850 Milyar Liralık Organize Soygun!

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 450 bin kişinin 850 milyar lirasının buharlaştığı borsa ve fon skandalını "devlet krizi ve organize soygun" olarak nitelendirerek, iktidarın sermaye transferi planını sert sözlerle eleştirdi.

YouTube
◷ 09:58
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'dan Fon Skandalı Tepkisi: "Bu Bir Organize Soygun Ve Sermaye Aktarımıdır"

Yeni Parti Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, gazeteci İrfan Aktan’ın sunduğu Spot Basın Kooperatifi YouTube canlı yayınına katılarak Türkiye gündemine oturan fon ve borsa skandalına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Skandalla beraber borsada yaşanan devasa kayıpları sıradan bir kriz olarak değil, bilinçli bir sermaye aktarımı ve organize soygun olarak değerlendiren Günaydın; SPK, BDDK ve Borsa İstanbul gibi denetleyici mekanizmaların bilerek işletilmediğini iddia etti.

"BUNA BİR DEVLET KRİZİ Mİ DESEK, ORGANİZE SOYGUN MU DESEK?"

Günaydın, borsadaki 41 firmanın hisse senetlerinde yaşanan yüzde üç binlere varan spekülatif artışlara dikkat çekerek, sürecin profesyonel görünümlü aracı kurumlar ve siyasetle doğrudan bağlantılı kişiler tarafından yönetildiğini belirtti. Denetleyici kurumların işlevini yitirdiğini vurgulayan Günaydın, Varlık Fonu'ndan Takasbank'a kadar bütün kurumların süreci izlediğini ve yurt dışına milyarlarca lira transfer edilirken devletin kasıtlı olarak kör bırakıldığını savundu.

"450 BİN KİŞİNİN 850 MİLYAR LİRASI BİR CEPTEN ALINIP ZENGİNLERİN CEBİNE KONULDU"

Skandalın boyutlarını rakamlarla gözler önüne seren Günaydın, siyaset ve bürokrasiyle bağlantılı bazı isimlerin küçük cezalar veya 'tövbe hesabı' adı verilen garip iadelerle kurtarılmaya çalışıldığını ifade etti. İçeriden bilgi sızdırılarak fonlardan kaçanların veya rüşvet çarkıyla paralarını son anda kurtaranların yarattığı adaletsizliğe dikkat çeken Günaydın, 1 milyon liralık mağduriyet iadesi düzenlemesinin sıradan vatandaşın büyük yarasını asla sarmadığını dile getirdi.

"MESELE SADECE 20 MİLYAR DOLARLA SINIRLI DEĞİL, BORSADAKİ DEĞER KAYBI 180 MİLYAR DOLAR"

Yeni Parti Grup Başkanvekili, Türkiye ekonomisinin toptan ucuzlatıldığını belirterek, borsada yaşanan değer kaybının 6 Şubat depremlerinin iyileştirme maliyetinden bile fazla olduğunu hatırlattı. Sermayenin doğrudan AKP'ye bağlanması ve kitlelerin yoksullaştırılması stratejisinin adım adım işlendiğini vurgulayan Günaydın, bu sürecin de tıpkı Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi devasa bir zenginleştirme projesi olduğuna işaret etti. Günaydın ayrıca, Yeni Parti olarak hazırlıklarını tamamladıklarını ve fon yasasını Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacaklarını duyurdu.

💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;

İrfan Aktan: Yeni Parti'nin Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Gökhan Günaydın. Hoş geldiniz.

Gökhan Günaydın: Hoş bulduk İrfan Bey. Teşekkür ederim. İyi yayınlar diliyorum.

İrfan Aktan: Teşekkürler. Bu fon skandalı ile ilgili en aktif çalışan siyasetçilerden birisiniz. Tabii Yeni Parti de bu süreçte çok aktif bir mücadele yürüttü, bunca baskı altında. Tabii size yönelik eleştiriler de var. Yani bu kadar devasa bir skandal normalde bir iktidarı çok daha rahat sallar. Hatta erken seçime bile zorlar. "Muhalefet gereken mahareti gösteremiyor" diye sadece Yeni Parti'ye değil, genel olarak muhalefete yönelik bu yönde de eleştiriler var. Ama bu ayrı mesele. Önce şu tablodan söz edelim. Şimdi belli bir zümre, küçük bir zümrenin devasa zenginleştiği bir fon skandalı var. Bu buz dağının görünen yüzü, altında neler var? Daha başka nasıl bir sistem kuruldu ki bunun bizim yoksullaşmamızla nasıl bir alakası var?

