Üsküdar’da 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Sinem Dedetaş’ın %50 oy alarak AKP ve MHP’nin ortak adayına 25 bin oy fark attığını hatırlatan Günaydın, belediyede yaşanan tutuklama ve meclis üyesi transferi süreçlerini eleştirdi. Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından belediye meclisindeki dengelerin baskı ve kumpaslarla AKP lehine değiştirildiğini belirten Günaydın, halkın iradesinin açıkça gasp edildiğini söyledi.
Türkiye’nin makroekonomik veriler açısından iflasın eşiğinde olduğunu dile getiren Günaydın, bir yılda 2 trilyon 740 milyar TL’nin faize ödendiğine dikkat çekti. İktidarın ekonomik kriz gerekçesi olarak savaşı, depremi ve Kur Korumalı Mevduatı (KKM) bahane edemeyeceğini söyleyen Günaydın, derinleşen bu krizden çıkışın tek yolunun seçim olduğunu belirtti.
YENİ Parti’nin Eylül ayı itibarıyla sahaya indiğini duyuran Günaydın, 10-30 Eylül tarihleri arasında 91 milletvekilinin 81 ili gezerek vatandaşın sorunlarına yönelik çözüm önerilerini anlatacağını duyurdu. Günaydın, erken seçim sandığı gelene kadar mücadeleyi sokaklarda ve meydanlarda kararlılıkla sürdüreceklerini kaydetti.
Arkadaşlar sizleri ve aracılığınızla tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Bugün 9 Eylül 2026. Bundan tam 104 yıl evvel emperyalizm İzmir'den denize döküldü. 26 Ağustos'ta Afyon'un Şuhut İlçesi'nin Büyükkalecik Köyü'nden başlayan 17 kilometrelik yürüyüşü sabaha karşı Kocatepe'de tamamlayan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, o sabah Büyük Taarruz'u başlattılar. 30 Ağustos'tan itibaren çok daha sayıca kuvvetli olan düşman ordularının bozulduğu, kaçtığı, kaçmaya başladığı, kaçarken Anadolu köylerini yakıp yıktığı ve en sonunda 9 Eylül'de İzmir'den denize döküldüğü bir tarihi yaşıyoruz, o tarihin evlatlarıyız. Mustafa Kemal Atatürk'e, silah arkadaşlarına, Anadolu'nun isimsiz evlatlarına minnet ve şükran borçluyuz. Ruhları şâd olsun. Onların emanetini onlardan aldığımız güçle geleceğe taşıma azim ve kararlılığındayız.
9 Eylül 1922... Üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçiyor ve Türkiye'de 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan ediliyor. Demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin temelleri atılıyor. 104 yıl; bir taraftan çok uzun, bir taraftan da aslında bir insan ömrünün biraz üzerinde olan bir tarih. Dolayısıyla sorumluluğumuzu ve gücümüzü bilmek zorundayız.
Evet, bugün 9 Eylül'ü nasıl gururla anıyorsak, dün 8 Eylül tarihini de Türkiye'nin seçimli demokratik yaşamı için bir kara leke olarak görmek zorundayız. Dün Üsküdar'da yapılanlar Üsküdar'la sınırlı olmayan bir skandalın ve adeta bir utanç vesikasının tarihe geçirilmiş şeklidir. Sistemli, planlanmış, eşgüdümlenmiş, örgütlenmiş bir kumpas sahneye konuldu. Üstelik de araçsallaştırılmış yargısıyla, yedeklenmiş kamu idaresiyle ve tek parti devleti haline dönüştürülmüş yapısıyla birlikte büyük bir utanmazlığı ibretle izledik.
Biraz tarihine bakalım: 31 Mart 2024'te Üsküdar'da millet iradesini ortaya koymuştu. Anımsayalım, AKP ve MHP'nin ortak adayı Hilmi Türkmen yüzde 43 civarında oy alabilmiş, buna karşılık Sinem Dedetaş yüzde 50 oyla Hilmi Türkmen'e de 25 bin fark atarak Üsküdar'ın iradesinin temsilcisi olmak suretiyle belediye başkanı seçilmişti. O tarihten itibaren iftiralar, kumpaslar Üsküdar'da ve İstanbul'da hiç eksik olmadı.
