Edit Content

"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

İstanbul Milletvekili
CHP Grup Başkanvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Meclis Gündemi
  6. »
  7. ‘Rövanş Hukuku ile Kimsenin Varabileceği Bir Yer Yoktur!’
bu içeriği paylaşın;

‘Rövanş Hukuku ile Kimsenin Varabileceği Bir Yer Yoktur!’

Türkiye bir yargı krizinden öte derin bir devlet krizinin tam da göbeğinde bulunuyor.
Yazı Boyutu:
14px
24px

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın;

Türkiye dün akşam itibarıyla Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin verdiği Can Atalay kararı ile yalnızca bir hukuki skandala imza atmış olmakla kalmıyor, bir krizinden öte derin bir devlet krizinin tam da göbeğinde bulunuyor. Anayasa'nın 153'üncü maddesinin açık ve bağlayıcı hükmüne rağmen kararlarının yayımlanmasıyla birlikte yasama, yürütme, yargı mercilerini ve idari makamları sağlayacağına ilişkin kesin hükme rağmen, Yargıtay Ceza Dairesi üyeleri Anayasa Mahkemesi kararına uymayacaklarını bir karar ile hükme bağlıyorlar ve bununla da yetinmiyorlar, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunuyorlar. Bu, Türkiye'nin uzunca bir süre önce kaybettiği devleti niteliğinin kanun devletine dönüşmesinden sonra, kanun devleti niteliğinin de kaybı anlamına gelmektedir.

Uzun hukuki değerlendirmeler yapmaya gerek yok. Hepimiz Anayasa Mahkemesi kararının içeriği itibarıyla hukuki niteliğini tartışabiliriz. Ancak Anayasa'daki açık hükme rağmen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışabiliyorsak; Yargıtay, Anayasa Mahkemesi kararına uymayacağını hükme bağlıyor ve Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunabiliyor ise, bunun hukuken tartışılabilecek bir tarafı yoktur. Söylediğimiz gibi bu hukukun araçsallaştırılması, yargının siyasallaştırılmasının açık, en somut ve en son örneği olarak önümüzde durmaktadır.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kararı burada, Yargıtay kararı burada ama ben izin verirseniz sözü edilen konunun geçmişine ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmak isterim. Türkiye'de milletvekillerine yönelik tutuklama ve serbest bırakma kararı ilk kez gerçekleşmiyor. Hepimiz biliyoruz ki, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Enis Berberoğlu davasında da benzer şeyler olmuştu. O zaman Meclis Başkanı Mustafa Şentop'tu. Kararın onaylanmasından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne. Mustafa Şentop bu kararı tüm itirazlara rağmen aceleyle okumuştu ve arkasından Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verince sözü edilen dosyalar davaların görüldüğü ilk derece mahkemesine dönmüş, ilk derece mahkemesi de durumu yazıyla Meclis Başkanlığı'na bildirmiş ve bu kez tersine kararlar Meclis Genel Kurulu'nda bir kez daha okunarak arkadaşlarımız yasama faaliyetlerine başlamışlardı. Herkes de biliyor ki, Mustafa Şentop un o andaki bu tutumu Meclis'in saygınlığına önemli ölçüde gölge düşürmüştü ve bu da kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştu.

Bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin mevcut Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, Yargıtay'ın onama kararından sonra kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde okutmadığı ve Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına ilişkin bir karar vermesini bekledi. Çünkü biliyordu ki Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda çok sayıda içtihadı var. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi kararından sonra bir kere daha iki kez karar okutan Meclis durumuna 'i düşürmek istemedi. Şimdi bu Yargıtay'ın -özür dileyelim- hadsiz üyeleri yalnızca Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmakla kalmıyorlar, bu tutumundan dolayı Sayın Numan Kurtulmuş'u da eleştiriyorlar, “ben onama kararı verdim, sen nasıl bunu Meclis'te okutmazsın” diyorlar. Geçmişte Mustafa Şentop okuttu, ne oldu? Yani Mustafa Şentop'un yolundan giderek Meclis'in saygınlığını bir kere daha aşağıya mı çekseydi Numan Kurtulmuş? Yargıtay üyelerinin verdikleri kararda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını da tutumu nedeniyle eleştirme haksızlığını yapmaları, Türkiye'de erkler arasındaki ayrılığa ve erklerin denge ve denetleme mekanizması içerisinde farklı yerlerde durmalarına yönelikte bir ayrı skandal niteliğindedir. Diyorum ya, bu kararın hukuki gerekçelerini sabaha kadar okuyabiliriz ancak bir önemi olduğunu düşünmüyoruz.

