Günaydın, yaşanan ekonomik skandalın 1980'lerdeki bankerler krizinden çok daha yıkıcı bir tablo oluşturduğunu belirterek, sürecin doğrudan siyasetle iç içe geçtiğini vurguladı. Devletin en önemli denetleme kurumlarının işlevsiz hale getirildiğini söyleyen Günaydın, Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK ve BDDK gibi kurumların iç içe geçmiş yapısı nedeniyle içeriden bilgi sızdırmanın ("insider trading") sıradanlaştığını ifade etti.
SPK'nın 16 ve 17 Eylül tarihlerindeki işlemleri iptal etmesine tepki gösteren Günaydın, bu kararın iptal edileceğinin önceden belli kesimlere sızdırıldığını iddia etti. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın 17 Eylül'den hemen önce kocasının da dahil olduğu işlemlerle 2 milyar lirayı çekerek sistemden çıktığını öne süren Günaydın, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının damadı gibi kritik isimlerin de kriz patlamadan sadece birkaç hafta önce görevlerinden istifa ederek izlerini kaybettirmeye çalıştıklarını savundu.
Türkiye'deki gelir adaletsizliğinin ulaştığı vahim boyutu, emekli Ali Şekeroğlu'nun Anayasa Mahkemesi önündeki intiharı üzerinden örneklendiren Günaydın, bir yanda haksız kazanç sağlayan elitler varken diğer yanda 20 bin liralık maaşlarla hayatta kalma mücadelesi veren vatandaşların bulunduğunu hatırlattı. YENİ Parti olarak mağduriyetlerin giderilmesi için bir kanun teklifi hazırladıklarını duyuran Günaydın, haksız kazanç sağlayan fon şirketi sahiplerinin şahsi mal varlıklarına el konulmasını ve bu kaynakların hazineye değil, mağdurlar için kurulacak bir tazmin fonuna aktarılmasını talep ettiklerini belirtti.
Gündemdeki eğitim ve güvenlik sorunlarına da değinen Günaydın, Van'da 7. sınıf öğrencisi bir kız çocuğunun okula pompalı tüfekle gelmesi ve Osmaniye'de bir öğretmenin silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi üzerinden Milli Eğitim Bakanı'na yüklendi. Okullarda güvenliğin kalmadığını belirten Günaydın, YENİ Parti'nin 1 Ekim'deki Meclis açılışı öncesinde lüks oteller yerine parti genel merkezinde kampa gireceğini ve halkın bağışlarıyla ayakta duran partinin kaynaklarını israf etmeyeceklerini sözlerine ekledi.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Gökhan Günaydın: Türkiye eşi benzeri görülmemiş bir dolandırıcılık süreci ile karşı karşıya. Bu açıkça asrın yolsuzluğudur. AKP'li elitler paralarını alıp kaçtılar. İçeride kalan vatandaşın üzerine kapı kilitlendi. Üçüncü mesele meşhur Fatma Betül Sayan Kaya vakası. O kocasıyla beraber 2 milyarı cebine koydu ve çıktı. Hangi tarihte? 17 Eylül'den hemen önce. Bu kafayla mı Milli Eğitimi yöneteceğiz? Yazıklar olsun.
Türkiye eşi benzeri görülmemiş bir dolandırıcılık süreci ile karşı karşıya. Bu açıkça asrın yolsuzluğu. Şöyle tarif edelim. 1980'lerin başındaki banker krizinden çok daha kapsamlı, çok daha siyasetin işin içinde olduğu ve çok daha yıkıcı bir kriz ile karşı karşıyayız. Türkiye'nin zor zamanlarında yaptığı köprüleri ve otoyolları dahi satmaya ve buradan 4 milyar dolar gelir elde etmeye yönelen bir hükümet şimdi en az 20 milyar dolarlık bir soygun süreciyle karşı karşıyadır. Bu soygun vatandaşın cebinden çıkartılmış ve AKP'nin elitlerinin cebine girmiş bir açık dolandırıcılık mekanizmasını ortaya koymaktadır.
