"Acemi Kalma Ustası"

Doç. Dr. Gökhan Günaydın

CHP İstanbul Milletvekili

Kamu görevlisi bir babanın sık çıkan tayinleri nedeniyle Anadolu’yu adeta karış karış dolaşan bir ailenin içinde büyüdüm. Bu bağlamda ilk, orta ve lise öğrenimimi Zile/Tokat, Sarıkamış/Kars, Tosya/Kastamonu, Aksaray/Niğde, Ereğli/Zonguldak ve Geyve/Sakarya ilçelerinde tamamladım.

İletişim

Sosyal Medya

  1. Home
  2. »
  3. TBMM
  4. »
  5. Basın Açıklamaları
  6. »
  7. Geleceğimizi Çalmaya ve Soymaya Devam Ediyorlar!
bu içeriği paylaşın;

Geleceğimizi Çalmaya ve Soymaya Devam Ediyorlar!

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, asgari ücretin ve en düşük emekli maaşının 45 bin 800 liraya çıkarılması amacıyla hazırladıkları kanun teklifini TBMM Başkanlığına sunduklarını açıkladı.
Yazı Boyutu:
12px
32px

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemindeki kritik gelişmeleri değerlendirdi. Sivas katliamının 33. yılında hayatını kaybedenleri anarak konuşmasına başlayan Günaydın; Ankara’daki NATO toplantısı gerekçesiyle yapılan gözaltıları, meclisten geçirilen torba yasadaki hukuksuzlukları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasındaki mahkeme değişikliklerini ve derinleşen ekonomik krizi sert sözlerle eleştirdi. Günaydın, milyonlarca çalışanın ve emeklinin geçim sıkıntısına çare bulabilmek adına asgari ücret ve en düşük emekli aylığının net 45.800 TL’ye yükseltilmesi için kanun teklifi verdiklerini duyurdu.

“AKLINIZI MI KAYBETTİNİZ?”

Gelecek hafta Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO toplantısı öncesinde alınan güvenlik önlemlerini ve yapılan operasyonları “utanç verici” olarak nitelendiren Günaydın, yaş ortalaması 65-70 olan doğa korumacılarının ve akademisyenlerin absürt gerekçelerle gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Nallıhan Kuş Cenneti’nde botanik gözlem yapan TEMA Vakfı temsilcilerinin ve üniversite hocalarının sabaha karşı evlerinden alınarak tutuklandığını belirten Günaydın, zirve için 12 milyar lira harcandığını, meclisin kapatıldığını ve bağımsız medya organlarına akreditasyon engeli uygulandığını vurguladı. Yoksul mahallelerin reklam panolarıyla yabancı delegelerden gizlenmeye çalışıldığını ifade eden Günaydın, iktidarın yoksulluğu çözmek yerine gizlemeyi tercih ettiğini söyledi.

“KENDİ MAHKEMESİNE GÜVENMEYEN BİR AKP ZAVALLILIĞI”

TBMM’den geçirilen uzman erbaşlık yasasına eklenen torba maddeleri eleştiren Günaydın, özellikle 7. ve 8. maddelerin tamamen hukuk dışı olduğunu savundu. Güvenlik personeline yönelik idari soruşturmalarda idare mahkemelerinin verdiği yürüme durdurma kararlarının Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi süreçleri tamamlanana kadar (yaklaşık 8-10 yıl) uygulanmamasını öngören maddeye sert çıkan Günaydın, AKP’nin kendi atadığı hakimlere bile güvenmediğini ve yargı denetimini tamamen baypas ettiğini dile getirdi. Ayrıca, 1956 yılı öncesinde kamulaştırılmadan el konulan mülklere ilişkin hak sahiplerine 1965 yılı rayiç bedelleri üzerinden ödeme yapılmasını öngören 8. maddeyi “insanların malına çökmek” olarak nitelendirdi.

