Cezaevlerindeki Yoğunluk Ve Yargıdaki Hak İhlalleri Hakkında Araştırma Önergesi

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, cezaevlerindeki kapasite aşımı, siyasallaşan yargı kararları ve insan hakkı ihlallerinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığına araştırma komisyonu kurulması talebiyle önerge sundu.

Cezaevlerindeki Yoğunluk Ve Yargıdaki Hak İhlalleri Hakkında Araştırma Önergesi
15:48
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'dan Cezaevlerindeki Yoğunluk Ve Yargıdaki Hak İhlalleri İçin TBMM'ye Araştırma Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan önergede, cezaevlerinde son yıllarda artan yoğunluk, tutuklama tedbirinin siyasallaşan yargı eliyle olağan bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi ve ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlalleri gündeme taşındı. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın imzasıyla hazırlanan önergede, cezaevlerinin fiziksel koşullarının, adil yargılanma hakkı ihlallerinin ve hasta tutukluların durumunun incelenmesi amacıyla bir TBMM Araştırma Komisyonu kurulması teklif edildi.

"KAPASİTENİN YÜZDE 36 FAZLASI CEZAEVLERİNDE TUTULMAKTADIR"

Önergede yer alan resmî verilere göre, Türkiye'deki 400 ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 2 Haziran 2025 itibarıyla 417 bin kişiye ulaştı. Yaklaşık 305 bin kişilik toplam kapasitenin aşılmasıyla birlikte cezaevlerinde yüzde 36 oranında fazla yoğunluk yaşandığı kaydedildi. Bu durumun, tutuklu ve hükümlülerin barınma, hijyen, sağlık ve sosyal faaliyetlere erişim gibi en temel insani haklarını doğrudan olumsuz etkilediği vurgulandı.

"TUTUKLAMA BİR GÖZDAĞI VE CEZALANDIRMA YÖNTEMİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR"

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre tutuklamanın bir istisna ve zorunluluk olması gerektiğine dikkat çekilen metinde, uygulamada tutuklamanın bir tehdit, gözdağı ve kesin mahkeme kararı olmadan cezalandırma aracına çevrildiği ifade edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye'deki yeterli gerekçeden yoksun ve adli kontrol seçenekleri değerlendirilmeden verilen tutuklama kararlarını hak ihlali olarak gördüğü belirtildi.

"SİYASİ MUHALİFLER VE GAZETECİLER HEDEF ALINMAKTADIR"

31 Mart yerel seçimlerinin ardından Cumhuriyet Halk Partisinin kazandığı belediyelerin başkanları, parti yöneticileri, gençlik kolları üyeleri, avukatlar ve gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların arttığı bildirildi. Tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın tutuklanması ve sonrasında protesto hakkını kullanmak isteyen avukatların polis ablukasına alınması yargının siyasallaşmasının örneği olarak gösterildi. Ayrıca haberleri, köşe yazıları veya sosyal medya paylaşımları nedeniyle gazetecilerin hedef alındığı ve Türkiye'nin tutuklu gazeteci sayısında üst sıralarda yer aldığı kaydedildi.

"HASTA TUTUKLULAR YAŞAM HAKKI İHLALİYLE KARŞI KARŞIYADIR"

Cezaevlerindeki tedaviye erişim gecikmeleri, hastaneye sevklerdeki güvenlik engelleri, kelepçeli muayene uygulamaları ve Adli Tıp Kurumu raporlarına rağmen tahliye edilmeyen hasta tutukluların Anayasa ile güvence altına alınan yaşam hakkı yönünden ihlallere maruz kaldığı belirtildi. Önergede; kadın, çocuk, hasta, yaşlı ve engelli tutukluların koşullarının tespiti ve infaz rejimindeki yapısal sorunların ortaya çıkarılması için Meclis araştırması açılması arz edildi.

Cezaevlerindeki Yoğunluk - 01
Cezaevlerindeki Yoğunluk - 02

→ Cezaevlerindeki Yoğunluk Ve Yargıdaki Hak İhlalleri Hakkında Araştırma Önergesi (24.06.2025)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 

Cezaevlerinde son yıllarda; istisna olması gereken tutukluluğun siyasallaşan yargı eliyle olağan bir uygulamaya dönüştürülmesinin de etkisiyle kapasitenin üzerinde bir yoğunluk yaşandığı, bu nedenle tutuklu ve hükümlülerin temel insani gereksinimlere bile erişemedikleri görülmektedir. Fiziksel koşulların yetersizliği, sağlık hizmetlerine erişim ve hasta tutuklularla ilgili sorunlar, uzun tutukluluk süreleri ve siyasi tutukluların yaşadığı hukuksuz süreçler cezaevlerinde yaygın bir insan hakkı ihlalinin yaşandığını açıkça göstermektedir.