Tabii şunu ifade edelim. Burada Hazine ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Devlet Denetleme Kurulu, Varlık Fonu gibi aslında kimisi denetleme tarafında, kimisi icra tarafında olan kurulların iç içe geçmişliğinin ve bu çerçevenin bir şekilde denetlemenin yapılamadığı, içeriden bilgi sızdırmaların vaka-i adiye haline geldiği ve ortaya da böylesine büyük bir skandalın doğduğu bir tabloyu doğurmuştur. Bu tablo aynı zamanda Türkiye'nin yönetim şemasının ve kadrolarının bu memlekete nasıl yakışmaz halde olduğunun da çok açık bir kanıtı niteliğindedir.
Evet, Sermaye Piyasası Kurulu bu sabah yapılan açıklamayı gördü. Bu açıklamanın anlamı kabaca şudur arkadaşlar. Diyorlar ki eğer sen 16 Eylül tarihi de dahil olmak üzere TEFAS'a iletilmekle birlikte ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştiremeyen talimatlara sahipsen bunlar da tasfiye kapsamındadır. Yani 16 Eylül'den önce talimatı vermişsin ama gerçekleşmemiş. Bu tasfiye kapsamındadır. Yetmiyor. 17 Eylül'deki işlemleri de iptal ediyor. Bunun anlamı nedir arkadaşlar? Bunun anlamı açıkça şudur. AKP'li elitler paralarını alıp kaçtılar. İçeride kalan vatandaşın üzerine kapı kilitlendi.
Peki bu acaba 17 Eylül'de SPK'nın işlemleri durdurma kararını daha evvelden haber almışlar mıydı? Bakın arkadaşlar sizlere bu haberin alındığına ilişkin karineleri özetle sunacağım. Kesinlikle bu haber alındı. "Insider trading" denilen içeriden bilgi aktarıldı ve böylece kaçan kaçtı. AKP elitleri paralarını aldılar, kurtardılar. İçeride vatandaş kaldı. Neye dayanarak bunları söylüyorum? Söyleyelim. Özata Denizcilik'in yönetim kurulu başkanının AKP'nin Tuzla ilçe başkan yardımcısı olduğunu birkaç gün evvel açıkça kamuoyuyla paylaşmıştım. Peki burada bu sözü edilen Özdemir Ataseven'in Tuzla Belediye Başkanlığını yıllarca yapmış olan Şadi Yazıcı'yla doğrudan ilişkisini bilmeyen var mı? Hiç kimse yok. Binali Yıldırım'la ilişkisini bilmeyen var mı? Orada da hiç kimse yok.
Peki mesele Özdemir Ataseven'le sınırlı mı? Özdemir Ataseven nasıl bir kişi ki orta boy bir tersane 6 ayda %1289 bir değer artışına hisse senetlerini ulaştırabilir? O halde orada kimler yönetim kurulu üyesi diye bir bakalım. İskender Balcı var değil mi? Yönetim kurulu üyesi. Bu İskender Balcı'nın kayınpederi kim? Hazine ve Maliye Bakanlığı Bakan Yardımcısı Osman Çelik. Başka bir deyişle Hazine Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı Özata Denizcilik'te yani bütün bu dolandırıcılığın merkezindeki en önemli şirketlerinden birinde yönetim kurulu üyesi. Babası kim? Babası da Mustafa Balcı. Eski BDDK üyesi. Halen BDDK'nın etik kurulu üyesi. Mustafa Balcı'nın bir özelliği daha var. Tera Bankası bankacılık kurma hakkını Mustafa Balcı BDDK başkanı iken almış.