Gökhan Günaydın: Şimdi buna sadece fon krizi, fon skandalı demek gerçekten aslında meselenin biraz boyutunu küçültmek anlamına geliyor. Acaba buna bir devlet krizi mi desek, buna bir organize soygun mu desek, buna planlanmış bir sermaye aktarımı mı desek? Peki nasıl oluyor bu düzen diye bakarsak, üç ayağından bahsetmek lazım. Birincisi firmalar bulunuyor. Aşağı yukarı 41 firma var. Bu 41 firma, herhangi bir halka arz edilme sistemi, piyasa sistemi olan memlekette olamayacak kadar çok büyük fonlarında, hisse senetlerinde spekülasyonlar yapılan firmalar. Yüzde 2.500, yüzde 3.000 pay değerlerinde artışlar var bunların. 41 firmadan yalnızca 8'i soruşturuldu bugüne kadar. Sonra gelelim aracı kurumlara. Bu aracı kurumlar, aldıkları firmaları uçuran ve böylece aslında soyguna temel hazırlayan en önemli profesyonellerin tırnak içerisinde bulunduğu yer. Adı profesyonel ama görüyorsunuz yani yılların AKP Gençlik Kolları Başkanı 29 yaşında çoluk çocuk bunların başında, ya da tümüyle siyasetle bağlantılı insanlar, ya da akademik kisve altında sermayenin en çoklaştırılması için yaşamları boyunca sülale boyu gayret etmiş insanlar. Üçüncü boyut ise denetleme kuruluşları.

İrfan Aktan: Tabii tabii, çok profesyoneller.

Gökhan Günaydın: Tabii tabii, elbette o anlamda öyle. Ve geriye bir de denetleme kuruluşları kalıyor. Yani Varlık Fonu'ndan BDDK'sına, SPK'sına, Takasbank'a, Borsa İstanbul'una; bunların da göremeyeceği herhangi bir durum yok. Yani nihayetinde adam yurt dışındaki çocuğuna para gönderirken masada "Hayırdır bu nedir?" diye sorduğu bir sistemde, birisi birisine 2 milyar lira, 3 milyar lira, 10 milyar lira para yolluyor. Böyle acayip bir durum var. Tabii böyle bir tablo içerisinde bizim gördüğümüz ne var? 450 bin kişinin 850 milyar lirası bir ceplerinden alındı, öbür ceplerine, daha doğrusu zenginlerin ceplerine konuldu. Bir rakam vereyim size. Fatma Betül Sayan Kaya işte 163 milyon lira yatırdı, 2.2 milyar lira götürdü. Fatma Betül Sayan Kaya bunu kendi adıyla yaptı. Anlatabiliyor muyum? Yani dolayısıyla belki de işlerini de kendi ve eşinin adıyla yapan ender insanlardan bir tanesi. Örneğin şu anda Cihan Sütşurup'un kızından bahsediliyor. Mustafa Sandal'ın eşi Melisa Sütşurup. Bu kızcağız ne kadar para koymuş? 12 milyar lira yatırmış İrfan Bey. 12 milyar lira yatırmış, 15 milyar lirasını almış. Bir insan 12 milyar lirayı fona yatırıyor. Hani "Bu milyar lirayı böyle anlatmayın" diyor vatandaşlar. Gerçekten hani bu vatandaş emekli parasını alıyor, "Emekli aylığımı 23 bin lirayı aldım" diyor. Bu öyle bir milyar lira değil. Eğer o emekli aylığı 23 bin liraysa, bu katrilyon lira. Hani sayıp bitiremediğiniz, dereden toplasanız gene de depolayamayacağınız bir paradan bahsediyoruz bunu yaparken. Sonra bir kişi daha var, yurt dışında. Bu da kardeşi Adana İl Sağlık Müdürü, kendisi de Ömer Çelik'e çok yakın bir insan. Bu 20 milyar lirayı almış ve yurt dışına kaçmış. Şu anda yurt dışında. Peki Interpol bunu arayabiliyor mu? Arayıp yakalayabiliyor mu? Yakalayıp memlekete getirebiliyor mu? Hayır, öyle bir şey yok. Biz arandığına dair bir şey de görmüyoruz. Haber falan da görmüyoruz. İşte böyle böyle memleketi 850 milyar lira, yani 20 milyar dolar civarında dolandırmışlar. İnsanlar da diyorlar ki "Paramızı geri verin". Kimisi satış emrini vermiş. Ancak fiyat oluşmadığı için ya da fon temerrüde düştüğü için "SPK'nın 79. maddesi gereği orada durmasına rağmen sana bu paranı geri vermeyeceğiz" diyorlar. Dolayısıyla böyle 450 bin insan mağdur. Bir yasa çıkarttılar ve dediler ki "1 milyon liraya kadar olan insanların parasını hemen ödeyeceğiz." En son 31 Ekim günü görüldü ki aslında ödedikleri para toplamı 29 milyar TL olan para ve bu 29 milyar TL'yi ödenen insan sayısına böldüğünüzde kişi başına ortalama 125 bin lira düşüyor. En fazla da 250 bin lira ödendi. Yani hiçbir şekilde yaraya merhem olmadı. Peki bu 29 milyar lira için başka bir şey daha söyleyeyim size. Siz de haberinizde verdiniz. 37 kişi tövbe hesabına, artık tövbe hesabı diyoruz buna, 18.3 milyar TL geri ödemiş. Yani diyor ki "Tamam ben bu parayı ödeyeyim, siz beni bu soruşturma, kovuşturma süreçlerinden muaf tutun". Daha biz bırakın toplam listeyi, bunların listesini bile tam bilmiyoruz. Basına bazıları yansıyor, bazıları yansımıyor. İşte İnan Altınbaş 690 milyon lira ödüyormuş, ödeyecekmiş. Fatma Betül 2 milyar lirayı ödemiş mi, ödememiş mi? Ya insan şu 37 kişinin bir listesini yapmaz mı? Görelim bakalım bu 18.3 milyar lirayı iade eden 37 kişi kimmiş? Asıl büyük...