“MAHKEME SALONLARINDAN SİYASET DİZAYN EDİLEMEZ”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kumpas davasında yaşanan mahkeme heyeti değişikliklerine değinen Günaydın, davanın görüldüğü 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatılarak heyetin 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kaydırılmasının arkasındaki denetim merci oyunlarını deşifre etti. İtiraz mekanizmalarının bu yöntemle işlevsizleştirildiğini söyleyen Günaydın, mahkeme hakiminin Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun gibi isimlerin savunma haklarını gün kısıtlamasıyla engellemeye çalıştığını ifade etti. İtiraz eden avukatların ve milletvekillerinin CMK 203 gerekçe gösterilerek salondan çıkarılmasını eleştiren Günaydın, mahkemeler vasıtasıyla siyasetin dizayn edilemeyeceğini hatırlattı.

“ASGARİ ÜCRETİ VE EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞINI 45 BİN 800 LİRAYA ÇIKART”

Ekonomik krizin ve derin yoksulluğun vatandaşları açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ettiğini söyleyen Gökhan Günaydın, Türkiye’de açlık sınırının 35.000 TL, yoksulluk sınırının ise 115.000 TL olduğunu belirtti. Ocak ayında belirlenen 28.000 TL’lik asgari ücretin yüksek enflasyon karşısında eridiğini ifade eden Günaydın, CHP olarak asgari ücretin ve en düşük emekli maaşının yılın ikinci yarısında yapılacak bir ara zamla net 45.800 TL’ye çıkarılması için kanun teklifi verdiklerini açıkladı. Ülkede yaklaşık 30 milyon insanın açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalıştığına dikkat çeken Günaydın, tarıma ayrılan bütçenin 16-17 katının faize gittiğini belirterek “Para yok” bahanesinin bir siyasi tercih olduğunu söyledi.

“GELECEĞİMİZİ ÇALMAYA VE SOYMAYA DEVAM EDİYOR”

Yap-işlet-devret modeliyle hayata geçirilen otoyol ve köprü projelerinin ülkenin geleceğini ipotek altına aldığını ifade eden Günaydın, Osmangazi Köprüsü geçiş ücretleri ile emekli maaşları üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaptı. Mayıs 2023’te 7.500 TL olan en düşük emekli maaşıyla bir vatandaşın köprüden 40 kez geçebildiğini, bugün ise 20.000 TL olan maaşla köprüden sadece 17 kez geçilebildiğini belirten Günaydın, iktidarın köprü zamlarına yüzde 44 oranında onay verirken işçi ve emekliye zam yapmaktan kaçındığını ifade etti. Günaydın, bu tablonun bir kader olmadığını ve çözümün AKP iktidarını sandıkta göndermek olduğunu vurguladı.

💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşması;

Değerli basın mensupları; bugün 2 Temmuz 2026. Sivas Katliamının üzerinden tam 33 yıl geçmiş. 2 Temmuz’da Sivas’ta yakılarak katledilen 33 canımızı sevgiyle, özlemle ve rahmetle anıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin katliamdan hemen sonra kurduğu komisyonda rapora dönüştürülen ifadeler, aslında olayın nasıl geliştiğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Önceden alınan istihbarata karşın hiçbir etkili önlem alınmamıştır. Olayların büyüdüğü canlı yayında bütün Türkiye’nin bilgisine ve gözlemine aktarılırken, bu olayları önleyebilmek ve bastırabilmek için hiçbir güvenlik görevlisi devreye sokulmamıştır, o günün valisi etkisiz kılınmıştır ve adeta o yangın ve o yakılan 33 can Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçirilmiştir.

