Edit Content

"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. Krizi Fırsata Çevirmek Çabasıyla Bir Anayasa Değişikliğinin Peşine Düştüler
bu içeriği paylaşın;

Krizi Fırsata Çevirmek Çabasıyla Bir Anayasa Değişikliğinin Peşine Düştüler

9 Kasım'dan bu yana 'Adalet Nöbeti' 24 saat devam ediyor
Yazı Boyutu:
14px
24px

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın;

Türkiye'de iki yüksek yargı organı arasında çıkan ve bir yargı krizi boyutunu aşıp bir devlet krizine dönüşen olay, bugün itibariyle dokuzuncu gününü doldurmuş bulunuyor. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, 9 Kasım tarihinden bu yana 'ni terk etmeyerek Adalet Nöbeti tutmaya 24 saat esası itibariyle devam ediyor. Diğer taraftan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu olayı görmezden gelmeye, bu olayı duymamaya ve görmemeye yönelik faaliyetini de sürdürüyor.

Gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı'nın bu konuda bir Danışma Kurulu yapamaması, gerekse iktidar bloğunun olumsuz tutumu nedeniyle bu konuda bir gündem dahi oluşturmaması, uluslararası sözleşmeler konuşulurken bu konunun gündeme getirilmesi, “kendi gündemine hakimdir” diye nutuklar attığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi adına maalesef kara günleri bize haber veriyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi hakimlerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına “benim kararımı nasıl okutmazsın” diyerek ayar vermeye çalıştığı günlerdeyiz.

Bu süreci aşmak zorundayız. 'te ve söylemlerine bakılırsa, krizi fırsata çevirmek çabasıyla bir anayasa değişikliğinin peşine düştüler. Oysa dün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş'un yaptığı görüşmede, yerel seçimler öncesi anayasa değişikliği yapabilmek için bir takvimin olamayacağı karşılıklı teyit edildi. Arkadaşlar bugün Kasım'ın 17'si ve 1 Ocak tarihi itibarıyla 1,5 ay bile kalmadı, YSK'nın resmi takvimi başlayacak. Dolayısıyla “bu krizi anayasa değişikliğiyle çözmeye çalışırız” demenin, bu meseleyi çözümsüzlüğe sevk etmek olduğu açık. Oradaki amaçlarını biliyoruz ama buna girmeyeceğiz.

Peki, ne yapılması gerekiyor? Buraya Cumhurbaşkanı'nın müdahale etmesi gerekiyor. Geçmişte böyle olmuştur; bir devlet krizi çıkarsa cumhurbaşkanı muhalefet partisi liderlerini toplar ve bu meseleye vaziyet eder. Ancak bu tarafsız cumhurbaşkanının yapabileceği şeylerdir. 2017'den bu yana Genel Başkanı sıfatıyla tarafsızlığını yitirmiş bir cumhurbaşkanının krize dahi müdahale etme gücünün olmadığını görüyoruz.

Diğer taraftan sayın basın mensupları, anayasa tartışmaları aslında Türkiye'de yaşanan derin iktisadi krizi de gölgelemeye devam ediyor. Gıda enflasyonunda dünya birincisi, işsizlik ve yoksulluğun bileşiminden oluşan sefalet endeksinde dünyada ilk 5'e girmiş bir memleketten bahsediyoruz ve maalesef bu durum konuşulmuyor dahi.

2023 tarihi itibarıyla emeklilere yönelik ayrımcı uygulamayı Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. Buradan bir kez daha ifade etmek isterim; her gün emekli yurttaşlarımız bize ulaşıyor ve bu adaletsizliği dile getirin diyorlar. 16 milyondan fazla emeklinin yarısı 7500 TL ile karnını doyurmaya çalışıyor ve siz bunlara 'üncü yıl dolayısıyla vereceğiniz ikramiyeyi 5000 TL'yi çalışan, dolayısıyla geçinemediği için çalışmak zorunda kalan emeklilere de çok görüyorsunuz, emeklileri buradan mahrum ediyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. CHP her zamanki gibi emeklinin, çalışanın, emekçinin yanında olmuş ve konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşımıştır. Anayasa Mahkemesi'nden ivedilikle bir düzenleme bekliyoruz, bu adaletsizlik ortadan kalksın ve tüm emeklilere 5000 TL ödensin. “Buna bütçemiz yok” diyenlerin o bütçeyi nerelere harcadığını bu millet çok iyi bilmektedir.

Diğer taraftan değerli arkadaşlar, İsrail'in Gazze saldırıları 40 günü aşmış durumda, bir insanlık dramı yaşanıyor ve AKP'nin bu alanda yapabildiği tek şey 28 Ekim'de 'da yaptığı mitingden ibarettir. Yani mitingin üzerinden 20 gün geçti; iktidar partisi miting yaparak İsrail'in Gazze saldırılarını kınıyor ve onun dışında hiçbir şey yapamıyor. Söyleyebilirler, şununla telefonla konuştuk, bununla toplantı yaptık… Sonuç ne? Türkiye'nin hakemliğini, Türkiye'nin alandaki gücünü teyit edebilecek bir durum maalesef ortada kalmamıştır.