İrfan Aktan: Ve iade etmeyenler de var tabii. İade etmeyenler, kaçanlar.

Gökhan Günaydın: Tam da onu söyleyecektim. Şimdi 1 Eylül - 15 Eylül arasında 400 küsur milyar lirayı alıp cebine fondan çıkan 411 kişi var. Bu ne anlama geliyor? Birileri içeriden haber alamadığı için fonda kilitli kalırken, bunlar içeriden bilgi aldıkları için kanatlanıp uçanlar, paraları götürenler var. İlave bir haber daha var. İçeride kilitli kaldığı halde birisine 2 milyon lira rüşvet vererek kendi parasının tamamını alanların olduğu iddia ediliyor. Başka bir şey daha var. Mesela bazı içeride parası kalan ya da parayı son anda kurtaranların tepesine yeni nesil mafya biniyor. Mafya arıyor adamı; "Senin içeride şu kadar paran kalmış" veya "Son anda 15 milyar lirayı götürmüşsün, ver bakalım buradan bana 1,5 milyon dolar" diyor. Dolayısıyla nereden baksanız bu etraflı bir devlet krizi. Ve bütün bunların ipini çektiğimizde aslında olamayacak bir şey görüyorsunuz. Nedir olamayacak bir şey? Atamalar ve bunların yansımaları. Örneğin bir Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman... Emekli oluyor. Bu aynı zamanda Vakıfbank'ın da yönetim kurulu başkanı. Emekli olmuş. Niye emekli olmuş? Çünkü bunun dünürü BDDK üyesi. Başka, bunun damadı da aynı zamanda Özata Denizcilik denilen bir firmaya yönetim kurulu üyesi olarak atanıyor. Bu çocuk eskiden Marmara İktisat'ı bitirdikten sonra 6-7 yıl içerisinde New York'a ticaret konsolosu, ticari ataşe olarak atanmış bir kişi. Döner dönmez Özata Denizcilik'e yönetim kurulu üyesi oluyor. Ve Özata Denizcilik de işte bu operasyonun yapıldığı en temel yerlerden bir tanesi. Özata'nın sahibi kim? Eski Tuzla AKP İlçe Başkan Yardımcısı. Gündoğdu Gıda'nın sahibi kim? Kopuzlar; Erdoğan'ın ilk kez işe başladığı bir firma. Dolayısıyla firması böyle, SPK'sı böyle, BDDK'sı böyle. Düşünün ki memlekette Borsa İstanbul'un başkanı bugün Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi ve muhtemelen tutuklanacak. Göreceğiz tabii Sulh Ceza'nın vereceği kararı. Peki Borsa İstanbul'un yönetiminde kimler vardı İrfan Bey, hatırlayalım mı? Örneğin Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Salih Uzun var. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri var, Borsa İstanbul'un yönetim kurulu üyesi. Örneğin Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanı var, Borsa İstanbul'un yönetim kurulu üyesi. Bunlar ne arıyorlar Borsa İstanbul'da? Ne aradıklarını hep beraber biliyoruz. İki iş var. Bir, oralarda bulunuyorlar ve ilave maaş ve ilave huzur hakkı alıyorlar. Ayrıca dönerden pay alıyorlar. Yani dünyalıklarını yapıyorlar. Sadece Cumhurbaşkanlığı'ndan aldıkları maaş bu çocuklara yetmediği için ilave buralardan para veriliyor bunlara. Peki şimdi burayı kim denetliyor? Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbul'u denetleyecek. Ya bu adam aynı zamanda Borsa İstanbul'da yönetim kurulu üyesi miydi? Evet. E şimdi bu adam kendisinin yönetim kurulu üyesi vasfıyla imza attığı Borsa İstanbul'u nasıl denetleyecek? Boşver karıştırma. İşte bu kadar basit. Yani her şey iç içe geçmiş.

İrfan Aktan: Şöyle deniyor. Yani iktidar partisi, AKP ve hükümet içinde de bir huzursuzluk olduğu, bunun üstünün kapatılamayacak kadar derin bir kriz olduğu yönünde kulis dedikoduları ya da bilgileri geliyor. Ne kadar doğru bilmiyoruz ama siz daha iyi belki öğreniyorsunuzdur. Hakikaten iktidar çok sıkışmış vaziyette mi yoksa işi idare edebilecek, kotarabilecek mekanizmalar kurgulanmış mı?