Bütün bu yapının sonrasında 29 Temmuz 2016 günü Sinem Dedetaş'ı tutukladılar. Sabah 06:22'de konutuna giden polisler kollarına girerek Sinem'i evden çıkarttılar ve bu fotoğraf ve videolar yandaş basına her zaman olduğu gibi anında servis edildi. İstanbul'da ve Üsküdar'da seçimlerden 29 belediye meclis üyesi ile ayrılmıştık. AKP’nin ve MHP'nin toplamda 14+3 olmak üzere 17 belediye meclis üyesi vardı. Sinem'i tutukladılar; 29'dan 1 eksildi, 28 kaldı. Arkasından seçim yapıldı. Seçimi yine biz kazandık ama araçsallaştırılmış yargı yine tarihe geçecek bir ibretlik vesikası ile seçimi iptal etti. Arkasından gözaltılar, tutuklamalar, transferler birbiri ardına devam etti. 3 belediye meclis üyemizi gözaltına aldılar. Bunlardan ikisini; Ekrem Bey ve Amina Hanım'ı tutukladılar, Mithat Bey'i ise gözaltından sonra serbest bıraktılar. Böylece 28'den sayı 25'e düştü. Seçimden iki gün evvel havuç ve sopa ilişkisini birlikte ve ibretlik bir biçimde kullanarak 4 belediye meclis üyesini daha transfer ettiler ve böylece seçim 21'e 21 haline geldi. Bununla da yetinmediler, bu seçimde Divan Başkanlığı yapan belediye meclis üyemizi iki tane yakın divan üyesi arkadaşı ile beraber ifadeye çağırdılar ve gözdağı verdiler. Bu koşullarda yeni bir seçime daha girildi. Orada bu operasyonu baştan beri tezgahlayanların 21-21'in bırakacağı şansa orayı terk etmeyecekleri açıktı ve yine o seçimde de iki kişiyi millet iradesini çalarken suçüstü yakaladık. Böylece 23-19 oldu. Üsküdar'ın belediye başkanı hâlâ Sinem Dedetaş'tır ama belediye başkan vekili olarak bir AKP'li o koltuğa bu söylediğim kumpası sonrasında oturtuldu.
Şimdi siz Üsküdar'ı aldınız öyle mi? Hani diyorsunuz ya, bütün bunlar neden oldu? Çünkü Üsküdar'da hizmet eksikliği vardı ve vatandaş bundan memnun değildi. Vatandaş neden memnundu? Siz neden memnun değildiniz? Söyleyeyim: "Ecdat yadigarı" diye tanımladığınız bütün alanlara kafeleri, restoranları yapıp dünyalığınızı üst üste yığıyordunuz. Oraya biz zabıtalarla, mahkemeden aldığımız kararlarla gittik, karşımızda pompalı haydutları gördük ama o haydutlarla beraber kaçak yapılarınızı kafanıza yıktık. Daha da ötesi bir sürü kamu binasını vakıflara, tarikatlara ve kendi özel mülkünüze transfer etmiştiniz. Onlar şakır şakır geri alındı. Üsküdar halkı Sinem Dedetaş'tan ve ortaya koyduğu cesur, kararlı, dürüst yönetimden memnundur. Tersini söylüyorsanız, utanmadan televizyonlarda bu utanç vesikası dahi savunabilecek kadar aymazlığa düşmüşseniz, gelin sizin sözlerinizle sizi sahaya çağıralım. Üsküdar'da vatandaşın iradesinin sizden yana olduğunu düşünüyorsanız, yerel seçimleri öne çekin, Türkiye'deki bütün yerel seçimleri tekrar edelim, Üsküdar'ı da tekrar edelim. Bakalım kumpaslarla düşürdünüz Üsküdar'ı vatandaş size verecek mi? Bakalım kumpaslarla yürümeye çalıştığınız İstanbul konusunda yediğiniz 1 milyon farkı daha da açmış durumda olduğunuzu vatandaş tescil edecek mi? Halep oradaysa arşın buradadır. Herkesi arsızlığıyla ve huysuzluğuyla, uğursuzluğuyla yüzleşmeye davet ediyorum. Türkiye'de seçimli demokrasiyi rafa kaldırmak hiç kimsenin haddi değildir. Türkiye'de seçimi anlamsız kılmak, yurttaşa umutsuzluk yaymaya çalıştığınızın farkındayız. Ama bunu başaramayacaksınız. Türkiye demokratik rejimle ve millet iradesiyle yönetilmeye devam edecektir. Bunu hep beraber göreceğiz.