Gelin ben size AKP ve içindeki çatlakları, çatırdamaları ifade edeyim. Hayati Yazıcı AKP'nin kurucularından. Diyor ki: “Öyle olaylar olur ki, analiz yapmak için konuşsan da konuşmasında sorun olur. Hiç ve asla olmaması gereken öylesi bir olay yaşıyoruz. Yazık, çok yazık. Devleti oluşturan erkler sorun çözümler, asla sorun üretmez, üretemez, birbirini çelmeleyemez.” Kime söylüyor? Hayati Yazıcı kime söylüyor? Erkler sorun üretemez, birbirini çelmeleyemezi kime söylüyor Yargıtay üyeleri? Bunu buraya koyalım… 

Peki, bir başka önemli aktörün sözü, Abdülhamit Gül. Abdülhamit Gül hatırlarsanız, bu memlekette bir İçişleri Bakanı vardı. Örneğin kentsel dönüşümde diyordu ki: “Yıkın canım, gece yarısı yıkın, ertesi sabah fark etsinler, mahkemeye versinler” diyordu ve dönemin Bakanı da “yargı arkadan gelir, yetişemezse de işimizi bitiririz anlayışı Türkiye'yi iyiye götürmez” diyordu. Bu tartışma Abdülhamit Gül'ü koltuğundan etti, şu anda beraber grup başkanvekilliği yapıyoruz Meclis'te.

Ne diyor Abdülhamit Gül 'nin milletvekili ve Grup Başkanvekili, eski Adalet Bakanı? “Yüksek yargı mercileri arasındaki çatışma görüntüsü, hukuk devleti ve mülkün temelinde yer alan adalet duygusu için endişe vericidir. Yargı hakemdir, sorunları çözer. Yargı, hakem olma vasfını yitirirse çözümün değil, sorun ve çatışmanın kaynağı haline gelir. Her kurumun kaynağını milletten alan yetki ve fonksiyonunu hukuk çerçevesinde kullanması esastır. Yargı organlarının da ihtilafları derinleştirmeden, anayasal sınırlar içinde kalarak sorun çözmesi milletimizin en tabii beklentisidir.” Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinden iki tane hukuka uygun, mevcut durumu doğru analiz eden söz var.

Bakın aynı AKP'den, bu da MKYK üyesi. Diyor ki: “Yargı hiyerarşisi içerisinde en üst yetkili mahkeme Yargıtay'dır.” Bu hükmü okuyunca hukuk fakültesi birinci sınıfı bitirmiş adam bunu yazamaz, döndüm arkadaşın müktesebatına baktım. Kayseri Meslek Lisesi'ni bitirdikten sonra eğitim fakültesine girmiş, ikinci sınıftan orayı da terk etmiş ama arkadaş görüyorsunuz, hukuk konusunda ahkam kesme konusunda kendisini gerçekten üst düzey otorite sayıyor. AYM yargısal aktivitede bulunamaz, esas itibariyle AYM kanunların anayasaya uygunluğunu şeklen denetleme yetkisi dışında yargı yetkisi yoktur. Bir siyasetçinin hukuk konusunda bilmeden konuşmaması gerektiğine bir örnek vermek gerekirse bunu da verelim. Önemsediğim için söylemiyorum kişi olarak ama bunların hepsi peş peşe size AKP yöneticilerinin tavırları.

Bir başka ve aslında sarayın tavrını gösteren paylaşım; Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili Mehmet Uçum, Başkanı Recep Tayyip Erdoğan çünkü. Ne diyor tweetinde? 4-5 belirlemede bulunuyor: 

Bir; Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'nın 14'üncü maddesini yok saydığından bahsediyor.

İki; AYM, Anayasa'ya aykırı kararlar veriyor diyor. Doğru ya, Anayasa Mahkemesi var, Anayasa Mahkemesi'nin üstünde bir de Mehmet Uçum var Anayasa Mahkemesi kararlarını denetlemek ve analiz etmek üzere orada Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili olarak duruyor. Sonra neymiş? Anayasa Mahkemesi kararı bir yargısal aktivizm örneğiymiş, tepki göstermeyenler ya da yanlış tepki gösterenlerin Yargıtay kararını okuyup okumadığını da kendisi bilmiyormuş ve son olarak da şunu söylüyor: “Suç duyurusu meselesi ise milli yargıya karşı saldırıların çok büyük bir birikim oluşturmaması sebebi ile reaksiyoner bir tavırdır, bu anlamda kral çıplak demektir.”