Gökhan Günaydın: Şimdi kuşkusuz büyük bir lağım patladı ve iktidar bu selden kurtulmaya gayret ediyor. Yasa biraz böyle bir şey değil miydi? Yani bir yasa çıkartalım, 1 milyon liradan az parası kalanlara paralarını iade edelim. Bir kere onları bir sistem dışına çıkartalım. Sonra geriye kalanları tövbe hesabıyla bir şekilde tatmin edelim falan gibi bir düzenleme yapmaya gayret ettiler. Peki ortaya çıkan tablo ne? Artık 6. haftaya giriyoruz. Öyle değil mi? Ne 1 milyon liradan az parası kalanlar tatmin edilebilmiş durumda, ne tövbe hesabına yeterince para toplanabilmiş durumda, ne de kamuoyu bu şekilde tatmin edilebilmiş durumda. Yani çok sayıda operasyon yapılıyor peş peşe. Bu ülkenin gazetecileri, muhalifleri herkes içeriye atılıyor. Ama görülüyor ki burada milleti 20 milyar dolar dolandıranlar ellerini kollarını sallaya sallaya dışarıda dolaşmaya devam ediyorlar. Fatma Betül Sayan Kaya ve eşine yönelik bir soruşturma, kovuşturma yapılmadan bu ülkenin bu anlamda tatmin edilebilmesi mümkün mü? Tıpkı Melih Gökçek ve ailesine yönelik bir operasyon yapılmadan belediyelere yapılan operasyonların meşruiyetinin sağlanamayacağı gibi bir durum var burada. Şimdi bir başka şey daha var İrfan Bey. Mesele 20 milyar dolarla sınırlı bir şey değil. Mesele neredeyse 180 milyar dolara dayandı. Çünkü biz yalnızca bir fon meselesinden bahsetmiyoruz artık. Borsadaki halka arz edilmiş şirketlerin değer kaybından bahsediyoruz. Evet, 180 milyar dolar değer kaybı var. Yani Türkiye toptan ucuzladı. Gelse şu anda bir yabancı, Türkiye'deki bu değerleri satın almaya niyeti olsa, hani bu memleket toparlanır diye düşünse, 1,5 ay evvelki değerine göre 180 milyar dolar daha az para vererek bütün bu şirketlerin önemli bir bölümünün payına sahip olabilir. Dolayısıyla orta yerde çok çok büyük bir rakamdan bahsediyoruz. Sadece geçmişle kıyaslayayım diye söyleyeyim. Bir Banker Kastelli faciası vardı değil mi? Banker Kastelli'nin çaldığı iddia edilen para toplamı 150 milyon TL idi. Şimdi yalnızca fondan 800 küsur milyar lira olduğunu söylüyoruz. Demek ki Banker Kastelli skandalının kat be kat fazlası fonda var. Banker Kastelli intihar etmişti, bunlarda utanan arlanan yok. Tabii şunu söyleyelim; suç muhalefette mi? Ya burada da suç bizde tabii. Hani eskiden derdik ki "CHP olmazsa bunlar olmazdı". Şimdi "Yeni Parti olmazsa bunlar olmaz". Bize bir söyleyin bakalım, bir muhalefet partisinin yapması gereken ne var da biz yapmadık? Teker teker hepsinin ipini çekiyoruz. 41 firmayı teker teker araştırdım. Milletin önüne koydum. Gündoğdu Gıda'sından Özata'sına kadar, Altınkılıç'ına kadar bütün bu firmaları bütün ayrıntısıyla kim ortaya koydu? Hepsinin ipini biz çektik. Öyle değil mi? Hangisinin AKP ile bağlantısı ne, hangisi milletvekili, hangisi ilçe başkanı ortaya koyduk. Ayrıca bu portföy yöneticileri, portföy yöneticilerinin bağlantıları ortaya çıkartıldı. Her gün bu denetleme kuruluşları ile ilgili haberlerin hepsini ortaya biz koyduk. Memleketin hakimi, savcısı mı var bunların üzerine bağımsız bir şekilde gidebiliyor? Yani iktidar mı tutuklayacak? Bir memlekette tutuklamanın, gözaltına almanın, soruşturmanın kaynağı iktidar olamaz. Bunun kaynağının bağımsız yargı olması lazım. Peki bunlar etkili bir şekilde yapılamıyorsa neye bağlayacağız meseleyi? Şuna bağlayacağız. Memlekette bir "şahsım hükümeti" kuruldu. Öyle değil mi? 2017 anayasa değişikliğinden bu yana yasama, yürütme ve yargı arasında bir erkler ayrılığı ve birbirini denetleme meselesi ortadan kalktı. Dolayısıyla demokrasi yerine bir tek adamın tümüyle hakim olduğu bir sistemden bahsediyoruz. Ve bu sistem altında her türlü tehdide rağmen şakır şakır çalışan, kamuoyuna bilgi sunan, sokakta olan, miting yapan, 33 belediye başkanı tutuklu olan, bu operasyonlar gizli kalsın diye genel başkanlığına iftira atılan, milletvekilleri tehdit edilen bir muhalefet partisinden bahsediyoruz. Bütün bu yapı altında acaba muhalefet mi yeterince çalışmıyor diye söyleniyor. Yani işi öyle bir boyuta getirdiler ki, bizim yaptığımız televizyon konuşmalarında çeşitli sözlerimizi alıntılıyorlar. Bunu sarayın profesyonel trolleri yapıyor ve o trollere diyorlar ki "Aslında muhalefet istese bu kriz çözülür, muhalefet istemediği için çözülmüyor." Dolayısıyla buradaki krizi de muhalefete bağlamak, hani kapitalizmin kendi gölgesini pazarlama gücünden bahsediyoruz, burada da krizleri başkasının üzerine atabilme arsızlığı ve yeteneğinden söz etmek lazım.