1993 yılı biraz sonra Meclisin Genel Kurulunda da aktaracağım gibi Türkiye’nin en karanlık yıllarından bir tanesidir. Bunları doğru araştırmadan, geçmişle doğru bir hesaplaşma yapılmadan Türkiye’nin güvenle geleceğe yürüyebilmesi de bu anlamda mümkün değildir. Altını çizmek isterim…

Değerli arkadaşlar, önümüzdeki hafta bir NATO toplantısı olacak. NATO toplantısı için alınan önlemler utanç verici. Bu sözü altını çizerek ve dikkatle kullanıyorum. 75-80 yaşında botanik gözlem yapmak üzere Nallıhan kuş cennetine gitmiş, fauna ve florayı incelemiş ve geri dönen insanlar üç kere GBT soruşturmasına maruz kalmışlar, sonra da sabaha karşı evlerinden toplanmışlar. Onlardan bir tanesi 75 yaşındaki Ayten Hoca diyor ki: “Bana bir şeyler sordular. TKP/ML mi dedi, TİKKO mu? Silahlı örgüt üyesi misin, kod adın var mı diyorlar. Silahlı eğitim aldın mı diye soruyorlar bana. İnanamadım… En çok da sabahın köründe yalnız yaşadığım evimden alınmama içerledim” diyor.

Arkadaşlar, bu absürtlüğün açıklanabilir bir tarafı var mı? TEMA’cılara GBT yapmayı bırakın, onlara soruşturma açılması, gözaltına alınması, sonra tutuklanması… Yani olay sırayla kolluk kuvvetlerinin, yetmiyor savcının, yetmiyor hakimin denetiminden geçiyor ve insanlar tutuklanıyorlar. Hâlâ TEMA Ankara temsilcisi sevgili dostum Nevzat Özer tutuklu, hâlâ Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinden sevgili hocamız Emel Memiş tutuklu ve daha birçok insan, yaş ortalaması 65-70 olan birçok insan… Aklınızı mı kaybettiniz? NATO vesilesiyle zaten kıt olan cesaretinizi, vicdanınızı mı kaybettiniz ki herkesi tutuklamaya kalkışıyorsunuz? Gerçekten inanılır gibi değil ve anlaşılır gibi değil.

Arkadaşlar sadece idarede değil ki bu absürtlük. Yasama organı, yani Gazi Meclis hiç bu kadar absürt olaylara tanık olmamıştı. Bakın dün gece Uzman Erbaşlık Yasası geçiriliyor değil mi Meclisten? Ne beklersiniz? Uzman erbaşların özlük haklarını düzenleyen çeşitli hükümler içermesini beklersiniz değil mi? Ne yaptıklarını söyleyeyim. Bir 7’nci madde hükmü getirdiler. 7’nci madde hükmünün hukuka uyarlı olduğunu söyleyebilecek bir tek insan olamaz. Bize diyorlar ki: “Milli Savunma Bakanlığı personeli, jandarma personeli, Sahil Güvenlik Personeli, Polis Akademisi ve Millî İstihbarat Teşkilatı personeli; bunlar terör nedeniyle bir suçlamaya maruz kalırlarsa, bunların kamu görevlerine alınmaması, alınmışsa çıkartılması, güvenlik soruşturmalarının ve arşiv kayıtlarının olumsuz gelmesi üzerine açtıkları idari davalarda, idari dava kesinleşmeden uygulanamaz ve herhangi bir işlem tesis edilemez” diyor. Yani diyor ki adam bunu yazan adına kanun koyucu denilen AKP, MHP çoğunluğu -ki bir kelimesini onların katkısı yoktur- bunu yazan bürokraside aklını kaybetmiş kim varsa diyor ki: “Bu personellerden herhangi birisi bu olaylara maruz kalırsa ilk derece mahkemesine başvurur.”

Neresi orası? İdare mahkemesi. İdare mahkemesi hakimi senin hakimin değil mi ya? Bu fakültelerden mezun olmadı mı? Onu sen işe almadın mı? Eğer o bir yürütmeyi durdurma kararı verirse ya da kişiyi haklı bulursa o göreve dönemeyecekmiş, yürütmeyi durdurma da alamayacakmış. Niye? Çünkü daha idari yargı denetimi varmış. Neymiş onlar? İdare mahkemesinden sonra bölge idare mahkemesine başvuracakmışsın; 2 yıldan 4 yıl… Oradan bir de Danıştay’a başvuracakmışsın; en iyi ihtimalle 2 yıl da o, 6 yıl… Sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’na da gidelim mi? Oraya da gidelim, 8 yıl, 10 yıl mı? Eğer bütün bu süreçlerden sonra hâlâ yaşın, moralin, fiziğin yerindeyse bu mahkemelerin verdiği kararlar uygulanabilecekmiş.