Peki burada dönelim İskender Balcı'ya. İskender Balcı Özata Denizcilik'ten hangi tarihte istifa etmiş? 31 Ağustos'ta istifa etmiş. 31 Ağustos'un özelliği ne arkadaşlar? 17 Eylül'e doğru yaklaşılıyor. 17 Eylül'de bu kanalizasyon gizlenemez ölçüde patlayacaktır. SPK işlemleri durduracaktır. Ondan 15 gün evvel İskender Balcı'ya kim haber uçurduysa İskender Balcı istifa etmiş. Oradan istifa etmiş ama izini kaybettirememiş. Aynı tarihte bir başka istifa daha var. 31 Ağustos. Kim o? O Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu. Batuhan Mumcu'nun 31 Ağustos'ta affı kabul edilmiş. Turizm Bakan Yardımcılığından alınmış. Nereye konulmuş? BTK üyeliğine konulmuş. Yani kimse harcanmıyor. Herkes sistemin içinde tutuluyor.
Peki Batuhan Mumcu'nun özelliği ne? Eşi Neslihan Mumcu bu Bulls Yatırım'da yönetim kurulu üyesi. Aynı zamanda da Lidya Yatırım ortağı. Demek ki ikinci karine 31 Ağustos tarihi itibarıyla Batuhan Mumcu'nun Turizm Bakan Yardımcılığından alınması eşinin bütün bu süreçteki dahli nedeniyle aslında müdahale eden yalnızca eş değil, karı koca beraberler. Lidya Yatırım'daki ortaklıklarını biliyoruz.
Üçüncü mesele ne? Üçüncü mesele meşhur Fatma Betül Sayan Kaya vakası. Yani bütün yatırımcıların şu anda parası içerideyken ve SPK onlara kusura bakma içeride ne kadar para kaldıysa ancak onları paylaşabilirsin derken o kocasıyla beraber 2 milyarı cebine koydu ve çıktı. Hangi tarihte? 17 Eylül'den hemen önce. Hem de hisse senedini nereye satarak? Tera'ya satarak. Bunun nüfuz kullanımı olmadan gerçekleştirilmesinin mümkün olmayacağını bu memlekette yaşayan ve borsayla ilgili olan herkes bilir. Demek ki içeriden bilgi sızıyor. AKP'liler paralarını alıp kaçıyorlar. İçeride de zavallı vatandaşın çözülemeyen, likiteye ulaştırılamayan varlıkları kalıyor.
Şimdi SPK'nın yapamadığı denetimleri 17 Eylül tarihinden sonra da yönetemediğini görüyoruz. Dediğimiz gibi işte bir gün diyor ki 17 Eylül'e kadar, ertesi gün diyor ki 16 Eylül'e kadar, bunların tamamını değiştiriyor. Başka bir şey daha yapıyor. 26 Eylül'de bir yazı yazıyor İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve diyor ki, "Aşağıda belirtilen kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasına karar verdim" diyor. Aynı gün şu hıza bakar mısınız? Denetleme yaparken gerçekleştirmediği hızı ve duyarlılığı burada görüyoruz. Aynı gün Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazıyor ve diyor ki, "Her ne kadar 131 fonun TEFAS'ta alım ve satım yönünde işleme kapatıldığını talimatlamış iseniz de aşağıdakilerin tekrar değerlendirilmesinde fayda var" diyor.
Ve yine aynı süratle ertesi gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı diyor ki yazı burada. Ben burayı inceledim ve sizin de değerlendirmelerinize uygun olarak bunlarınkini kaldırdım. Hangilerini kaldırmış? 46 şirketi kaldırmış. 12 fonu kaldırmış. Peki kaldırdıklarının arasında neler var arkadaşlar? Bakalım. Bu memleketin nasıl yönetildiğinin göstergesi. Türkiye Hayat ve Emeklilik AŞ. Bunu önce dondurdular sonra ertesi gün kaldırdılar. Kimmiş Türkiye Hayat ve Emeklilik AŞ? Ya bu Varlık Fonu'na bağlı bir kamu şirketi kardeşim. Yani bu kadar mı acz içindesiniz? Bu kadar mı liyakatsizlik dağlara çıktı? Bir başka aynı şekilde kurum Türkiye Sigorta AŞ, Varlık Fonu'na bağlı bir kamu şirketi. Bir gün donduruyorsun ertesi gün açıyorsun. Yani büyük bir acziyeti adeta şirketleri tanımamayı Varlık Fonu üzerinden görüyoruz.