Dolayısıyla sevgili arkadaşlar şunu ifade etmek isterim ki, Türkiye'de rıza üretemeyenlerin ceberut devlet anlayışı ile ve zorla iktidarda kalma çabası acıklıdır. Bu tablonun mutlaka siyaseten sonu gelecektir.
İktisaden sonu geliyor mu bu tablonun? Yarın ekonomi alanında oraya odaklanacağım basın toplantısında ayrıntısıyla açıklayacağım üzere, Türkiye makroekonomik veriler açısından üzülerek söylüyorum ki iflas etmiş durumdadır. 2 trilyon 740 milyar TL 1 yılda faize ödeyenler şunu bilmelidirler ki, ne depremi, ne savaşı, ne kur korumalı mevduatı bahane edecek durumları yoktur. Yalnızca bir yıllık faiz parasıyla Türkiye'nin deprem yaraları pekala sarılabilir. Siz bir taraftan savaşı bahane ediyorsunuz ama savaşan ülkelerde, Rusya'da, Ukrayna'da enflasyon yüzde 7'nin, yüzde 6'nın altındadır. Kur korumalı mevduatı da vatandaşın başına bela eden sizsiniz, adresi başka yerlerde aramayın.
Şimdi aradığınız yerleri söyleyelim: Yurt dışına milyarlarca doları kaçırmış olan yandaşlarınızın peşine düştünüz. Binali Yıldırım'ın peşindesiniz, Melih Gökçek'in peşindesiniz... Vallahi o paralar kimlerden soyuldu ve o paralar yurt dışına nasıl transfer edildi? Türkiye'de etkin ve adil bir yargı olduğu zaman bunlar zaten ortaya çıkartılacak. Ancak bunları doğru ve etkin soruşturma konusu yapmadan sadece zevahiri kurtarmak üzerinden yürütülen çabaların yurttaşın vicdanında bir yerinin olmadığı açıktır. Bu çerçeve içerisinde yarın da değerlendireceğim gibi Türkiye'nin demokrasi tarihi ve ekonomik birikimi açısından son derece sorunlu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Buradan bir an evvel çıkış için de Türkiye'nin seçimle yüz yüze gelmesi gerekmektedir. Ara seçimden kaçanlar, erken seçimi kendilerini kurtarmak için bir bahane üzere hazırlamaktadırlar. Ancak o sandık gelecek, o sandık gelene kadar da YENİ Parti'nin sokaklarda, meydanlarda kararlı yürüyüşü devam edecek. Eylül ayı ile beraber yalnızca Genel Başkanımız ve grup başkanvekilleri değil, tüm siyasi örgütümüz, milletvekillerimiz alanda olacaklar. 10 ila 20 Eylül, 20 ile 30 Eylül tarihleri arasında 91 YENİ Parti milletvekili, 81 ili sokak sokak dolaşacak ve programımızı yurttaşa anlatacak. Artık yurttaşa itirazımızı ve sorunları değil, çözümü ve kurtuluşu anlatan bir YENİ Parti'yi sokakta vatandaş karşısında görecek.
Evet, çok teşekkür ediyorum arkadaşlar. Buyurunuz...
Soru: Dün yapılan seçimden sonra önümüzdeki günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem Bey'in davası sürüyor. Ekrem Bey'in bir ceza alması olasılığında bu tablo bir ittifak; Cumhur İttifakı veya diğer iki meclis üyesinde aynı tabloyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nde karşı karşıya kalabilir miyiz? Ve bunun dışında bununla ilgili bir önleminiz var mı? Bu seçimlere itiraz edecek misiniz?