Kendi mahkemesine güvenmeyen, çeşitli kavramların arkasına saklanan bir AKP zavallılığı ile karşı karşıyayız. Evet, terör büyük suçlamadır ama o suçlamayı memleketin hakimi değerlendirecektir. Eğer o kişi terörist ise zaten idare mahkemesi hakimi onun talebini reddedecektir. Sen diyorsun ki: “İdare mahkemesi hakimine güvenmem, idare mahkemesi hakimine güvenmem, Danıştay’a da güvenmem…” Allah akıl versin.

AKP nereden nereye savruldu görüyor musunuz arkadaşlar? Döneminin başlangıcında uyarma ve kınama cezaları idari yargı denetiminin dışındaydı, biz de bunu yıllardır eleştirirdik. İlk dönemlerin AKP’si bunları derhal idari yargı denetimi içine almıştı. Yani uyarma ve kınama cezalarını mahkeme denetimine açık tutan AKP, 23 yıl sonra bütün mahkeme kararlarını baypas etmekten çekinmeyen bir mekanizma haline geldi. Allah akıl versin.

Sonra başka bir şey daha var. Bu 7’nci maddeyi haklı itirazlarımızla çekiyoruz dediler, sonra tüzüklerden kaynaklanan, Meclis İçtüzüğünden kaynaklanan haklarımızı kullanmamız üzerine, akılları sıra bizi cezalandırmak için 7’nci maddeyi yeniden kapsama soktular. Sen kimi cezalandırıyorsun? Sen memlekette hukuksuzluğu kanun haline getirerek o yurttaşları cezalandırıyorsun, aslında memleketi cezalandırıyorsun ve tabii aslında kendini cezalandırdığın da göreceksin.

Sonra 8’inci madde var arkadaşlar, 8’inci madde diyor ki, inanılmaz bir şey: 6830 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 8 Ekim 56 tarihinden evvel kamu kamulaştırmasa bile bir yere el atmış ve orayı kullanmaya başlamış değil mi? Güzel… Sonra oranın mal sahiplerinin mirasçıları diyorlar ki: “Ya burası benim arazim, sen benim arazime hukuksuz bir şekilde el koymuşsun. Kamulaştırma Kanunu’nu niye uygulamıyorsun? Benim hakkımı, hukukumu niye uygulamıyorsun?” diyor. Şimdi bu kanunun 8’inci maddesi diyor ki: “Bu insanların el konulan malları usulüne uygun olarak kamulaştırılmış sayılır, kamulaştırma yapmadığı halde kamulaştırma sayılır. Bir de el konulduğu tarihteki geçerli fiyat neyse oradan ödenir.” Yani adamın malına 65’te ettiysen hukuksuz olarak adam da bu hukuksuzluğa karşı yıllar boyunca bir hukuk davasını açmış, sürdürmüş ve başarmışsa diyorsun ki: “1965 tarihli rayiç üzerinden sana para öderim.” Bu Meclis bu kanunu çıkarttı arkadaşlar. Bu Meclis bu kanunu çıkarttı, utanç verici değil mi? Üstelik de burada kimlerin malına çökmüşsünüz? Kaç dönüm, kaç hektar, bedeli ne kadar?.. Bu insanların niteliği ne, kimliği ne? Buna ilişkin hiçbir bilgi yasama organına verilmiyor. İşte Türkiye’de yasama böylesine tehlikeli ellerin elinde. Hiçbir şeyi sorgulamadan el kaldıran-indiren bu zihniyet Türkiye’yi utandırıyor. Bu kadar açık söyleyeyim. Ben siyasetçiyi bırakın, bir hukukçu olarak bunlara tanık olmaktan utanıyorum. Bu kadar açık söyleyeyim.

