydı.

İşte bu kadar.

Türkiye’nin özeti budur..

Bir başka önemli eksiğimizden, içim acıyarak söz etmek zorundayım.

Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş. Bugün burada olmalıydı, ancak yok. Çünkü o üç aydır Çorlu’da, kuyu tipi cezaevinde tutuluyor. Kuyu tipi cezaevi, yaratılabilecek en ağır koşullara sahip hücre ve avlu anlamına geliyor. Hücresi tek kişilik, başka bir insan sesi duymadan günler ve gecelerini geçiriyor. Çıkabildiği küçük avlusunun duvarları o kadar yüksek ki, güneş zemine ancak yaz aylarında ulaşabiliyor. Diğer mevsimlerde duvarları yalayıp geçiyor. İşte bu nedenle mahkumlar, bu tip cezaevlerini ‘kuyu tipi’ olarak adlandırıyorlar.

Geçen hafta Sinem’i cezaevinde ziyaret ettim, bu toplantıdan da söz ettim kendisine, her zamanki zerafetiyle sizlere selamlarını ve sevgilerini iletmemi istedi. Çorlu kuyu tipi cezaevinden Strazburg’a selam getirme görevi bana düştü, yerine getiriyorum.

Sinem Dedetaş’ın suçu nedir? 

Açıkça söyleyeyim, iki önemli suçu var;

1- Erdoğan’ın konutunun bulunduğu, Türkiye muhafazakarlığının merkezi sayılan Üsküdar’da seçim kazandı.. Görev süresi boyunca iğrenç ırkçı ve cinsiyetçi linçlere karşı direndi ve halkın gönlünü kazanmaya devam etti.

2- Kendisine yapılan ahlaksız teklifi, yani ‘AKP’ye geçersen görevini sürdürürsün, reddedersen hapse girersin’ tehdidini onurla reddetti.

İşte bu.

Hepsi bu kadar.

Bu nedenle Sinem Dedetaş hapiste.

Peki bu kadarla yetindiler mi?

Elbette hayır. Çünkü asıl amaç Üsküdar Belediyesini kazanmaktı. 4 meclis üyesini ahlaksız teklif ve tehditlerle transfer ettiler. 

Geriye kalanı gözaltına alıp oy kullanmalarını engellediler, böylelikle Üsküdar Belediyesi AKP’nin oldu..

Evet sevgili arkadaşlar,

Buraya kadar, Türkiye Belediyeler Birliği ve başta Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu olmak üzere, tanıdığınız ve tutuklanmış olan bazı belediye başkanlarımızdan söz ettik.

Şimdi de, tablonun yerel ve bölgesel demokrasi adına ne kadar ağır olduğunu gösteren genel verileri sizlerle paylaşacağım.

Türkiye’de son yerel seçimden bu yana 2.5 yıl geçti.

Bu 2.5 yıl içinde, muhalif belediyelerden seçilmiş tam 106 belediye başkanı AKP’ye geçti. Mekanizmayı size anlatmıştım: ya AKP’ye geçer başkanlığa devam edersin ya da cezaevine gidersin. Demek ki 106 başkan tehditlere boyun eğip saf değiştirmiş, AKP’li olmuş.

10 belediye ise, başkanları tutuklandıktan sonra, Üsküdar örneğinde olduğu gibi, başkan vekilliği seçimlerinde kullanılan tanıdık mekanizmalarla AKP’li yapılmışlar.

Türkiye’de 13 belediyeyi kayyım yönetiyor. Yani seçilen belediye başkanı, içişleri bakanlığı tarafından görevden alınıyor, yerine vali veya kaymakam kayyım olarak atanıyor. Böylece, bu yöntemle de, halkın iradesi gasp edilmiş oluyor.

Gelelim belediye başkanlarımızın öznel durumlarına.. Eskiden Türkiye’nin en tehlikeli mesleği madencilik idi. Şimdi onun yerini belediye başkanlığı aldı dersem, hata yapmış olmam..

2.5 yıl evvel seçilmiş 35 belediye başkanımız, Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde tutuklu durumdalar. Parti yöneticileri ve milletvekilleri olarak, onları ziyaret etmekte bile zorlanıyoruz. Elbette söylemeye gerek yok, bunların tamamı bizim partimizden..

