Gökhan Günaydın'dan Ekonomik Tabloya Sert Tepki: Erken Seçim ve Yerel Seçim Meydan Okuması
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında iktidarın açıkladığı Orta Vadeli Program'ı (OVP) ve Türkiye'nin mevcut ekonomik durumunu kapsamlı verilerle değerlendirdi. Açıklanan programın inandırıcılığının olmadığını vurgulayan Günaydın; yüksek enflasyondan kira krizine, çiftçilerin yaşadığı zarardan alım gücündeki dramatik düşüşe kadar pek çok konuda sert eleştirilerde bulundu.
"MEHMET ŞİMŞEK NE ANLATIYORSUN, HANGİ HİKAYEYİ ANLATIYORSUN?"
Enflasyonun yüksek seyretmesine gerekçe olarak savaş, deprem ve Kur Korumalı Mevduat’ın (KKM) gösterilmesine tepki gösteren Günaydın, savaştaki Ukrayna'da enflasyonun %7,7, Rusya'da ise %6 olduğuna dikkat çekti. Bütçeden faize devasa kaynaklar aktarıldığını belirten Günaydın, iktidarın yalnızca ilk 6 ayda ödediği 1 trilyon 460 milyar TL faiz parasıyla deprem bölgesindeki konut ihtiyacının tamamının karşılanabileceğini söyledi.
"MEHMET ŞİMŞEK HER DÖRT EKMEĞİMİZDEN ÜÇÜNÜ ÇALAN SEN VE SENİN AĞA BABALARINDIR"
Son yıllarda yaşanan alım gücü kaybını 200 TL üzerinden örneklendiren Günaydın; Haziran 2023'te 200 TL ile 40 ekmek ve 10 litre benzin alınabilirken, bugün aynı parayla yalnızca 11 ekmek ve 3 litre benzin alınabildiğini ifade etti. Memur, emekli ve asgari ücretlilerin altın karşısındaki alım gücü kayıplarını da paylaşan Günaydın, ülkede icra dosyası sayısının 26 milyona ulaştığını ve 44,5 milyon kişinin borç batağında olduğunu dile getirdi.
"30 MİLYON İNSAN AÇLIK SINIRININ ALTINDA, DÜNYADA DOLAR MİLYONERİ ARTIŞINDA İKİNCİYİZ"
Barınma krizine değinen Günaydın, Türkiye'nin %78 kira enflasyonu ile Avrupa'da birinci sırada yer aldığını kaydetti. Derinleşen gelir adaletsizliğine dikkat çeken Günaydın, Türkiye'de 30 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığını, buna karşın uluslararası bankacılık verilerine göre dolar milyoneri sayısının en çok arttığı ikinci ülkenin Türkiye olduğunu ifade etti. Manisa Saruhanlı'daki bir üzüm üreticisinin maliyet hesabını aktaran Günaydın, çiftçinin binbir emekle ürettiği üründen zarar ettiğini belirtti.
"YÜREĞİNİZ VARSA YEREL SEÇİMLERİ DERHAL TEKRAR EDELİM"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeye de değinen Günaydın, Yavaş'ın Ankara'ya hizmet etmek amacıyla bir denge politikası izlediğini ve parti değiştireceği yönündeki senaryoların asılsız olduğunu açıkladı. İktidara erken seçim çağrısını yineleyen Günaydın, AKP grubuna meydan okuyarak, "Eğer yüreğiniz varsa hızlı bir anayasa değişikliği yapalım ve Türkiye'deki bütün yerel seçimleri derhal tekrar edelim" dedi.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Hem sizleri hem de sizlerin aracılığıyla değerli halkımızı ve yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz. Bugün ekonomide yaşanan son gelişmeleri ele alan bir değerlendirme yapacağız.
Biliyorsunuz Orta Vadeli Program açıklandı. Geçmişte açıklanan Orta Vadeli Programların hiçbir çıktısı tutmadığı için bugün Orta Vadeli Programın da ne iç ne dış çevreler tarafından herhangi bir inandırıcılık temelinde değerlendirilmediğini öncelikle ifade edelim.