Şimdi tabii Türkiye’deki absürtlükler bununla bitmiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kumpas davasında dün ve bugün ilginç işler oldu. Dava 40. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyordu. Birdenbire dediler ki: “40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatıyorum, bu heyeti aynen 33. Ağır Ceza Mahkemesine gönderiyorum. Bunlar da mahkemeye bakmaya devam edecekler.” Sanıyorsunuz ki bir şey değişmemiş. Ne oldu? Sadece adı değişmiş… Arkadaşlar, itirazlar bir üst mahkemeye gidiyor, bir üst rakam alan mahkemeye gidiyor. 40. Ağır Ceza Mahkemesinin uygulamalarına karşı itirazlar 41 ACM’ye gidiyordu. Sen 33’ten sonra hepsini kapattın. 33’ün itirazları 1. Ağır Ceza Mahkemesine döndü. 1. Ağır Ceza Mahkemesi kim? Aziz İhsan Aktaş davasına bakan mahkeme. Bu ne anlama geliyor? Yani İstanbul belediyeleri davalarına bakan, davalarını gören mahkemeleri birbirlerinin denetleme mercii haline getirmiş oluyorsun. Böylece denetleme işlevi de tümüyle ortadan kaldırılıyor.

Bugün bunun bir başka uygulamasını gördük. Arkadaşlar uzunca bir süredir bir duruşma sürüyor. 107 tutuklu sanığın ifadesi alınmaya çalışılıyor, iddianame 3 bin küsur sayfa olunca elbette sanıklar ve avukatları da buna yönelik bir hazırlık yapıyorlar ve hazırlıklar da iddianamenin kapsamına uygun olarak uzun oluyor. Sonra bir gün mahkeme hakimi dün geliyor diyor ki Murat Ongun’un avukatına: “Sen öyle 40 dakika savunma yaptın, bir daha süre verdim, 2 saat yaptın; yarına çok hızlı bitirmek zorundasın.” Niye diyor? “Çünkü ben daha sonra 2 Temmuz’da Tuncay İnan’a, 6-7 Temmuz’da Fatih Keleş’e, 8-9 Temmuz’da da Ekrem İmamoğlu’na söz vereceğim ve sonra 9 Temmuz’da mahkemeyi bitireceğim.” Diyor ki Ongun’un avukatı: “Hakkımızda bir dünya külliyat iddia var. Dolayısıyla ben bunlara hazırlandığım savunmayı yapmak zorundayım.” Hayır, yapamazsın… O tartışmalar dünden bugüne sarkıyor. Bugün Ekrem İmamoğlu da diyor ki: “Hem insanların savunma hakkını sınırlıyorsunuz, ayrıca benim savunmam iki günde bitmez. Benim savunmam iki günde bitmezse avukatımın savunması da bitmez. 9 Temmuz’a niye zorluyorsunuz? 9 Temmuz’dan sonra ne olacak ki? Dünya başımıza mı yıkılacak, ne olacak? diyor. Hakim diyor ki: “CMK 203 uyguluyorum, çık dışarı.” Konuşan kim varsa, itiraz eden kim varsa: Avukat çık dışarı, müvekkil çık dışarı, milletvekili çık dışarı… CMK 203… Hani savunma? Hani savunma hakkı? Hani programı yetiştirme çabası? Bırakın 8-9 Temmuz’a yetiştirmeyi, sen bugün iş göremez hale geliyorsun.

Arkadaşlar; mahkeme başkanlarını, hakimleri ve savcıları değiştirdiniz bugüne kadar. Mahkeme heyetlerini değiştirdiniz bugüne kadar. Savunma hakkını kısıtladınız bugüne kadar. Dolayısıyla diyorsunuz ki: “Ben sana ansiklopedi gibi iddianameleri yazarım ama sana savunma hakkını da vermem.” Arkadaşlar mahkeme salonlarından siyaset dizayn edilemez, mahkeme de kadıya mülk olmaz. Bunun da altını özellikle çizmek isterim.