8 belediye başkanı arkadaşımız ise, uzunca bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiler, halen tutuksuz yargılanıyorlar..

Ülkemiz her hafta gün doğmadan bir belediyeye yapılan operasyon haberiyle uyanıyor, yalnızca Başkanlar değil, bürokratlar, belediye emekçileri de tutuklanıyorlar.

Türkiye’de yaklaşık 1.400 belediye var.. Bunların yine yaklaşık 400’ü sosyal demokrat belediyeler. Operasyonların tümü bu belediyelere yönelmiş durumda. iktidar blokunun elinde bulundurduğu 1000 belediyeden bugüne dek operasyon geçiren belediye sayısı yalnızca iki.

Yalnızca bu istatistik dahi, Türkiye’de hukukun nasıl araçsallaştırılarak siyasetin sopası haline getirildiğini, başka herhangi bir kanıta ihtiyaç göstermeden ortaya koymaktadır.

Tüm bu anlatımlardan sonra, Türkiye nasıl bu hale geldi sorusuna odaklanmak gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz hafta, Cumhuriyet’in 103’üncü yılını kutlayacağız. Bu 103 yılın ilk 15’inde, ülkenin kurucusu Atatürk’ün adı vardı.

2003 yılından bu yana ise, yani yaklaşık çeyrek yüzyıldır, ülke AKP iktidarı altında..

Başlangıçta AB’ye üye olma süreçlerini yürüten, hak ve özgürlüklere değer veriyor gibi görünen AKP, liberallerin de desteğini alarak, giderek güçlendi.

2010 ve 2017’de iki istismarcı anayasa değişikliği, rejimin niteliğini değiştirdi. Birincisinde yargı biçimlendirilirken, 2016 darbe girişimi sonrasında olan ikincisinde ise tüm erk ve yetki adeta yek adamda toplandı. Bu durum, eksikleri de olsa görece kurumsallaşmış bir demokrasinin, belirgin bir otokrasiye dönüşümü olarak kendisini gösterdi.

Rejim nepotizm ve kleptoraksi ile yol taşlarını döşedi. İnsan hakları ve iktisadi konularda giderek kabaran suç dosyası, iktidarı kaybetme korkusunu derinleştirdi..

Bu çerçevede ilk hedef, en büyük rakip olan Ekrem İmamoğlu’nun saf dışı bırakılmasıydı. Erdoğan biliyordu ki, Ekrem Başkan İstanbul’da yalnızca karşısına çıkarılan rakipleri değil, asıl olarak Erdoğan’ı yenmişti. CHP’nin ön seçimle belirlediği Ekrem Başkan, artık Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisinin rakibi idi..

Rıza kazanamayıp zora başvuran tüm otokratlar gibi, Erdoğan da Ekrem Başkanı üç suçlamayla vurmaya çalıştı: Casusluk, teröristlik ve yolsuzluk..

Hakkkında 16’dan fazla dava açıldı, bu davaların hepsinde, dava sürerken ya heyet başkanı ya hayat üyesi hakim ya da savcı değiştirildi.

Sonuç olarak Ekrem Başkanın tutukluluğu 19 ayı geçti..

Mart 2025’teki bu tutuklamanın ardından, tüm yurda yayılan geniş çaplı mitingler, protestolar yapıldı. Her türlü baskıya rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi 5 puan farkla birinci parti olma özelliğini sürdürdü. 

Durdurulamayan muhalif yükselişe karşı Erdoğan, bu kez doğrudan Partiye yöneldi. Bağımlı yargının mutlak butlan kararıyla seçilmiş parti yöneticileri görevden uzaklaştırıldı, yerine ski Genel Başkan atandı. Hemen arkasından da polis gücüyle, plastik mermi ve biner gazı kullanılarak Genel Merkez resmen işgal edildi.

Türkiye’de demokrasi umudunun varolabilmesi için acilen bir parti kurmak gerekiyordu. İşgalden iki ay sonra Yeni Parti’mizi kurduk, tüm illerde örgütlendik. Bir ay içinde 750 bin üyeye ulaştık.