İki tane profesyonel; Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek sahne aldılar ve uzun, bıktırıcı ve asla inandırıcı olmayan konuşmalarını bir kere daha yaptılar. Şimdi Mehmet Şimşek'in sözlerine bir dikkat etmek lazım. 3,5 yıldır neredeyse yönetimde ve bugün enflasyon oranlarının hâlâ 30'ların üzerinde olmasını üç temel şeye bağlıyor. Diyor ki: "Çünkü etrafımızda savaş var. Çünkü deprem oldu, çünkü kur korumalı mevduat var."
Arkadaşlar bunlar bizlerin aklıyla alay ediyorlar. Milletin geleceğiyle oynuyorlar ama aynı zamanda bizi balık hafızalı sanıyorlar. Evet etrafımızda savaş var fakat savaşan ülke Ukrayna'nın enflasyon oranı yüzde 7.7, Rusya'nın enflasyon oranı yüzde 6. Mehmet Şimşek ne anlatıyorsun, hangi hikayeyi anlatıyorsun? Savaşanın enflasyonu 6'yken kendindeki enflasyonun 30 olmasını savaş üzerinden anlatmanın bir mantığı var mı?
Sonra depremden bahsediyor. Hangi tarihte oldu deprem? 6 Şubat 2023. 11 ili etkiledi ve 518 bin konut ağır hasar gördü, 128 bin konut da orta hasar gördü. Gerçekten çok büyük bir felaketti. Yalnız üzerinden 3,5 yıl geçti. 3,5 yıl geçmesi tabii tek başına bir değerlendirme kriteri olamaz. Sen bu sene bütçene, faize ödenecek para olarak ne kadar para koydun? 2 trilyon 740 milyar TL para koydun. İlk 6 ayda ne kadar faiz ödemesi yaptın? 1 trilyon 460 milyar TL. Arkadaşlar; tanesini 3 milyon TL'ye mal edeceğin konutlardan 487 bin tanesinin adedini yalnızca ilk altı ayda ödediğin faiz parasıyla yapabilirdin. Yani başka bir deyişle sen 3 yılda iç ve dış rantiyeye tahsis ettiğin faiz parasıyla yalnızca deprem bölgesindeki konutları yenilemekle kalmayıp, Türkiye'nin tamamının kentsel dönüşümünü finanse edebilirsin. Ama sen bunu yapmak yerine, ait olduğun ve geldiğin yerin, özellikle de dış rantiyenin yararı ve çıkarı için çalışıyorsun. Bunu hepimiz biliyoruz.
Efendim, enflasyonun düşmemesinin üçüncü sebebi de kur korumalı mevduatmış. Yahu kim yaptı? Kur korumalı mevduatı kim buldu? Bay ekonomistle beraber gözleri parlayan Nebati'nin bir ürünü değil miydi? Bir buluşu, bir icadı değil miydi bu? Sen de geldiğinde "irrasyonel politikalar" olarak bunları tanımlamamış mıydın? Ve 3 yıl geçtikten sonra da sen de kendini herhangi bir rasyonel temele atamadın, hâlâ kur korumalı mevduatı. Sıkılmadan enflasyonun yüksekliğinin bir gerekçesi olarak gösterebiliyorsunuz.
Şimdi bakın, Mehmet Şimşek'in yarattığı ekonominin üç yılda vatandaşa etkisini ölçebileceğimiz en temel mesele: Bir 200 TL koyalım. Bu 200 TL Haziran 2023'te 40 tane ekmek alıyordu, 10 litre de benzin alıyordu. Aynı 200 lira Mehmet Şimşek'in üç yılı sonrasında bugün 11 ekmek alıyor. Yani Mehmet Şimşek, her 4 ekmeğimizden 3'ünü çalan sen ve senin ağababalarındır. Benzin 3 litreye düşmüş. Yani 10 litreden 3 litreye benzin satın alma gücümüzü çalan sen ve senin ağababalarındır Mehmet Şimşek.
Saniyede 400 bin lira vergi topluyorsun. Bu memleketi vergi ve ceza ile bir noktaya getirmeye çalışıyorsun. Vergi ceza yurttaşın sırtında. Saniyede 400 bin TL vergi topluyorsun ve bunun her saniye 100 bin lirasını faize ödüyorsun. Yani vatandaş sana vergi vermek için çalışıyor; 4 lira vergi veriyorsa, 1 lirasını alıyorsun ve faize veriyorsun. İşte yarattığınız düzenin özeti budur.