Peki bu Varlık Fonu'nun yönetim kurulu başkanı kimdir? Recep Tayyip Erdoğan. Başkan yardımcısı kimdir? Erişah Arıcan'dır. Erişah Arıcan kimdir? Aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanıdır. Yani bir taraftan Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, öbür taraftan Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı. Erişah Arıcan'ı biz nereden hatırlıyoruz? Aynı zamanda Berat Albayrak'ın yazmadığı tezinin hocası değil mi arkadaşlar? Buradan da hatırlıyorum. Yani memleket neresinden tutsan elinde kalıyor. Lime lime dökülüyor.
Bir şirketin daha mallarının dondurulması kararını kaldırmışlar. O kim? İçtaş İnşaat Sanayi, İbrahim Çeçen. Ne iş yapar? Akkuyu Nükleer'de alt yüklenici değil mi? Aynı zamanda Akbelen'deki marifetlerini biliyoruz. O halde soralım. İçtaş'a bir gün evvel sermaye piyasası araçlarında dondurma kararı veren ertesi gün bunu neden kaldırdı? Bu kararı niye verdin? Ertesi gün neden kaldırdın? Kimler devreye girdi? Bunun bir açıklamasını bir yapın görelim.
Sonra bir şey daha var tabii. Ünlü Pasifik Gayrimenkul Yatırım AŞ. Pasifik Gayrimenkul Yatırım AŞ'yi birazcık tanıtalım size. Asuman Erdoğan AKP Ankara milletvekili. Pasifik Gayrimenkul Yatırım'ın sahibi Fatih Erdoğan'ın eşi. Fatih Erdoğan kim? Güneysulu, Recep Tayyip Erdoğan'ın hemşehrisi bu. Pasifik Erdoğan şu anda Merkez Ankara projesinde yani Ankara Büyükşehir'in önce TOKİ'ye sonra Emlak Yatırım'a devrettiği arazide 125 dönüm arazi üzerinde Merkez Ankara inşaatı yapıyor ve çok yeni arkadaşlar. Her ne kadar bu ihale 2015 yılında yapılmışsa da 10 Kasım'da Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nın sözleşmesine ek bir protokol yapıyorlar ve diyorlar ki arsa satışı karşılığı şirket yüklenici payı toplam geliri 3.7 milyar TL'den 5.1 milyar TL'ye çıkarılıverdi. Yani bir firmaya, Güneysulu Fatih Erdoğan'a bir kalemde 1.4 milyar TL'lik kıyak. O kişi aynı zamanda Next Level'ı yapmıştı hatırlarsınız. Oranın da Ziraat Bankası'yla olan ilişkilerini hep beraber biliyoruz. Eyüpsultan Belediyesi ile Kemerburgaz'da yüzlerce dekar alan üzerinde yaptıklarını da kamuoyu çok iyi biliyor. Bütün bu süreç aslında ne ölçüde memleketin büyük bir liyakatsizlikle, yönetim şeması beceriksizliğiyle, kadrolarla ve dolandırıcılıkla bulaşmış olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Şimdi arkadaşlar deniliyor ki bize 800 milyar lira ve 500.000 yatırımcı. Öyle değil bu. Borsanın tamamını etkilemiştir. Bakın rakam vereyim size. Borsa an itibarıyla 9 ay öncesinin endeksine dönmüştür. Bugün borsa 12.500'de. 15.000'lere çıkan borsa endeksi bugün 9 ay öncesinin endeksine ve 12.500'e düşmüş. Enflasyonun %30 olduğu bir ortamda borsanın böylesine değer kaybetmesi bir faciadır. Bugün itibarıyla borsanın krizden bu yanaki değer kaybının 3 trilyon TL en az olduğunu hesap ediyoruz. Bu 6,5 milyon yatırımcının nasıl kaybettiğinin göstergesidir. Piyasalara güvenin nasıl bozulduğunun göstergesidir. Ve elbette buralarda kaybettikleri nedeniyle evini, arsasını, aracını satmak durumunda kalan arkadaşlar hızla ikinci el piyasasında, ikinci el otomobil piyasasında ve gayrimenkul piyasasında da ciddi sorunları gündeme getirmektedirler. Bunun da altını özellikle çizelim.