Şimdi de başta genel başkanımız Özgür Özel olmak üzere bizlerin dokunulmazlıklarımızın kaldırılarak hapse atılacağımız yeni bir süreçle bizleri gizli - açık tehdit ediyorlar..

Eşzamanlı olarak, Türkiye fon piyasalarında 20 milyar dolarlık bir yolsuzlukla sarsılıyor Türkiye. Sürecin denetleme dahil tüm boyutları AKP kadroları ile dolu. Vatandaş yolsuzluğun boyutu ve kaynağı konusunda açık fikirlere sahip. Üstelik bu soygunun yarattığı güvensizlik içinde, İstanbul borsası son bir ayda 130 milyar dolar değer kaybetmiş durumda.

Bunları haberleştiren gazeteciler birbiri ardına tutuklanıyor. Muhalif sosyal medya hesapları kapatılıyor. Türkiye’nin en büyük digital medya platformu olan T 24 ve en güçlü muhalif kanal olan Halk Tv susturuldu.

Kısacası, haberler hiç te iç açıcı değil. Tek güvencemiz millet iradesidir. O tarafta ise haberler iyi. Yapılan kamuoyu araştırmalarında, henüz 3 aylık olan Yeni Parti Türkiye genelinde birinci parti. Bundan da öte, mafya yöntemleriyle el koydukları belediyelerde yapılan anketlerde de iktidar blokunun üzerinde oy aldığımız görülüyor.

Önümüzde zorlu bir süreç var.

En geç 2028 Mayıs’ında Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi, ondan bir yol sonra da yerel seçimler gerçekleştirilecek.

Bu seçimler, Türkiye için kader seçimidir. 

Sevgili dostlar, yoldaşlar..

Macaristan, Sırbistan ve Brezilya’dan güzel haberler aldık. İnsanlık onuru faşizmi er geç yeniyor. 

Benzer güzel haberleri bizden de duyacaksınız. Anadolu’da müziği değiştirdik, dan da değişecek, mutlaka değişecek..

O güne kadar, dünyanın her köşesinde, umudunu kaybetmeye başlayan her bir bireye iyi gelecek tek bir şey var: dayanışma..

Bu salonda bulunan hepimiz çok iyi biliyoruz: Dayanışma yaşatır!

Hepinizi içten bir dostlukla selamlıyorum.

Avrupa Konseyi - TR - 1
Avrupa Konseyi - TR - 2
Avrupa Konseyi - TR - 3
Avrupa Konseyi - TR - 4



💬 Gökhan Günaydın's Speech, Yeni Party Deputy Parliamentary Group Chairman;
Distinguished mayors, participants, friends—first of all, I greet you all with friendship.

Thank you for the invitation to the meeting of the Socialists, Greens and Progressive Democrats Group of the Congress of Local and Regional Authorities.

I will use this opportunity to convey the views and assessments of the New Party—which I represent as a parliamentary group deputy leader and a Member of Parliament for Istanbul—regarding the concerning developments in Turkey.

First of all, I would like to congratulate the Mayor of Eskişehir, my dear friend Ayşe Ünlüce—who is here with us today—on her election as President of the Union of Municipalities of Türkiye, following a highly competitive election process. I have no doubt that, throughout her term, she will provide fair and successful leadership, guided by the principles of social democracy.

In fact, looking at the Union of Municipalities of Türkiye is sufficient to summarize the undemocratic, autocratic, and heavy-handed approach into which Türkiye has been steered.

In the local elections held in March 2024, we won Turkey’s most important municipalities, defeating the AKP.

In the subsequent elections for the Union of Municipalities of Türkiye, our Mayor of Istanbul Metropolitan Municipality—my dear friend Ekrem İmamoğlu—was elected president.

A year later—for reasons I will touch upon shortly, which were entirely political and fabricated—Mayor Ekrem was arrested.

Instead, the Mayor of Adana, my dear friend Zeydan Karalar, was elected president of the Union of Municipalities of Turkey (TBB). He, too, was arrested after serving for six months.

The Mayor of Mersin who was elected to replace him—another dear friend of mine, Vahap Seçer—was also arrested after serving for only about three months.