Vatandaş borç batağında, haberiniz var mı? İcra dosyası sayısı 26 milyona ulaştı arkadaşlar. Yasal takipten tahsilatı süren 4,5 milyon kişi var bu memlekette. Bireysel kredi ve kredi kartı borcu 7 trilyon TL'yi aşmış durumda. Borçla yaşayan vatandaş sayısı 44,5 milyonu bulmuş. Ne gam! Mehmet Şimşek, Nebati, Erdoğan, Bay Ekonomist... Eski Merkez Bankası Başkanı Bodrum'da sefa sürüyor, öyle değil mi? Memleketi bu hale düşürenler keyiflerine bakıyorlar. Memlekette vatandaş, 44,5 milyon kişi borç batağında.
Yılın ilk 7 ayında konkordato sayısı 3529'a dayanmış. Arkadaşlar Türkiye'de sanayi çöküyor, sanayi üretimi çöküyor. En geleneksel sektörümüz tekstil Mısır'a, katma değeri en yüksek sektörlerimizden otomotiv yan sanayi Fas'a kaçıyor. Kaçabilen canını kurtarıyor. Yüksek maliyetlerle üretebilmek mümkün değil. Bu aşırı değerli kur ile ürettiğini ihraç edebilmek mümkün değil. Konkordatolar, fabrika kapanmaları, işsizliğin çığ gibi artması... Artan bir şey var ama. Fabrikalar kapanıyor ama yeni şeyler açılıyor, kafeler açılıyor. Yunanistan'ın batmasında da aynen böyle olmuştu. Fabrika batarken, tarım batarken kafe sayısı artıyor. Evet, bu kafe ekonomisi sizin yarattığınız ekonomidir. Türkiye'nin çöküşünün fotoğrafıdır bunlar.
Mesele, Mehmet Şimşek meselesi değil arkadaşlar, bunu biliyoruz. Mesele Bay Ekonomistin yarattığı bir yeni Türkiye tablosu, bir AKP tablosu. Bakın size bir 25 yıl özeti vereyim.
2002'de dolar, Euro, benzin, mazotun hepsi 1,5 lira. Ne alırsan 1,5 lira... Bugün dolar ne olmuş? 48 lira, Euro 56 lira, benzin 77 lira, mazot 90 lira. 1,5 liradan buralara gelmişler... Çeyrek altın 30 liradan 11 bin liraya çıkmış. Dış borcu 130 milyar dolardan 530 milyar dolara çıkartmışsınız. İç borç 200 milyar TL'den 9 trilyon 240 milyar TL'ye çıkmış. İşte 25 yılda bu memleketi getirdiğiniz hazin tablo budur.
Derseniz ki; ya 25 yıl uzun, gel biraz daha kısa bir vade yapalım. Olur, 2018'den bugüne bakalım. Hani kesintisiz 8 yıldır iktisadi krizdeyiz. Dünyada bir kriz yokken kendi elimizle yarattığınız bir kriz. Dolar 4,5 liradan 48 liraya çıkmış, yüzde 922 artmış. Euro 5,5 liradan 56 liraya; faiz yüzde 17'den yüzde 30 küsüre; 1 kilogram dana kıyma 29 liradan 900 liraya çıkmış, yüzde 3000 artmış. 1 gr. altın 191 liradan 7000 liraya çıkmış, yüzde 3500 artmış. İşte eğer utanmıyorsanız övüneceğiniz tablo budur. . Bununla övünebiliyorsanız övünün.
Peki, vatandaşın durumu ne? Bakalım vatandaşın durumuna. Bakın, bu memur maaşı; en düşük memur maaşı 489 liradan 70 bin liraya çıkmış. Eğer sabit fiyat nedir bilmezseniz burayı "nereden nereye" diye anlatabilirsiniz. Bir memur 489 lirayla 22 çeyrek altın alabiliyormuş. Şimdi aynı memur 70 bin lirayla 6 çeyrek altın alabiliyor. Memurun elinden 15 çeyrek altını kim çaldı, kim çaldı? Mesele budur.
Bir de en düşük emekli aylığına bakalım; 332 liradan 23 bin 552 liraya çıkmış. Nereden nereye?... Peki satın alma gücü nasıl değişmiş? 332 lira en düşük emekli aylığı alan emekli kardeşimiz 11 çeyrek altın alabiliyormuş. Bugün 23 bin 552 lira aylık alan emekli kardeşimiz 2 çeyrek altın ancak alabiliyor. Emeklinin 9 çeyrek altınını kim çaldı? Mesele budur, bu memleketin gerçek meselesi budur. Suni gündemlerin peşine düşmeyelim, gerçek mesele budur.