Şimdi şunu ifade edelim. Bütün bunlar olurken Ali Şekeroğlu, emekli kardeşimiz Anayasa Mahkemesi önünde intihar ediyor. Anayasa Mahkemesi önünde niye toplanmıştı o insanlar? Çünkü memur emeklisine seyyanen verilmesi gereken zam verilmemişti. Bu Danıştay'a açılan bir dava çerçevesinde Danıştay'ın reddetmesi üzerine bireysel başvuruyla Anayasa Mahkemesine gelmişti ve orada toplanan memur emeklileri seyyanen zam talebinde bulunuyorlardı. Adamcağız da "Geçinemiyorum. Evladıma, torunuma bir altın bile takamadım. Para için değil, onur için mücadele ediyoruz" diyerek hayatına son verdi. Bir tarafta milyarlarca lirayı ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan kazananlar, ceplerine atanlar, götürenler; diğer taraftan 20.000 lira düzeyindeki maaşlara, aylıklara talim etmek zorunda kalan, hayatlarına son veren tablolar. Bu tablo devam ettirilebilir bir tablo değildir arkadaşlar.
Şunu da ifade edeyim ki nasıl Özata Denizcilik üzerinden açıklamalarımızı birkaç gün evvel yapmışsak yarın da Gündoğdu Tarım üzerinden açıklamalarımızı yapacağız ve orta boy bile sayılamayan şirketlerin buralarda nasıl kullanıldığını, nasıl dolandırıcılığa alet edildiğini ve bunların AKP ile ilişkisini açıkça ortaya koyacağız.
Tabii şunu ifade edelim. Bugün itibarıyla okul saldırıları gerçekleşti. Van'da Polatoğlu İlkokulu önüne 7. sınıf öğrencisi bir kız elinde pompalı tüfekle geldi. Bereket orada o tüfeğin ateş edilmemesi, ateş almaması, engellenmesi sonucunda bir yaralama ya da vefat meydana gelmedi. Ama Osmaniye'nin Farabi Anadolu Lisesi'ne gelen bir kişi öğretmene ateş etti ve öğretmenin hayatını kaybettiğini sendikalardan aldığımız haberlerde acı içerisinde öğrenmiş bulunuyoruz. Öğretmen arkadaşımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Ve buradan "bahçede olduğu için o okul saldırısı sayılmaz" diyen Milli Eğitim Bakanına soruyorum. Sence Van'daki o çocuğun, 7. sınıf öğrencisi kızın elinde pompalı tüfekle okulun önüne gelmesi bir okul saldırısı sayılır mı sayılmaz mı? Milli Eğitim Bakanı, ya da Osmaniye'de öğretmene ateş eden ve öğretmeni öldüren o silah, o saldırı sence Milli Eğitim Bakanı okul saldırısı mı değil mi? Ayrıca bir şey söyleyeyim. Okulları böyle riskli okullar olarak tanımlamıştınız değil mi? Şimdi senden açıklama bekliyoruz. Van Tuşba'daki Polatoğlu İlkokulu senin listene göre riskli okullarda mıydı değil miydi? Osmaniye'deki Farabi Anadolu Lisesi riskli okullarda mıydı değil miydi? Bu kafayla mı Milli Eğitimi yöneteceğiz? Yazıklar olsun.