As you can see, we have had to elect our fourth president in 2.5 years.

What all those arrested had in common was that they were opponents of the AKP and key figures within the rising social-democratic movement.

And that’s it.

This is a summary of Turkey.

I must speak—with a heavy heart—about another significant shortcoming of ours.

Sinem Dedetaş, the Mayor of Üsküdar, should have been here today—but she is not. For the past three months, she has been held in a "well-style" prison in Çorlu. A "well-style" prison consists of a cell and an adjoining courtyard designed with the harshest possible conditions. She is kept in a single-person cell, spending her days and nights without ever hearing the voice of another human being. The walls of the small courtyard she is permitted to access are so high that sunlight only reaches the ground during the summer months; in other seasons, it merely grazes the walls as it passes by. This is precisely why inmates refer to these types of facilities as "well-style" prisons.

I visited Sinem in prison last week and told her about this meeting; with her characteristic grace, she asked me to convey her greetings and love to you all. The task of bringing these greetings from the Çorlu-style prison to Strasbourg fell to me, and I am now fulfilling it.

What is Sinem Dedetaş’s "crime"?

To put it plainly, she has two major "crimes":

1- She won an election in Üsküdar—a district that houses Erdoğan’s residence and is considered the heart of Turkish conservatism. Throughout her term, she stood firm against vile, racist, and sexist smear campaigns, all the while continuing to win the hearts of the public.

2- She honorably rejected an immoral proposition—a threat stating, "If you switch to the AKP, you can keep your position; if you refuse, you will go to prison."

This is it.

That’s all.

For this reason, Sinem Dedetaş is in prison.

So, did they stop there?

Certainly not. Because the primary objective was to win the Üsküdar Municipality. They managed to flip four council members through immoral offers and threats. 

As for the rest, they took them into custody and prevented them from casting their votes; in this way, the Üsküdar Municipality fell into the hands of the AKP.

Yes, dear friends,

Up to this point, we have spoken about the Union of Municipalities of Türkiye, as well as some of our mayors—including our presidential candidate Ekrem İmamoğlu—whom you know and who have been arrested.

Now, I will share with you some general data that illustrates just how dire the situation is for local and regional democracy.

Two and a half years have passed in Turkey since the last local elections.

Over these past two and a half years, exactly 106 mayors—originally elected from opposition parties—have switched to the AKP. I previously explained the mechanism to you: either you join the AKP and remain in office, or you end up in prison. This means that 106 mayors bowed to these threats, changed sides, and became AKP members.

As for the 10 municipalities, following the arrest of their mayors, they were brought under AKP control—much like in the case of Üsküdar—through the familiar mechanisms employed during the election of acting mayors.

In Turkey, 13 municipalities are governed by state-appointed trustees. This means that an elected mayor is removed from office by the Ministry of the Interior, and a provincial governor or a district governor is appointed in their place as a trustee. Consequently, this method results in the usurpation of the public's will.

Now, let’s turn to the personal situations of our mayors. In the past, mining was the most dangerous profession in Turkey; I wouldn’t be wrong to say that serving as a mayor has now taken its place.

Thirty-five of our mayors, who were elected two and a half years ago, are currently being held in various prisons across Turkey. As party officials and members of parliament, we even face difficulties in visiting them. Needless to say, all of them belong to our party.

As for our 8 fellow mayors, they were released after remaining in detention for a considerable period, and they are currently being tried while not in custody.

Every week, our country wakes up to news of an operation targeting a municipality before dawn; it is not only mayors who are being arrested, but also bureaucrats and municipal employees.

There are approximately 1,400 municipalities in Turkey, about 400 of which are social-democratic. All of the operations have been directed toward these specific municipalities. Out of the 1,000 municipalities held by the ruling bloc, only two have been subjected to such operations to date.

This statistic alone, without the need for any further evidence, reveals how the law in Turkey has been instrumentalized and turned into a political cudgel.

After all these accounts, it is necessary to focus on the question of how Türkiye reached this state.

This week, we will celebrate the 103rd anniversary of the Republic. The first 15 of these 103 years bore the name of Atatürk, the founder of the country.