Gökhan GÜNAYDIN: Evet, teşekkür ederim. Hiç kuşkusuz Üsküdar'daki seçimlere itiraz edilecek. Ancak hakkıyla yapılmış seçimleri iptal eden yargının kumpasla yapılmış seçim konusunda ne diyeceğini hep beraber göreceğiz. Bunun yanında Üsküdar'da minareyi kılıfına sokma çabası içine dahi girilmeden bir kumpas sahnelemiş olan iktidarın ve bu aygıtın İstanbul Büyükşehir için etik ve demokratik davranacağını hiç kimse söyleyemez. Dolayısıyla kimin aklına en kötü senaryo geliyor ise, AKP'nin buna hazırlandığı açıktır.
An itibarıyla bizim lehimize önemli bir fark bulunmaktadır. Ama bu farkı hem transferlerle hem de tutuklamalarla eritmeye çalışan bir AKP yapısı olduğunu da hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla benzer bir senaryoyu İstanbul üzerinden tezgahlamaya çalışıyorlar.
Peki, bunun için ne yapmaları gerekiyor? Ekrem İmamoğlu'nu yasaklı hale ve hükümlü hale getirmeleri gerekiyor. Ekrem İmamoğlu hakkında onlarca dava var arkadaşlar. Dolayısıyla bunlardan ahmak davası ki hani dünya tarihine geçebilecek bir davadır, Hiç kimsenin ciddiye almadığı bir dava an itibarıyla hüküm aşamasına gelmiştir. Nasıl Üsküdar'da hep beraber bir organize çalışma içerisine girdiler ise araçsallaştırılmış yargı, yedeklenmiş kamu yönetimi ve tek parti devletinin altına çekilmiş olan bütün bu organizasyon, aynı işi İstanbul'da da yapacaklar.
Önlemimiz ne? Önlemimiz aslan gibi durmak. Önlemimiz, milletimizin iradesini arkamıza almak, haklılığımızı bir an bile geriye çekmeyen bir kararlılıkla mücadele etmek. O mücadele bugün bazı başarılar ve bazı başarısızlıklarla sonuçlanabilir. Ancak hırsızı unutmamak lazım. Şunu söylüyorlar: Bu belediye meclis üyelerini kim seçti? Bu belediye meclis üyeleri içerisinde 40 yıllık CHP'li olanlar var. 40 yılda CHP'yi satmamış olan adam bugün havuç ve sopa ilişkisine kanıp o tarafa doğru gidiyor ise, gitmek zorunda bırakılıyor ise, mazereti olmadan gitme onursuzluğuna kendisini yakıştırabiliyor ise "bunu o seçti, bu seçti" meselesi elbette konuşulur, elbette burada da bir özeleştiriye ihtiyaç vardır. Ama çok daha önemlisi kumpasın sahiplerini unutmamak lazım, kumpasın sahiplerini deşifre edebilmek lazım. Oradan başlamayan hiçbir yaklaşımın da iyi niyetli olmadığından ben eminim kendi adıma.
Soru: Kılıçdaroğlu'nun Ekrem İmamoğlu ile ilgili bir değerlendirmesi oldu "siyasi tutuklu değil" diye. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Gökhan GÜNAYDIN: Bugün Yeni Akit gazetesinin bir manşeti var: "CHP lideri Kılıçdaroğlu, her fırsatta kendisini mazlum olarak sunan İmamoğlu'nun maskesini düşürdü: Ekrem siyasi tutuklu değil..."
Ben kendi adıma şunu söyleyeyim, şunu söyleyerek başlayayım. Bizim arkadaşlarımızdan hiç kimse Umarım hayatını Yeni Akit'e böylesine onu destekleyen bir manşetle geçmek gibi bir durumla karşı karşıya kalmaz. Şimdi ne demeye çalıştığımı ifade edeyim.
Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil, öyle mi?
Eğer Ekrem İmamoğlu 2014'te Beylikdüzü kazanmasaydı, 2019'da İstanbul Büyükşehir 13 bin farkla Mart'ta kazanmasaydı, iptal edilen seçimi Haziran'da 700 bin farkla kazanmasaydı, bütün iftira ve kumpaslara rağmen 2024 yerel seçiminde 1 milyon farkla kazanmasaydı, arkasından Cumhurbaşkanlığına aday olmasaydı, Ekrem İmamoğlu'nun 35 yıl evvelki diploması iptal edilir miydi? Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil, öyle mi?