Bir de asgari ücretliye bakalım. Asgari ücret 318 liradan 28 bin liraya çıkmış değil mi? Gene diyelim nereden nereye? Peki, satın alma gücü nasıl değişmiş? 14,5 çeyrek altın alabiliyorken 2,5 çeyrek altın alabiliyor. Asgari ücretlinin elinden 12 çeyrek altını kim çaldı? Çalanın kim olduğunu biliyoruz. Bu düzen onun için vatandaşı kahreden bir düzendir.
Arkadaşlar böyle bir tabloyu ben anlatıyorum ama şunun altını çizelim: Bu memlekette açlık sınırı 37 bin TL, bu memlekette yoksulluk sınırı 121 bin TL, bir bekar çalışanın maliyeti 48 bin TL ve bu koşullarda bu memlekette en az 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor. Bu tablo herhalde herkesi derinden düşündürmesi gereken bir tablodur.
Vatandaş hayat pahalılığı altında eziliyor, buna büyük bir barınma krizi eklendi. Bırakın ev almayı artık vatandaş kira ödeyemiyor. Peki, kira artışları?.. Hani diyorlar ya, Avrupa'da da kira artıyor kardeşim. Doğru, gerçekten Avrupa'da kiralar artıyor. Sizin için Euronews'ten Avrupa'daki kira artışlarının, kira enflasyonunun oranlarını derledik. Türkiye her zamanki gibi lider. “Türkiye Yüzyılı” değil mi arkadaşlar, öyle anlatıyorlar? Bakın yüzde 78 Türkiye'de kira enflasyonu, bizden sonraki en çok enflasyonun olduğu ülke Karadağ ve onlarda yüzde 18, Yunanistan'da yüzde 10. Yani ortalama bir Yunan vatandaşı bizden 8 kat daha uygun fiyata ev kiralayabiliyor ve yaşayabiliyor. Bu bir kader mi? Finlandiya'da yüzde 1... Hani “Türkiye Yüzyılı” diye övüneceğiniz bir tablo varsa, işte bu... Vatandaş eskiden ev alma derdindeydi, krediyle ev alabilirdi. Belki 10 yıl, belki 5 yıl öderdi. Şimdi vatandaş kira ödeyemiyor. Bu, dünyada olan bir trend değildir. Dünyadan burada da negatif anlamda ayrıştınız ve bu memleketi yaşanamaz hale getirdiniz.
Şimdi size İstanbul'daki ev kiralarını getirdim. Bunlar bilimsel ölçütlerle, saha çalışmalarıyla bulunmuş veriler. Esenyurt, Sultangazi. Arnavutköy, Silivri; buralarda 22, 23, 24 bin liraya 100 metrekarelik bir evde oturabiliyorsunuz. Gaziosmanpaşa, Sancaktepe, Bağcılar, Tuzla, Fatih, Pendik; buralara geldiğinizde 30 bin liralara çıkmanız gerekiyor. Gelelim Kartal, Eyüpsultan, Üsküdar, Maltepe; 43 bin, 44 bin, 45 bin liralara çıkmak gerekiyor. Zeytinburnu, Sarıyer denince 50 bin liralara, Kadıköy, Beşiktaş deyince 60 bin liralara çıkmak gerekiyor. Yani 100 metrekarelik bir eve 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin, 60 bin TL vermekten bahsediyoruz. Bu, İstanbul'un gerçek fotoğrafıdır. Peki, bu İstanbul'da böyle de Ankara'da çok mu farklı? İzmir'de çok mu farklı? Yozgat'ta, Ardahan'da çok mu farklı? Belki bu rakamlardan biraz daha düşük ama insanlar aldıkları aylıklarla, kazançlarıyla artık kiralarını ödeyemez duruma gelmişler. Bu tabloyu net olarak saptamak zorundayız.