Türkiye'nin dış politikasında izlenen zikzaklar dün Dışişleri Komisyonu'nda da teyit edilmiş durumda arkadaşlar. Biliyorsunuz İsveç'in NATO'ya üyeliği konusu Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde AKP'nin ve MHP'nin toplam oyu, İsveç'in NATO'ya üyeliğinin onaylanması için yeterli durumda. Ne yaptılar Dışişleri Komisyonu'nda? Bu kararın ertelenmesine karar verdiler. Neyin ertelenmesini istiyorsunuz? Yar reddedersiniz ya kabul edersiniz. AKP ve MHP bu konuda konuşmamışlar mı? AKP ve MHP'nin bu konuda bir uzlaşısı yok mu? Yani iktidar bloğunun kendi içinde böylesine makro konularda bile bir hemfikirlikte olamaması Türkiye'nin nasıl savrulduğunun bir başka göstergesidir.

Nihayetinde yargı bağımsızlığı diye geçemeyeceğimiz bir başka konu var; bu da Hrant Dink cinayetinin katili, sorumlusu 'ın koşullu salıverilme meselesidir. 2007 tarihi Türkiye için karanlık bir tarihtir. Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi cinayeti ve Danıştay Hakimi Sayın Mustafa Yücel Özbilgin'in katledilmesi hep 2007'nin Haziran'ında başlayacak Ergenekon Kumpasının habercileri niteliğindedir. Ogün Samast'a 17 yaşındayken bu cinayet işlettirilmiştir. Asıl önemli olan Ogün Samast'ın arkasındaki derin devlet ilişkilerini ortaya çıkarmaktır. Oysa görülüyor ki infaz yasasından bu derin devletin şturmasına kadar birçok alanda büyük bir acziyet var.

Bize söylüyorlar yurttaşlarımız, o halde İnfaz Yasasını düzenleyin. Buradan yurttaşlarımıza sesleniyoruz: Türkiye'de AKP iktidarında muhalefetin hazırladığı herhangi bir kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçmesi söz konusu olmamıştır. En haklı tekliflerimizi bile reddederler, gündem önerilerimizi reddederler ve yalnızca kendi iktidar çoğunluğuna dayalı bir tahakkümü Meclis'te gerçekleştirmeye çalışırlar. Dolayısıyla İnfaz Yasasındaki çarpıklıklar da dahil olmak üzere tümü yalnızca iktidar bloğunun eseridir. Biz muhalefet olarak, ana muhalefet olarak bu konuda her türlü çabanın içerisinde olmaya devam edeceğiz.

Nihayetinde gazeteci arkadaşımız, sevgili dostum hakkında dün verilen mahkeme kararının bir an evvel uygulanmasını ve yalnızca Barış Pehlivan değil tüm tutuklu gazetecilerin tahliyesinin sağlanmasını her zamanki gibi acil bir talep olarak kamuoyunun önüne koyuyoruz.

 

Soru- Siz de başında değindiğiniz, Sayın Numan Kurtulmuş'un “Meclis gereğini yapar” ifadeleri üzerinden. şimdi bu gereği nedir? Açıkçası biraz üstünde durdunuz ama Yargıtay'ın kararı Meclis'te okunursa -ki okunmayacağı yönünde bir izlenim edindim demişti Sayın Özgür Özel- okunsa da okunmasa da yani bildiğimiz kadarıyla bu süreç böyle devam edecek, Can Atalay da Meclis'e gelemeyecek, tutuklu olarak cezaevinde kalacak. Gereği nedir? Ne yapılması lazım?

Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi biliyorsunuz yasama organı; Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasa değiştirebilir, yapar ya da kanun yapar. Anayasa'nın 153'üncü maddesinin son fıkrası açık. Dolayısıyla anayasa hükmünü uygulamayan bir devlet yapısından söz ediyoruz. Burada yasama faaliyetine, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne düşen ne var? Türkiye Büyük Millet Meclisi karar mı alacak “Ey Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi'nin kararını uygula” diye. Oysa olsa olsa Türkiye Büyük Millet Meclisi bir siyasi karar alır. Bu siyasi karar da nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde başta AKP, MHP olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi, HEDEP, İYİ Parti, MHP, Saadet, Deva ve hatta grubu bulunmayan partilerin milletvekilleri ortak bir bildiriye imza atarlar, ortaya çıkan yargı krizinde Anayasa Mahkemesi'nin kararının uygulanması konusunda bir tereddüt olamayacağını, herhangi bir yargı merciinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yol göstermeyeceğini, ayar veremeyeceğini birlikte ifade ederler ve bu siyasi kararın elbette devlet mekanizmasında bir yansıması olur. Ama ben bunun dışında ortaya çıkan krizle ilgili bir yasal düzenlemenin gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Şunu söyleyenler var: Anayasa Mahkemesi kararları kesindir diye bir kanun çıkartalım. Ya Anayasa'da yazıyor zaten, ne kanunu çıkartacaksın? Dolayısıyla konu yasama faaliyeti değil ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde vücut bulan millet iradesinin ortak bir bildiriyle meseleye vaziyet etmesiyle ben sorunun aşılabileceğini düşünüyorum. Tabi bunu söylerken de AKP ve MHP blokunun Meclis içinde iradelerine sahip olup olmadıklarını, yoksa yürütmenin tahakkümü altında olup olmadıklarını hep beraber göreceğiz.

Bu İçerik 196 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Abonelik

© 2024, Gökhan Günaydın. Tüm Hakları Saklıdır.