Arkadaşlar, bundan daha derin bir devlet krizi olabilir mi? Bu memleketin Cumhurbaşkanlığı'nın Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı, Anayasa Mahkemesi'nin 9 üyesiyle çoğunluk kararıyla verdiği ihlal kararını gayri milli ilan ediyor ve ona karşı suç duyurusunda bulunan Yargıtay üyelerinin tavrını da milli bir tutum ve bu gayrı milli tavra reaksiyoner bir tavır olarak görüyor. Ancak çürümüş bir devletin görüntüsü olabilir bunlar; içlerindeki çatışmayı gizleyemeyen, engellemeyen, çürümüş bir devletin görüntüsü olur ve tabii bu da asla aşmamak lazım, “Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır derhal” diyen MHP'nin bu konudaki incileri… Baktığınız zaman sanıyorsunuz ki böyle gayet hukuki değerlendirmelerde bulunuyor ama nihayetinde Anayasa Mahkemesi'ni yargısal aktivizm ile suçluyor.

Arkadaşlar ifade edelim; mesele Can Atalay boyutunu çok aşmış bir meseledir. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararında yalnızca Can Atalay'ın siyasi haklarını kullanamaması nedeniyle ihlal kararı vermemiş, onun yanında kişi güvenliğine yönelik adil yargılanma sorununa da dikkat çekerek kişi güvenliğinin ihlali kararını da vermiştir. Bunu uygulamayan Yargıtay, yalnızca Can Atalay'a ya da Gezi davasına yönelik bir tutum almakla kalmamakta, adeta Anayasa Mahkemesi'ni gayri milli ilan etmektedir. Bu tutumun Türkiye'de sürdürebilme olanağı yoktur. Derhal bu kararı veren Yargıtay üyelerine Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu üzerinden soruşturmaların yapılması ve gerekli yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Normlar hiyerarşisi içerisinde en yüksek mahkeme Anayasa Mahkemesi'dir. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını hukukçular, akademisyenler tartışabilirler ancak bağlayıcılığı konusunda herhangi bir tereddüt duyulmaz. “AYM kararlarını bağlayıcı değildir” demek ve lehte-aleyhte karar veren hakimleri ayırarak onlardan bir kısmına suç duyurusuyla işten el çektirme, hatta gözaltına alma, tutuklamaya kadar gidebilecek faaliyetlerin önünü açmak bize 17-25 olaylarını hatırlatmaktadır, 17-25 Aralık sonrası gelişen olayları ve 15 Temmuz sonrası gelişen olayları hatırlatmaktadır. Rövanş hukuku ile kimsenin varabileceği bir yer yoktur. Bu bağlamda ifade edelim ki, bu devlet krizinin bir an evvel çözülmesi gerekir. Burada mağdur olan Can Atalay'dan öte Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Başkanına ve kurumsal kimliğine yönelik yapılan bir saldırı söz konusudur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tüm siyasi parti gruplarıyla bu saldırıyı def etme gibi bir zorunluluğu vardır. Bugün saat 14:00'te başlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda konu her yönüyle ele alınacaktır. Bugün 13:30'da Meclis Başkan Vekili Bekir Bozdağ başkanlığında bir heyet bugünün gündemini konuşmaktadır, Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır o toplantıya katılmıştır. Saat 16:00 itibarıyla Numan Kurtulmuş Meclis Başkanımızın başkanlığında bir toplanacaktır. O Danışma Kuruluna Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel de katılacaktır. Dolayısıyla dün akşam Grup Başkanlığı kürsüsünden ilan edildiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin Genel Kurul'u boşaltmama eylemi bugünden itibaren başlayacak ve sürecektir. Ancak anayasal sınırlar içerisinde bunun bir halk tepkisine dönüşebilmesi için de siyasal partiler olarak gerekli katkıyı ayrım gözetmeksizin ve hep beraber vermek istiyoruz. Bu yalnızca 'in sorunu olamaz, bu yalnızca bir siyasal partinin sorunu olamaz; bu bir sistem sorunudur, bu devlet krizini el birliğiyle çözme zorunluluğumuz vardır.

 

Bu İçerik 131 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Abonelik

© 2024, Gökhan Günaydın. Tüm Hakları Saklıdır.