Peki, arkadaşlar böyle bir durum var da başka bir gerçeklik yok mu Türkiye'de? Bir taraftan insanlar kira ödeyemiyorlar, enflasyonun altında eziliyorlar ama İsviçre merkezli UBS Bankası dünyadaki dolar milyarderlerini saptamış, dolar milyonerlerini ve diyor ki: Dünyada dolar milyoneri sayısının bir önceki yıla göre oransal olarak en yüksek arttığı dünyadaki ikinci ülke Türkiye. 30 milyon insan açlık sınırının altında, çok sayıda insan kira ödeyemiyor, barınma krizi, gıda krizi... Ama dolar milyoneri sayısı oransal olarak dünyada ikinci artış oranına sahip olan memleket Türkiye. Bunun adı Türkiye...
Bakın ne olmuş biliyor musunuz? Son bir yılda 5 bin 650 kişi daha dolar milyoneri kulübüne katılmış, toplam 93 bin kişi Türkiye de dolar milyoneri. Sizce kimdir bu dolar milyonerleri? Bunlar yandaşlar mıdır? Bunlar yandaş ekonominin yarattığı rantiyeciler midir? Demek ki emeğiyle çalışan insanlar sürüm sürüm sürünürken diğer taraftan bir eli yağda bir eli balda hiç çalışmadan dünyalığını yapan bir grup var. Bunun altını, bu kahredici düzenin altını özellikle çizmek isteriz.
Arkadaşlar, son olarak da gıda enflasyonuna değinmeyelim mi? Dünyada tarımın başladığı toprakları bütün temel tarımsal ürünlerde dışarıya bağımlı hale getirdiniz. Buğdayından, arpasından, çeltiğinden, ayçiçeğinde, mısırından, hayvancılığından hepsinden ayrı ayrı bahsettik. Ortalama çiftçi yaşı 58 olmuş. Vatandaş bir taraftan da mutfakta çorba kaynatamıyor. Üretici iflas ediyor, tüketici aç.
Bakın bugün size Manisa'dan ve kuru üzümden bir örnek getirdim, bir vatandaşın hesaplayıp gönderdiği rakamlardır bana. Yer: Manisa'nın Saruhanlı İlçesi. Köy: Lütfiye Köyü, başka bir deyişle büyükşehirden sonra Lütfiye Mahallesi. Arazi 5750 metrekare. Vatandaş denetlenebilsin diye arazisine, üzüm bağına yaptığı bütün hesabı yapmış. Budamaya, gübrelemeye, mazota, zirai ilaçlamaya, sulamaya, işçiliğe, zeytinyağına, sergi elemesine, sigortasına ödediği paraları alt alta yazmış. Bakın ne demiş: Kendi işçiliğim yok. Yani diyor ki, "ben bedavaya çalışıyorum kardeşim" diyor. "Ben kendi emeğimin parasını buraya koymuyorum" diyor. Bütün bunlardan ne kadar masraf yapmış? 231 bin 540 lira. Ne kadar kuru üzüm üretmiş? 3 ton kuru üzüm üretmiş. Şu anda bunu piyasaya 67-68 liraya ancak alıyor. Diyelim ki 70 liraya alsın. Kaç paraya satıyor? 205 bin lira. Bir yıl çalışıyor, kendi emeğini koymuyor ve 26 bin lira zarar ediyor. İşte bu Türkiye'nin fotoğrafıdır. İşte bu memlekette çiftçinin fotoğrafı budur.
Ey ağalar, beyler duyuyor musunuz bu fotoğrafı? AKP'nin Tarım Bakanı, Manisa'nın AKP'li milletvekilleri, tarımdan gelen kooperatiften geldiğini iddia eden, kırsal alanda bağlantısını sürdürdüğünü iddia eden AKP'li, MHP'li vekiller; niye bu konuda bir tek sözünüz çıkmıyor mu? Kuru üzüm üreticisi hiç sizin yakanıza yapışmıyor mu? Bize gönderdikleri verileri size göndermiyorlar mı? Toprak Mahsulleri Ofisi ne yapıyor? Acaba TMO neden alım yapmaz, neden fiyat açıklamaz? Çiftçi insafına terk edilecek bir gariban ordusu mudur? Yoksa çiftçi zamanı geldiğinde bütün bunları sizin yakanıza yapışıp hesabını soracak ve bunların hesabını teker teker sizden vermenizi isteyecek bir vatandaş kitlesi mi?