İrfan Aktan: Ortada bu kadar ciddi bir medya ve kitle iletişim araçları gücüne sahip iktidarın hakikati tersyüz etme kabiliyetinin fazla olması şaşırtıcı değil. Fakat burada aslında başka bir tablo var tabii ki. Hani biz Sırbistan örneğini konuşuyoruz kaç gündür, ya da Fransa'da yoksul öğrencilerin isyanı, Sırbistan'da seçimlerin kaderini belirleyen öğrenci programı vesaire... Bir tür aslında mesele yeni başlamadığı fon krizi demin söylediğiniz gibi bir lağımın patlama noktası ama Türkiye adım adım yoksullaşıyor. 2020'den beri biz bir krizden, yoksullar açısından bir krizden bahsediyoruz ve servet aktarımından söz ediliyor. Şimdi böylesi bir tablo karşısında yoksul kitleleri örgütleyememek sadece siyasi partiler için değil sendikalar açısından da ciddi bir zafiyet aslında. İktidarın da manipülasyon gücü var. Belki size yönelik değerlendirmeleri bir bağlama oturtmak daha doğru. Yani siz kabiliyetsizsiniz değil ama gerçekten bu kitleleri örgütlemek, seçimlerin kaderini bu anlamda değiştirmek belki söz konusu olabilir. Aslında bu oldu da; son yerel seçimlerde hakikaten de iktidar değişti. Yeni Parti'ye geçti. Şimdi ben size çok çarpıcı bir hikaye aktaracağım müsaadenizle. Umut Akdoğan, Yeni Parti Ankara Milletvekili bir çağrıda bulundu. Bu fon krizinde varlığını kaybedenlerin ve mağdurların hikayelerini talep eden ve bunun peşine düşmeyi vaat eden bir açıklama yayınladı. Altına bir hikaye yazılmış, 41 yaşında üç çocuk annesi bir kadının hikayesi. Ekranda da görüyorsunuz. "Bütün hayatı boyunca çalışmış, tek hayali bir ev sahibi olmak. Üç çocuk annesi bir kadın" diyerek banka ekran görüntüsünü paylaşmış. 1.134.000 lira iken şu anda hesabında 142.000 lira kalmış ve bütün varlığını ve hayallerini nasıl kaybettiğini anlatıyor. Çok çarpıcı gerçekten bir hikaye ve buna benzer sayısız hikaye var. Özellikle bu borsa vurgunu sürecinde şimdi "ailem güvende" diye operasyonlar yapılıyor ama aileleri çok ciddi bir biçimde parçalayan bir vurgundan bahsediyoruz. Ben kişisel olarak bir hikaye biliyorum; öğretmen karı koca arabalarını satıp borsaya yatırıyorlar varlıklarını muhafaza etmek için. O tek arabaları var, o da gidiyor ellerinden. Yani böyle küçük birikimlerini enflasyon karşısında muhafaza etmek ya da bir ev alma hayaliyle yola çıkıp her şeylerini kaybeden sayısız insan var. Şimdi muhalefet açısından bakıldığında bütün bu vakalar karşısında ne yapmalı sizce? Sizin planınız, programınız nedir? Sadece fon vurgunu mağdurları için değil, geniş açlar ve yoksullar açısından.