Peki, Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değilse neden 23 Mart 2021 günü tutuklandı? Neydi o tarihin önemi? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı adayını önseçimle belirleyecekti. 23 Mart sabahı Ekrem İmamoğlu tutuklandı, 23 Mart akşamı açılan sandıklardan 15.5 milyon oy çıktı. Aynı gün tutuklanması da Ekrem Başkan'ın siyasi tutuklu olduğu konusunda size bir işaret vermiyor mu acaba?
Eğer Ekrem İmamoğlu ile siyaseten uğraşılmasaydı, Süleyman Soylu kendisine ahmak dediği için ve ona cevap verdiği için tarihe geçen ahmak davasının sanığı konumuna düşürülür müydü? Ya da Fatih'in Türbesi'nde yürüyüş tarzı ya da Ordu valisiyle bilmem Ordu havaalanındaki muhatabiyeti bir dava konusu yapılır mıydı?
Eğer Ekrem İmamoğlu siyasi olarak kendisinin en önemli rakibi olmasaydı, Ekrem İmamoğlu hakkında bugüne kadar 17 ayrı dava açılır mıydı? Daha da önemlisi o 17 davada görev alan 16 hakim ve savcının görev yerleri davalar sürerken değiştirilir miydi? Bu da mı size bir işaret vermiyor?
Eğer Ekrem İmamoğlu siyasi olmasaydı, İstanbul Büyükşehir kazandıktan sonra yüzlerce, binlerce insan kendisini ziyarete gelirken, onların arasında ziyaretçi olarak giren ve yanında yalnızca birkaç dakika duran geniş şapkalı bir kadın ve yanındaki insan üzerinden, hayatlarında sadece birkaç dakika gördüğü insanlar üzerinden casuslukla suçlanır mıydı? Ondan dolayı tutuklanır mıydı?
Eğer Ekrem Başkan İstanbul'daki ilçe belediyesi sayısını 14'ten 26'ya çıkartmak için hangi ilçede nasıl bir sosyoloji varsa ona yönelik belediye meclis üyesi adaylaştırması yaptı diye "sen Kürtlerden belediye meclis üyesi seçtin, Kent Uzlaşısının bir tarafısın, o halde sen teröristsin" diyerek acaba yargılanır ve bu suçtan da tutuklanır mıydı?
Davalara girip duruşmaları izlemek gerek. Siyasi olmasaydı Ekrem Bey, savunması engellenir miydi? Savunması engellenen adam "Millet Şahidimdir" diye kitap basıp kendisini millete anlatmak istiyor. Siyasi olmasaydı o kitapta toplanır mıydı? Bu da mı size bir işaret vermiyor?
Gizli tanıkların ifadeleri kimileri gizli tanıklıktan çekildiği için kelimesi değiştirilmeden başka bir gizli tanığın ifadesine aktarılır mıydı? Böylesine açık hukuksuzluk ve aymazlık hiçbir tereddütte mahal göstermeden devam ettirilebilir miydi?
Etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olan, sonra duruşmaya gelip helallik isteyen, savcının o anda kendisi hakkında yeniden tutuklama istediği ve bu anda ertesi sabah tekrar gelip ifadesini etkin pişmanlık ifadesine dönüştürerek yeniden anlatan insan da mı size acaba ne oluyor diye bir işaret vermiyor.
Siyasi olmasaydı 4000 sayfalık iddianameyle Ekrem İmamoğlu gözaltına alınıp tutuklanıp yargılanırken, acaba Melih Gökçek sakız çiğneyerek etrafta dolaşır mıydı? Ya da damadına 340 trilyon TL'lik İstanbul Büyükşehir Belediyesi arsasından avantaj sağlayan Kadir Topbaş yaşamını yargı önüne çıkmadan tamamlayabilir miydi? Bunlar da mı size bir işaret vermiyor?
Bir kişiyi sevebilirsiniz ya da sevmeyebilirsiniz ancak sözlerinizle tarihe geçiyorsunuz. Tarihe Akit'in manşetlerinde değil, halkın vicdanlarında geçmektedir mesele olan. Mesele budur.
Teşekkür ederim.