Bakın son olarak da size bir Tarım Kredi fotoğrafı göstereyim. Hani gıda enflasyonu artınca her tarafta Tarım Kredi'nin marketlerini açtılar, bu marketlerle gıda enflasyonu önleyeceklerdi. Gıda enflasyonunda Türkiye dördüncü. Tarım Kredi ne yapmış? 6 ayda 1 milyardan fazla zarar etmiş, 1808 emekçisi de işten çıkartılmış. Burası tıpkı Türk Hava Yolları'nda açıkladığı veriler gibi aynı zamanda yolsuzluğun merkezi haline gelmiş. Bu verilerin tamamını da kamuoyuna açıklayacağız ve paylaşacağız.
Değerli arkadaşlar, şunu söyleyeyim: Türkiye dünyanın 17'nci büyük ekonomisi. Bütün bunlar kader değil. Bu sonuçları yaratanlar, memleket için çözüm olamazlar. Çözüm YENİ Parti'dedir. Biz programımızı yapmışız. Bütün sektörlerde ne yapacağımızı, vatandaşın hangi sorusuna nasıl yanıt vereceğimizi, hangi derdine nasıl derman olacağımızı somut olarak belirlemişiz. Bu notlarla beraber Anadolu'ya çıkıyoruz. Türkiye yalnız değildir. Türkiye'de hiçbir yurttaşımızı geride bırakmayacağız ve bütün bu sorunları çözebilecek bir memleket, çözebilecek bir kadro olduğumuzu ülkemize ve vatandaşlarımıza göstereceğiz.
Evet, çok teşekkür ederim. Bugün ekonomiye odaklanan, ekonomiyi konu alan bir basın toplantısıyla sizlerin karşısındaydık. Buyurunuz.
Soru: İki sorum olacak: Orta Vadeli Programda vergi hedefleri de vardı. Önümüzdeki dönemde nasıl bir vergi artışı öngörüyorsunuz?
İkincisi de Sayın Mansur Yavaş'ın dün Sayın Erdoğan ile görüşmesi oldu. Bu konuyla ilgili çok farklı değerlendirmeler de yapıldı. Bunun üzerine sayın genel başkanlar açıklama yaptı ve Mansur Yavaş'ın kendisi de bugün yeniden açıklama yapma gereği duydu. "Eğer bu tutumum rahatsız ettiyse gereğini yaparım" dedi. Bu görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün yeniden Sayın Mansur Yavaş da bir görüşme oldu mu Sayın Erdoğan ile görüşmesinin ardından?
Gökhan GÜNAYDIN: Teşekkür ederim. Sırayla başlayalım: Bildiğiniz gibi 2026 bütçesinin yüzde 85'i vergi gelirlerinden oluşuyor. Dolayısıyla vergi ve ceza üzerinden bir bütçe oluşturan AKP ve bunun da dörtte birini faize veren bir AKP ekonomik düzeni var. Bu öyle bir sistematik hale gelmiş ki, bu zihniyetle bu yapının değişmesi mümkün değil.
Bir küçük örnek vereyim size: Örneğin mazot fiyatları 90 lirayı buldu ve daha da artacak gibi görünüyor. Brent petrol 97 lirayı gördü, daha da artacak gibi görünüyor. Buna karşılık nasıl bir vergi alıyorlar mazottan ve Brent petrolden? Yüzde 20 KDV alıyor ve Eylül ayından itibaren 3 TL KDV almaya başladı. Yani ne demeye çalışıyorum? Ağustos'ta alamadığı KDV'yi 3 lira olarak Eylül'de aldı, Ekim'de 6 lira alacak, Kasım'da 9 lira alacak, Aralık'ta 12 lira olacak; 1 Ocak'tan itibaren 2027'de 13 liradan fazla KDV alacak. Arkasından da yüzde 20 ÖTV'yi de almaya devam edecek. Dolayısıyla ödediğiniz her litre mazot parasının en az 20 küsur lirasını vergi olarak ödemeye devam edeceksiniz. Başka bir yapı; vergilemenin yüzde 65'i dolaylı vergiler üzerinden devam edecek. OVP'de bunun azaltılmasına yönelik herhangi bir önlem yoktur, tam tersine bu düzen daha da ağırlaşarak devam edecektir. İlk söyleyeceğim bu.