Bitirirken şunu ifade etmek isterim sevgili arkadaşlar; biz bugün bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuş bulunuyoruz. Bu kanun teklifi uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi asgari ücretin 45 bin 800 TL yapılmasını öngörüyor ve teklif ediyor. Neden 45 bin 800 TL istiyoruz? Çünkü bu memlekette açlık sınırı 35 bin lira, yoksulluk sınırı 115 bin lira. Geçen Ocak’ın başında 28 bin lira belirlediniz. Biz o zaman 39 bin lira teklif etmiştik. Bu 28 bin liranın 4000 lirası zaten kayboldu, satın alma gücü düştü. O günün 28 bin lirası bugünün parasıyla 24-25 bin liralık mal satın alabiliyor ancak. Enflasyonun yüzde 33’ün üzerinde olduğu bir ortamda bütün yıl boyunca aynı asgari ücretle insanları tutuyorsunuz. Bu mümkün değil; bu insan haklarına, vicdana, adalete aykırı.

Biz bu nedenle diyoruz ki: İkinci yarıda bir ara zam yap, asgari ücreti 45 bin 800 liraya çıkart, buna bağlı olarak en düşük emekli aylığın da 45 bin 800 lira yap ve diğer emeklilerin aylıklarını da buna paralel olarak yükselt. Çünkü en düşük emekli aylığı 20 bin lira, emekli aylığının ortalaması 23-24 bin lira. Arkadaşlar bu ülkede asgari ücretle geçinen 7-8 milyon insan var, emekli insan sayısı 16 milyonun üzerinde, geniş tanımlı işsizlik 11 milyonun üzerinde; kabaca bu memlekette 30 milyonun üzerindeki insan açlık sınırının altında yaşıyor. Memlekette “para yok” diyenlerin kimlere nasıl para dağıttığını defalarca söyledik. Yalnızca bu yılın bütçesinde faize giden para 2 trilyon 740 milyar TL’dir. Tarım bütçesinin 168 milyar lira olduğunu gördüğünüzde, düşündüğünüzde demek ki milyonlarca çiftçiye verilen paranın 16-17 katı yalnızca faize verilmektedir. Kimse bize para yok demesin, bu bir tercihtir.

Şimdi yaşanan tercihlerin nelere yol açtığını gösteren bir örnekle basın toplantımızı bitireceğiz. Türkiye’de yap-işlet-devret yöntemiyle yapılan köprüler, otoyollar memleketin yalnızca bugününü değil, geleceğini de çalmaya ve soymaya devam ediyor. Bakın arkadaşlar, Mayıs 2023; yani bundan tam 3 yıl evvel en düşük emekli aylığı 7500 lira, Osmangazi Köprüsü’nden bir geçiş 184 lira 50 kuruş. Demek ki en düşük emekli aylığı alan bu parayla 40 kez Osmangazi Köprüsü’nden geçebiliyormuş. Aradan yalnızca 3 yıl geçmiş… Bugün en düşük emekli aylığı 20 bin lira, Osmangazi Köprüsü olmuş 1170 lira. Demek ki en düşük emekli aylığı alan bir vatandaş köprüden yalnızca 17 kere geçebiliyor. Demek ki 40 geçişten 17 geçişe düşmüş. İşte üç yıl içerisinde memleketi getirdiğiniz iç ticaret hadleri tavrı budur; memleketi düşürdüğünüz, insanların geçinemediği, köprüden bile geçemediği durum budur. Siz yüzde 25 zam yapmıştınız 1 Ocak’ta bu köprüye, 1 Temmuz’da yüzde 18 zam yaptınız; demek ki yüzde 44 zam yaptınız. Yani yüzde 25 zam yapan tavukçulara kayyum atananlar köprülere, otoyollara yüzde 50 zam yapmaktan çekinmiyorlar. Buna karşılık asgari ücrete, emekli aylığına her hangi bir zam yapılmıyor.