Resmî verilere göre Türkiye'deki 400 ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı, 2 Haziran 2025 itibarıyla 417 bin kişiye ulaşmış olup, bu da yaklaşık 305 bin kişilik kapasitenin aşıldığını ortaya koymaktadır. Bir diğer deyişle kapasitenin yüzde 36 fazlası cezaevlerinde tutulmaktadır. Bu durum tutuklu ve hükümlülerin barınma, hijyen ve sosyal faaliyetlere erişim haklarını doğrudan etkilemektedir.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre tutuklamanın bir 'istisna' ve 'zorunluluk' olması gerekirken, uygulamada tutuklama bir gözdağı, tehdit ve kesin mahkeme kararı olmadan cezalandırma yöntemine dönüşmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) çok sayıda kararında Türkiye'deki tutuklama uygulamalarını, özellikle de yeterli gerekçe gösterilmeden ve adli kontrol seçenekleri tercih edilmeden verilen tutuklama kararlarını hak ihlali olarak değerlendirmiştir.

Salt siyasi görüşü, söylemi ve siyasi eylemleri nedeniyle tutuklanan muhalifler, gazeteciler, akademisyenler ve öğrencilerle ilgili çok sayıda AİHM ve Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararları bulunmaktadır.

31 Mart yerel seçimlerinin ardından başta Cumhuriyet Halk Partisinin kazandığı kentlerin belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri ile gençlik kolları üyeleri olmak üzere muhalefete yönelik artan gözaltı ve tutuklamalar, yargının muhalefeti cezalandırmaya yönelik bir siyasal aparata dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bu tutuklamalar avukatlara kadar uzanmış durumdadır. Son olarak tutuklu Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın tutuklanması ve ardından Pehlivan'ın, yalnızca avukatlık faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanması sebebiyle, TBB'nin çağrısıyla Çağlayan Adliyesi'nde gerçekleştirilen basın açıklamasına katılan ve Çağlayan'dan İstanbul Barosu'na kadar anayasal protesto yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen avukatların polis ablukası altına alınarak bu haklarının kullanılmasının engellenmesi yargının siyasallaşmasının en açık örneğidir.

Gazeteciler; özellikle sosyal medya paylaşımları, haber içerikleri ya da köşe yazıları gerekçe gösterilerek hedef alınmakta; tutuklu gazetecilerin sayısı açısından Türkiye, dünya sıralamalarında en üst sıralarda yer almaya devam etmektedir. Basın özgürlüğü ihlallerine dair örnekler yalnızca gazetecilerin tutuklanmasıyla sınırlı kalmamakta, medya kuruluşlarına yönelik para ve yayın durdurma cezaları, haber sitelerine erişim engelleriyle derinleşmektedir.

Cezaevlerinde tutulanların sağlık sorunları karşısında tedaviye erişiminde gecikmeler, hastaneye sevklerde güvenlik gerekçesiyle yaşanan engeller, kelepçeli muayene uygulamaları ve sağlık kurumlarında karşılaşılan ilgisizlik görülmektedir. Adli tıp raporlarına rağmen serbest bırakılmayan hükümlü ve tutuklular, Anayasa'da güvence altına alınan yaşam hakkı yönünden ihlallere maruz kalmaktadır.

Cezaevlerinin fiziksel koşullarının kapasite ve insan hakları temelinde değerlendirilmesi, tutukluluk uygulamasının kapsamı, gerekçeleri ve süreleri açısından adil yargılanma hakkı temelinde incelenmesi, hasta, yaşlı ve engelli tutuklu ve hükümlülere yönelik hak ihlallerinin araştırılması, kadın ve çocuk tutukluların özel koşullarının tespit edilmesi, ceza infaz sistemindeki yapısal ve kurumsal sorunların saptanması ve en önemlisi, infaz rejiminin siyasal araçsallaşma süreçlerinden nasıl etkilendiğinin ortaya konması amacıyla, Anayasa'nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Son eklenen içerikler

Etkinlikler, Ziyaretler, Meclis Konuşmaları, Basın Toplantıları, Önergeler, Haberler