Değerli arkadaşlar şunu ifade edeyim ki gündemde birbirinden önemli konular var. Yüzlerce gazetecinin, aydının, siyasetçinin hesaplarına erişim engeli getiriliyor. Yarın bunu çok detayıyla anlatacağım. Bir başka önemli konu Suudi Arabistan'la Husiler arasındaki anlaşmazlığa, Türkiye'yi sokmaya hevesli bir akıl tutulması ve yönetim var. Bunu da yarın gündeme getireceğim. Türkiye gerçekten her alanda çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır ve bu sorunların üstesinden gelebilmenin tek yolu da bunlardan bir an evvel kurtulmaktır.
Bunu da açıkça ifade ediyorum. İskender Balcı için geç bir yakalama kararı oluştu. Biraz evvel ifade ettiğim gibi İskender Balcı Hazine Bakan Yardımcısının damadı, BDDK eski başkanının oğlu. 31 Ağustos'ta istifa ediyor. 17 Eylül'de fon krizi, kanalizasyon patlaması sonrasında artık saklanamaz hale geliyor. Neden İskender Balcı hakkındaki yakalama kararı bu kadar geç veriliyor ve onun kaçmasına adeta yol veriliyor? Temel soru budur. Halen yakalanamamış görünüyor. Bu yalnızca İskender Balcı'nın basitçe bir kaçması üzerinden değil, bu kararın neden zamanında verilmediği üzerinden değerlendirilir.
Fatma Betül Sayan Kaya zamanında milletvekilliği yaptı, bakanlık yaptı. Şimdi AKP Genel Başkanından affını talep etmiş ve bu talep de kabul edilmiş. Bu mudur yaptırım? Önce Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne yapacağınıza bakacağız. Cezai olarak neler yapılacak? İktisadi olarak neler yapılacak? Bizim kanun teklifimiz çok açık. Biz kanun teklifinde diyoruz ki bu işleri yapan fon firmalarının, şirketlerinin sahiplerinin şahsi hesaplarına da (madde 1). Madde 2, buradan hayatın olağan akışına aykırı gelir elde edenlerin enflasyon hesabının üzerindeki gelirlerine de el koyun. Madde 3, kalan fon varlıklarından da bunları tasfiye edin ve herkesin alacağını ödeyin. Fatma Sayan Kaya bu "insider trading" yaptığı azıcık aklı olan herkesin çok açık görebildiği bir şey. Bunun Sermaye Piyasası Kanununda 107. maddede karşılığı var. İstifa ederek kurtuldu mu yoksa ona yönelik bir soruşturma başlatıldı mı? Hadi Adalet Bakanlığından bekliyoruz. Bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığını söylesin. Biz de oradan buna ilişkin bir açıklama yapalım.
Bir başka husus şimdi Fatma Betül Sayan Kaya ve kocası kendi adlarıyla işlem yapmışlar. İşlem yapanları görüyoruz. O bilgiler bize geliyor. Onların içerisinde evini geçindirmekte zorlanan insanların milyonlarca liralık işlemleri var. Bu işlemleri onların yapmadığı açık. Bunlar çantacı. Bu çantacıların kimlerin çantacısı olduğu da informal olarak herkes tarafından biliniyor. Başka bir deyişle herkesin bildiği sır. Dolayısıyla hem böyle başkaları aracılığıyla işlem yapanları hem de kendi adlarıyla işlem yapanları takip etmeye devam ediyoruz. YENİ Parti her gün bu konuyla ilgili yeni bir bilgiyi kamuoyuyla paylaşacak. Dediğim gibi ben yarın bununla ilgili ilave bilgileri de zaten kamuoyuna aktaracağım.