Bütün bu tablo Türkiye’nin içine düşürüldüğü derin yoksulluğu gözler önüne sermektedir. Bu kader değildir. Bunun değiştirilmesinin tek yolu Türkiye’nin üzerine karasaban gibi çöken AKP iktidarını evine yollamaktır. Onu da yapacağız. Çok teşekkür ediyorum.

Soru- NATO’dan bahsettiniz. NATO’yla ilgili alınan önlemleri eleştiriyorsunuz. Bu eleştirilere dönük olarak Sayın Özlem Zengin’e de sorduk az önce: “Muhalefet olayları hacimden büyük göstermeye çalışıyor ve hacimden büyük eleştiriyor. Çok önemli bir zirve yapıyoruz” dedi.

Gökhan GÜNAYDIN (CHP Grup Başkanvekili)- Evet arkadaşlar, NATO’nun daha evvel 40 kez zirvesi yapılmış, dünyanın çeşitli ülkelerinde 40 zirvesi yapılmış NATO’nun. Bunlardan birisi de daha evvel İstanbul’da yapılmış. Yani AKP’lilere bakarsanız dünyada ilk NATO zirvesi Ankara’da yapılıyor ve ilk kez biz NATO’cuları ağırlıyoruz gibi bir gariplik var. Hangi Avrupa ülkesinde hayat durdurulmuş?

Özlem Zengin’in abartıyorsunuz dediği, bağlamından kopartıyorsunuz dediği şeyleri söyleyeyim. Önümüzdeki hafta Meclis kapalı, neden? NATO’cular toplantı yapıyor diye Türkiye Büyük Millet Meclisi, Polatlı’dan top sesleri gelirken açık olan Gazi Meclis neden kapalı? Birisi bunu söylesin. İstanbul’un merkezindeki bütün kamu görevlileri neden idari izinli? Birisi bunu söylesin. 70 bin kişi kimi kimden koruyor güvenlik görevlileri? Bütün ana arterler neden trafiğe kapalı? Neden Türkiye’de bağımsız ve AKP’nin dışında yayın yapma cesareti gösterebilen tüm basın mensupları non-akredite durumda? Yani akreditasyonları neden reddedildi? Neden orada Cumhuriyet olmayacak, BirGün olmayacak, Evrensel olmayacak, Halk TV olmayacak, Sözcü olmayacak?.. Neden? Neden? Neden?.. Neden yoksul mahalleleri reklam panoları ile NATO’cuların gözlerinden kaçırdınız? Hiç utanmıyor musunuz yoksulluğu gizlemeye? 12 milyar lira para harcamışsınız bu işler için. Bu işler için 12 milyar lira para harcayacağınıza, memlekette yoksulluğu bitirmek için bir gayret göstersenize.

Bütün bunların abartılacak bir yanı yoktur AKP’lilere göre. Dün orada da söyledim, bütün gün boyunca açtıkları ağızlardan yalnızca “CHP” lafı çıktı. Bir tek enflasyon, bir tek gıda, bir tek açlık, bir tek emekli lafı etmediler. Oysa bizim arkadaşlarımız memlekette ne sorun varsa; buğdayın para etmemesinden tutun da Kabotaj Kanunu’na kadar, asgari ücrete yapılması gereken zamma kadar biz onlara anlattık. İşte AKP bu kadar hayattan koptu. Bu kadar hayattan koptukları için de taban oyları yüzde 21 durumuna düştü. Bu yüzde 21’i ceberut devlet uygulamalarıyla onları da bizim üzerimize boca ederek çözebileceklerini sanıyorlar. Çözemeyeceklerini göreceğiz.

Çok teşekkür ederim, kolay gelsin.

Haber Galeri:

Bu İçerik 15 Kez Görüntülendi.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bu Sayfayı Paylaşın

Faydalı Linkler

Sosyal Medya

Abonelik