Gökhan Günaydın: Şimdi tabii iç içe ve oldukça kapsamlı şeyler söylediniz. Başlıklarla hızlıca değerlendireyim. Türkiye G20 ülkesi biliyorsunuz. Ne demek G20 ülkesi olmak? Dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında olmak demek. 200'den fazla ülkenin olduğu dünyada ilk 20'de olacaksınız ve en az 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşayacak. Yani tüm emeklilerden bahsetmek mümkün, 24-25 bin lira ortalama aylıkları var. Tüm asgari ücretlilerden bahsetmek mümkün, 28 bin lira aylık yıl boyunca değişmeyen maaşları var. İşsizlerden bahsetmek mümkün ve aynı zamanda çöken reel ekonomiden bahsetmek mümkün. Son 7-8 yıldır sürekli bir kriz ortamı var Türkiye'de ve bu kriz bir dünya krizi yansıması ya da dış kaynaklı bir sorundan kaynaklanmadı. Bu, ekonomi yönetiminin "faiz sebep enflasyon sonuçtur" gibi bir saçmalık üzerinden yarattığı bir kriz ve 7-8 yıldır sürekli devam eden bir sermaye aktarımından bahsediyoruz. Eğer bu ülke daha iyi üretip daha adil paylaşsaydı, herhalde dünyanın ilk 20'sinde olan bir memlekette böylesine büyük bir yoksulluk söz konusu olmazdı. Biz burayı örgütleyebildik mi? Bakın siz de söylediniz. En son cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedildikten sonra, benim de temsilcilerinden birisi olduğum bu parti kendi içinde bir kurultayla değişim yaşadı. Bu bir demokratik dönüşümdü. Aynı zamanda partinin kitlelere açılmasında, partinin kendisi dışındaki siyasetle birlikte bir siyaset örme çabasında önemli bir adım oldu. Sonra o günden sonra neler geldi başımıza? Kurultayı kazandınız diye bize dava açıldı. Öyle değil mi? Arkadaşlarımız yargılanıyor. Kent uzlaşısı yaptınız diye teröristlikle suçlandık, arkadaşlarımız içeriye atıldı, yargılanmaya devam ediyorlar. Casuslukla suçlandık, yolsuzlukla suçlandık ve bütün bunlar peşi peşe ortaya geldi. Bütün bunlara rağmen biz bu ülkenin önemli bütün belediyelerini kazandık mı? Evet. Öyle oldu. Bu belediyeler kazanıldıktan sonra belediyelere yönelik operasyonlar hızlanmadı mı? Bütün neredeyse önemli büyükşehir belediye başkanlarımız içeriye alınmadı mı? Çabuk unutuyoruz ya. Geçenlerde Avrupa Konseyi'ndeydim Strazburg'da, örnek verdim; Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı'nı Ekrem İmamoğlu kazandı, bir yıl sonra içeriye alındı. Yerine Adana Belediye Başkanımızı koyduk, Zeydan Karalar 6 ay sonra içeri alındı. Yerine Vahap Seçer'i koyduk. Mersin Belediye Başkanımız 3 ay sonra içeri alındı. 2,5 yılda 4. kez Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçtik. Yani dolayısıyla halkı örgütlenme gücü olmayan bir partinin başına bunların gelmesi mümkün değil. Biz başarılı bir parti olmasaydık niye bunlar başımıza gelseydi? Başka bir şey daha oldu değil mi? Mutlak tutuklama kararının bağımsız bir mahkeme kararı olduğunu düşünen varsa düşünmeye devam etsin. Ben hukukçuyum, ben siyasetçiyim. O metnin içine doğduğu ekosistemi çok iyi biliyorum. Farkla birinciliğe doğru giden partiyi bölmeye çalıştılar değil mi? Peki biz ne yaptık? Yalnızca 2 ay içerisinde bir başka parti kurduk ya. Ve o başka partiye yalnızca kurulduktan 2 ay sonra 800.000 insan üye oldu. Halkı örgütleme gücümüz yok da bunlar nasıl oluyor acaba? Yani dünyada bunu yapabilen başka bir siyasal parti var mı? İlave edeyim. 19 Mart operasyonundan sonra 120 miting yapmışız. Hani biz dışarıya sokağa çıkamamakla falan suçlanıyorduk. 120 mitingden sonra en fazla miting yapan ikinci partinin adı ne ve kaç miting yaptı, İrfan Bey söyler misiniz bana? Yani Yeni Parti'ye yönelik bunlar söyleniyorsa o zaman bunların bütün başlıklarıyla beraber ortaya konulması lazım. Sonra şu söylendi, çok da doğruydu: Ya mitinglerle hayat dönmüyor. Evet mitinglerle hayat dönmüyor. Çünkü mitinge insanları çağırıyorsunuz. Oysa sözü olan insan diyor ki, "Ben senin sözünü dinlemek için alana gitmek zorunda değilim, sen bana gel". E her gün her yerdeyiz. İşte genel başkan bir yerde, biz her gün bir yerdeyiz. Ve bu tabloda şu anda yapılan bağımsız anketlerde Yeni Parti yine birinci parti görünüyor mu? Başına gelen bunca işe rağmen birinci parti görünüyor mu? O halde bir hakkını verelim. Yani neredeyse açık faşizm koşullarında bir türlü durdurulamayan, tüm operasyonlara ve tehditlere rağmen yürüyen ve vatandaşın hakkını koruyan bir Yeni Parti var. Dönelim bakalım. Bu fon yasası Meclis'te konuşulurken yaptığımız konuşmalarda neyi eksik bırakmışız acaba? Söylemediğimiz bir tane başlıktan bahsedin. Cesaretle üstüne gitmediğimiz bir tane başlıktan bahsedin. Daha fon yasası çıkmadan bu parti "Şöyle bir yasal düzenleme yapılmalı, çözüm böyle olmalıdır" diye bir kanun teklifi verdi. Başka hangi parti yaptı acaba bunu? Ve bu kanun teklifiyle bugün ortaya çıkan düzenleme arasındaki farkları ortaya koyuyoruz. Bunları yapsaydınız mesele böyle olur, böyle olmazdı diyoruz. Bu bağlamda son hamleyi de söyleyelim. Araştırmalarda birinci partiyiz. Yerel seçim sonuçlarında birinci partiyiz. Ama cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçim sonuçlarına göre Meclis'te ikinci partiyiz. Anayasa diyor ki, "Sen herhangi bir düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götürebilirsin." Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra 60 gün içerisinde bu yetkiyi yerine getirebilirsin. Bizim bir haftamız doldu. Bu bir hafta içerisinde Anayasa Mahkemesi dilekçemizi hazırladık. Herhangi bir hata yapmayalım diye mağdurların avukatlarıyla, temsilcileriyle görüşülüyor. Son şekli veriliyor. Kendi fon komisyonumuz, ekonomi koordinasyon kurulumuz, hukukçularımız buna son kez bakıyor ve ben muhtemelen en geç bir hafta içerisinde bunu Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağım. Bu bağlamda şunu ifade edelim ki, bu saydıklarımı alt alta koyarsanız, durdurulamayan ve halkın yanında olma konusunda iradesini açıkça ortaya koymuş bir partiden bahsediyoruz. Ha Sırbistan'da, Fransa'da bunlar var da Türkiye'de neden yok meselesinin herhalde sosyolojik ve politik özellikleriyle incelenmesi lazım. Yani Osmanlı'dan bugüne nasıl bir sosyolojik çizgi izledi? Asya tipi üretim tarzı tartışmaları, bu toplumun özellikleri, bu toplumun bastırılması, Gezi'den bu yana sokağa çıkan herkesin başına neler geldiği ve hani üniversite öğrencileri tutuklanıp içeride yatak olmadan nasıl yatırıldılar... Bu bir miktar korku yarattı mı yaratmadı mı? Bunların hepsi tartışılabilir ama her şeye rağmen elbette "daha çok iyi olmalısınız, daha çok örgütlenmelisiniz" meselesinde payımıza düşeni alırız ama herhalde tek payına düşen Yeni Parti kadroları olması gerekmiyor.