Since 2003—that is, for nearly a quarter of a century—the country has been under the rule of the AKP.

The AKP, which initially pursued the process of EU accession and appeared to value rights and freedoms, gained the support of liberals and gradually grew more powerful.

Two abusive constitutional amendments, in 2010 and 2017, altered the nature of the regime. The first reshaped the judiciary, while the second—which followed the 2016 coup attempt—effectively concentrated all power and authority in the hands of a single individual. This process manifested as the transformation of a relatively institutionalized democracy—albeit one with its own shortcomings—into an overt autocracy.

The regime paved its path with nepotism and kleptocracy. Its ever-growing rap sheet—spanning human rights abuses and economic issues—deepened its fear of losing power.

In this context, the primary objective was to sideline his greatest rival, Ekrem İmamoğlu. Erdoğan knew that Ekrem—the mayor—had defeated not merely the opponents fielded against him in Istanbul, but, in effect, Erdoğan himself. Having been selected by the CHP through a primary process, Ekrem had now become his challenger in the presidential election.

Like all autocrats who fail to win consent and instead resort to coercion, Erdoğan has sought to strike at Mayor Ekrem through three accusations: espionage, terrorism, and corruption.

More than 16 cases were brought against him; in every one of these cases, either the presiding judge, a permanent member of the judicial panel, or the prosecutor was replaced while the proceedings were ongoing.

As a result, Mayor Ekrem’s imprisonment has now exceeded 19 months.

Following this arrest in March 2025, widespread rallies and protests took place across the country. Despite all manner of pressure, the Republican People’s Party (CHP) maintained its position as the leading party, with a 5-point lead.

Faced with an unstoppable rise of opposition, Erdoğan this time took direct aim at the party itself. Through a ruling of absolute nullity issued by a subservient judiciary, elected party officials were removed from their posts and replaced by a former chairman. Immediately thereafter, the party headquarters was effectively seized by police forces, who deployed plastic bullets and tear gas.

For any hope of democracy to exist in Turkey, it was urgently necessary to form a party. Two months after the occupation, we established our "New Party" and organized ourselves across all provinces. Within a month, we reached 750,000 members.

Now, they are threatening us—covertly and overtly—with a new scenario in which our parliamentary immunity, starting with that of our chairman Özgür Özel, would be lifted, leading to our imprisonment.

At the same time, Turkey is being shaken by a $20 billion corruption scandal within its financial markets. Every aspect of the situation—oversight included—is controlled by AKP-affiliated personnel. Citizens have a clear understanding of the scale and the source of this corruption. Furthermore, the lack of confidence fueled by this plunder has caused the Istanbul Stock Exchange to lose $130 billion in value over the past month.

Journalists who report on these matters are being arrested one after another. Opposition-leaning social media accounts are being shut down. T24, Turkey’s largest digital media platform, and Halk TV, the most prominent opposition channel, have been silenced.

In short, the news is not at all encouraging. Our only safeguard is the will of the people—and on that front, the news is good. Public opinion polls show that the New Party, despite being only three months old, has emerged as the leading party nationwide. Furthermore, surveys conducted in municipalities that the ruling bloc seized using mafia-style tactics indicate that we are polling ahead of them.

A challenging process lies ahead.

The presidential and parliamentary elections will be held no later than May 2028, followed by local elections a year later.

These elections are a decisive turning point for Türkiye.

Dear friends, comrades..

We have received good news from Hungary, Serbia, and Brazil. Human dignity eventually triumphs over fascism.

You will hear similar good news from us as well. We have transformed music in Anatolia; dance, too, will change—it is bound to change.

Until that day, there is one thing that can bring comfort to every individual across the globe who has begun to lose hope: solidarity.

All of us in this hall know it very well: Solidarity sustains life!

I greet you all with sincere friendship.

Avrupa Konseyi - 1
Avrupa Konseyi - 2
Avrupa Konseyi - 3
Avrupa Konseyi - 4

Haber Galerisi · 91 Fotoğraf

Son eklenen içerikler

Etkinlikler, Ziyaretler, Meclis Konuşmaları, Basın Toplantıları, Önergeler, Haberler