İkinci söyleyeceğim, bu Mansur Yavaş'a ilişkin sorduğunuz soru. Mansur Bey, 31 Mart 2024'te güven tazeleyerek Ankara'nın Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur. Kendisini ve çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Yaptığı açıklamayı da gördüm. Şunu söylüyor: "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden sonra büyük yatırımların, metro projelerinin, kredi ve onay süreçlerinin hayata geçirilebilmesi için merkezi hükümetle birlikte çalışmak zorundayız" "Gittik Cumhurbaşkanıyla yalnızca Ankara gündemli ve yalnızca büyük yatırımları ilgilendiren konuşmalar yaptık. Ben buraya gitmeden evvel genel başkanıma bilgi sundum" diyor. Burada da bir sorun yok. "Bu görüşmeden siyasi sonuçlar çıkarmaya, parti değiştireceğim yönünde senaryolar üretmeye çalışanlara açıkça ifade etmek isterim: Beni seven, bana güvenen, yıllardır yanımda duran insanları incitecek, kıracak, hayal kırıklığına uğratacak bir tutum içerisinde olmam söz konusu olmayacaktır." Bu kadar basit yani... Yani Mansur Yavaş diyor ki: Ben bu kaotik ortamda bir denge politikası izlemeye devam edeceğim, Ankara'nın hizmetinde olmaya devam edeceğim, kimseyi de hayal kırıklığına uğratmayacağım. Kimse buralardan senaryo üretmeye çalışmasın.
Tabii bir sözü de şu: "Her gün televizyonlarda arkamızdan dedikodu üretenleri yalanlamaktan bıktık, onlar utanmaktan bıkmadılar" diyor. Teşekkür ederim.
Soru: Geçen açıklanan Orta Vadeli Programda Mehmet Şimşek ve Cevdet Yılmaz açıkladı. Orta Vadeli Programda hedefe ulaşılmadığını bir şekilde verilerle açıklandı ve açıkladığı ekonomik verilere dayanarak bir ara seçim zaten gündemde konuşuluyor. Bir erken seçim olasılığı var mı? Görüyor musunuz? Bu ekonomik veriler gerçekten seçim hazırlığı için uygun şartların oluşmasını sağlar mı sizce?
Gökhan GÜNAYDIN: Arkadaşlar, ben Orta Vadeli Programa baktığımda bir çaresiz çırpınma görüyorum. Memleketin geldiği iktisadi tabloyu burada gösterdim size. Bu tabloyu değiştirebilecek bir yedek akçe biriktirebilmiş değiller ve vatandaşa vergi üzerinden yüklenmeye devam ediyorlar. Ben Orta Vadeli Programda ne emekliye ne asgari ücretliye yönelik yeni ve umut olabilecek bir açıklama göremedim. Ancak dışarıdan bulabilecekleri büyük bir sıcak para ile böyle bir süreci başlatabilirler. Dolayısıyla biz ifade etmiştik: Memleketin bir dakika gecikmeye ihtiyacı yoktur, tahammülü yoktur. Derhal erken seçim istiyoruz. Onlar erken seçimi her doğanın değil, Erdoğan'ın talebine göre ve ihtiyaçlarına göre son dakikada yapmayı planlıyorlar. Onun adı erken seçim olmayacak, onun adı Erdoğan'ı kurtarma seçimi olacak.
Ayrıca dün burada söylemiştim, Sayın Genel Başkanımız da televizyonda tekrar etti. Eğer yürekleri varsa yalnızca bu konuda olmak üzere hızlı bir anayasa değişikliği yapalım ve yerel seçimleri derhal tekrar edelim. Türkiye'deki bütün yerel seçimleri tekrar edelim. Bu kadar başlattığınız iftira kampanyası, bu kadar insanı tutukladınız, bu kadar yargılama süreçleri muhatap oldu. Bakalım vatandaş sizi haklı görüyor muymuş? Türkiye'nin her tarafında; Afyon'da da seçim yapalım, Aydın'da da seçim yapalım, Üsküdar'da da seçim yapalım. Bakalım vatandaş kime oy veriyor. Yüreğiniz varsa derhal getirin bunu, imzalayalım ve yerel seçimleri yapalım.
Dolayısıyla YENİ Parti her zaman olduğu gibi hem ilkeli tutumunu bir tutarlılık içerisinde, söylem tutarlılığı içerisinde, hem de yurttaşa ve kendisine güvenen bir ahlak anlayışı içerisinde ortaya koyuyor.