İrfan Aktan: Evet. Öte yandan aslında iktidar kendi tabanını da artık razı edemiyor. Yani hiçbir alanda rıza üretemeyen bir iktidar söz konusu. Dolayısıyla hani sizin tabii ki çok yoğun baskılar altındasınız hakikaten. Yani neredeyse her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Sadece siz değil, sizin nispeten sesinizi duyurabildiğiniz alternatif medya kanallarına da operasyonlar çekiliyor. Çok yönlü bir baskı söz konusu ama bu size yönelik baskının daha altında ekonomik baskı, yoksulluk ve sefaletle mücadele eden milyonlar var. Bunların örgütlenmesi tabii çok önemli. TÜİK'in Ekim 2026 verilerine göre aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı 38.024 lira. Yoksulluk sınırı ise 123.856 lira. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 49.124 lira. Bu rakamlar yüz binler için hayal bile edilemez. Yani yoksulluk sınırına ulaşmak ancak hayal olabiliyor milyonlar açısından. Son olarak şunu sormak istiyorum aslında. Biz fon meselesi bağlamında tartışıyoruz, siz de az önce söylediniz; biz 2020'lerden beri bir krizden söz ediyoruz. Büyük resme bakıldığında, nasıl bir servet aktarım projesiydi bu? Biz ne yaşadık, ne yaşıyoruz? Yani bu gerçekten sadece küçük bir iktidar elitinin zenginleşmesi projesi miydi yoksa daha başka bir proje mi söz konusu? Siz bunu nasıl yerleştiriyorsunuz büyük tabloya?

Gökhan Günaydın: İki şey var. Bir; yoksulluğun yönetimi, yoksullaştırma ve bağımlılaştırma meselesi yürüyor bir taraftan. Bu korkuyla, bastırmayla, rıza üretemeyen bir iktidarın ceberut yapısıyla yoksullaştırdığı, bağımlılaştırdığı ve havuç-sopa ilişkisinden sopayı artık kullanmaya başladığı geniş bir toplum kesiminden söz ediyoruz. Bunun öncülerinin tamamı şu anda içeride. Yani İsmail Arı bilmem kaçıncı kere içeride. Murat Ağırel bilmem kaçıncı kere içeride. Kürt gazetecilerin kaçıncı kere içeride olduğunu hep beraber biliyoruz. Siyasetçilerinden tutun da aydınlarına kadar; Selahattin Demirtaş 10 yılı geçti, Osman Kavala 10 yıla yaklaştı... Bu ne kadar geniş bir muhalif önder kesiminin içeride olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan, hem sermayenin katmanlaştırılması ve el değiştirmesi, hem de sermayenin tümüyle AKP'ye bağlanması gibi yeni bir tablo var. Kur Korumalı Mevduat neydi? Kur Korumalı Mevduata harcanan para, aşağı yukarı depremde yıkılan evlerin yeniden yapılması için gerekli paranın yarısıydı. Bunu Kur Korumalı Mevduata harcadık sadece. Peki şu tablo ne? 180 milyar dolardan bahsediyoruz borsanın kaybının. Peki yine 6 Şubat depreminden söz edeyim. 6 Şubat depreminin yaralarının tümüyle sarılması için, evlerin, iş yerlerinin hepsinin yeniden yapılması için gerekli paranın 100-110 milyar dolar civarında olduğu saptanıyor. Demek ki deprem zararının iki katı borsada ortaya çıkan bir değer kaybı var. Bu şu anlama geliyor; Kur Korumalı Mevduatla para sahipleri paralarına para kattılar. Sermaye sahibi sermayesini en çoklaştırdı. Başka bir şey daha var. Sermaye sahiplerine şunu söylediler: "Eğer benden olmazsan senin sermayenin güvencesi yoktur. Ben senin malına mülküne bir gecede çökebilirim. Bu bir Sulh Ceza hakiminin vereceği karara bakar." Dolayısıyla yurt dışına kaçan, parayı transfer edip canını, malını kurtarmaya çalışan insanlar var. Şimdi onların içerideki uzantılarına çöküyorlar. "Getir bakalım parayı, parayı getirmezsen başına başka şeyler getireceğiz" diyorlar. Türkiye'de geçmişte AKP'ye yakın bilinen ama görece piyasa koşullarına göre oynamaya çalışan, şimdi operasyonlarının neredeyse tamamını yurt dışına kaçıran holdinglere bakarsanız ne demek istediğim anlaşılıyor. Dolayısıyla bu sermayenin yeniden fragmente edilmesi, doğrudan AKP'ye bağlanması meselesi aynı zamanda memleketin tüm finansmanının da özelliklerini gösteriyor. Mesela bu fon krizinde "Bu parayı hiç kimse tek başına götüremez, o halde bu başka bir mekanizmaya bağlı" diyenler var. Acaba bu doğru mu? Rakam vereyim size. Sağlık Bakanlığı'na ambulans şoförü olarak girip sonradan daire başkanı olmuş, şimdi de 20 milyar lirasıyla yurt dışında olan bir adamdan bahsediyoruz. İrfan Bey, aynı memlekette yaşıyoruz. Sizce 20 milyar lirayı bir bürokrata Fizan'a kaçsa yedirirler mi? Kimse bana bu parayı almış da kaçmış muamelesi yapmasın. Bunların tamamının AKP'nin büyükbaşlarına bağlı bir mekanizma içinde çalıştıklarını öngörmek için kanıta gerek yok, karine yeter. O halde bu yapı bir şeylerin finansmanına da gayret ediyor. Nedir o finansman? İktidarı bastırmak, muhalefeti bastırmak için ne gerekiyorsa yapalım. Enflasyon çok mu arttı? Yoksullara biraz para mı dağıtmak lazım? Onu da buluruz. Yeter ki şu muhalefet kendisini iktidara taşıyabilecek bir kudret göremesin. Şimdi emekliler, rakamları verdiniz değil mi? Yoksulluk sınırı. Aylık 120.000 lira hane gelirine sahip olan kaç kişi var bu memlekette acaba? Yani müthiş bir yoksulluk var ve herkes neredeyse yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Kim hariç? İşte bu sermayenin yeniden yapılandırılmasında bütün o kaynakları kendilerine çekenler hariç. Çünkü bir başka veri daha var onu da söyleyelim. Dünyada dolar milyoneri sayısının oransal olarak en hızla arttığı ülke Türkiye. Dolar milyoneri ne demek? 1 milyon dolar ve fazlasına sahip olmak. 1 milyon doların karşılığı ne? Kabaca 50 milyon TL değil mi? Bu aynı zamanda nitelikli yatırımcı sınırı oldu mu İrfan Bey? Yani nitelikli yatırımcı olabilmeniz için dolar milyoneri olmanız lazım. Birileri 50 milyon liraya para demezken, dediğim gibi sarışın uzun boylu bir kızcağız 12 milyar lira fona yatırıyor, 15 milyar lirayla çıkıyor. Böyle bir yapıda o halde demeliyiz ki müthiş bir sermaye transferi var ve bu sermaye transferinin o kızın babasının kim olduğuna, o kızın babasının siyasetle ilişkilerinin neler olduğuna iyi bakmamız lazım. Dolayısıyla mesele esmer uzun boylu kadın, sarışın uzun boylu kadın değil, kısa boylu erkekler belki de... Oraya da bakmak gerekiyor.

İrfan Aktan: Çok teşekkürler.

Gökhan Günaydın: Şunu söyleyeyim İrfan Bey son olarak; Türkiye hani takvim yapraklarından kan damlayan bir memleket. Hepimiz normal yaşamımızı sürerken bundan payımıza düşeni aldık. Daha da alacaklarımız var. Ama bu ülkenin yiğit evlatlarının demokrasi mücadelesinde bir araya gelmesi ve bunlara teslim olmaması gerekiyor. Ve bu ülkenin milyonlarca yurttaşının da artık AKP makinesinin iletişim gücünün esiri olmaktan çıkması lazım. Evet bütün konvansiyonel medya AKP'de. Evet bütün sosyal medyayı kontrol ediyorlar. Sosyal medyada son 1,5 - 2 ay içerisinde binlerce hesaba engelleme getirildi, içerik çıkartıldı. Ama hangi memlekette yaşadığımızı bilelim ve bütün bunlara hep beraber hayır diyelim. Yeni bir Türkiye'ye hep beraber evet diyelim. Galiba karşı karşıya bulunduğumuz temel sorun bu.

İrfan Aktan: Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. Siz tabii bugün grup toplantısının hazırlığı içindesiniz. Bu arada bize zaman ayırdınız. Tekrardan çok teşekkürler.

Gökhan Günaydın: Rica ederim. İyi yayınlar. Kolay gelsin. Sağ olun.

İrfan Aktan: Teşekkürler.

Son eklenen içerikler

Etkinlikler, Ziyaretler, Meclis Konuşmaları, Basın Toplantıları, Önergeler, Haberler