Mal varlığına tedbir konulması doğru bir karardır. Ancak arkasından gelecek işleri izleyeceğiz. Dediğim gibi sadece mal varlığı tedbiri değil. Onun nasıl tasfiye edileceği, o tasfiyenin hazineye mi yoksa mağdurlara mı yönlendirileceği de çok açık. Ne dediler bize? Dediler ki, "Eğer etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorsan ediniminin iki katı kadarını hazineye yatır ve böylece etkin pişmanlıktan yararlan." Şimdi böylece büyük bir dolandırıcılık yapmış olan kişiye ediniminin iki katını ödeyerek buradan kurtulma hakkı veriliyor. Buradan kimler yararlanacak izliyoruz. Dolayısıyla mal varlığına tedbir atılacak ilk adımdır. Geç kalmış bir adımdır ama atılması önemlidir. Diğer adımları da takip edeceğiz. Onun dışında başka isimler var. Dediğim gibi zamanı geldikçe, gün geçtikçe hepsini açıklayacağız. Çünkü Fatma Betül Sayan örneğinde olduğu gibi inkar edilemeyecek bir netlikte ortaya koymaya çalışıyoruz. İçeriden de artık yeter diyen insanlardan da bize bilgi geldiğini de ifade edeyim.
Önce şunu söyleyeyim. Biraz evvel ifade etmeye çalıştım. Biz bu süreci bütün gücümüzle takip ediyoruz. Vatandaş adına takip ediyoruz. Çünkü hırsızlar, arsızlar en az 800 milyar lirayı dolandırdılar. Ve bu dolandırılan 800 milyar liranın ötesinde biraz evvel ifade ettiğim gibi borsada 3 trilyon TL'lik kayıp var. Bu çoğu insanın intihar eşiğine gelmesi demek. Çoğu insanın evinin barkının dağılması anlamına geliyor. Dolayısıyla bütün gücümüzle takip ediyoruz. Bunun içinde bakanlar var, bakan yardımcıları var, milletvekilleri var, bürokratlar var. İpin ucunu çektikçe dökülenleri hep beraber göreceksiniz. Zaten biraz evvel söylediğim gibi yapılanmada o onun oğlu, o onun bacanağı, o onun kardeşi. Birisi denetleme mevkiinde, öbürü yürütme mevkiinde, öbürü şirkette. Dolayısıyla orta yere büyük bir örümcek ağı çıkmış. Bu örümcek ağı bir hırsızlık şebekesine dönüşmüş. Örgütlü bir suç ortaya çıkmış. Altını özellikle çizmek isterim. Bu bir örgütlü suçtur.
Şimdi bir örnek daha vereyim size. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Salih Tanrıkulu aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesi. Arkadaş sen icra tarafında mısın denetleme tarafında mısın? Yani bir devlet aklı aynı insana böylesine karmaşık yerlerde görev verebilir mi? Ben örneğin grup başkanvekiliyim ama yürütme tarafında değilim. Yasama tarafındayım. Bu bu kadar basittir. Bu kadar açıktır. Bunu karıştıran tırnak içinde akıl, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetebilir mi? Adalet Bakanı'nın eşi Sermaye Piyasası Kurulu'nda üye. E şimdi Sermaye Piyasası Kurulu'nun eksiğini, yanlışını hem denetlememe eksiğini hem de bugün yaptıkları yanlışları ortaya koyuyoruz. Buraya kim bakacak? Yargı bakacak. Öyle değil mi? Sermaye Piyasası Kurulu'nu da, üyelerini de. Bunlar yaptıkları işlemlerin ceza hukuku karşısında bir suç oluşturup oluşturmadığını görecekler. Adalet Bakanı'nın eşi oradayken bunun etkinlikle yapılabileceğini düşünüyor mu? Dolayısıyla her şey birbirine girmiş durumda.
Biz çok açık şunu söylüyoruz. Bunları çok kuvvetle takip edip eleştiriyoruz ama bir taraftan da bu insanların mağduriyetlerinin nasıl giderilmesi gerektiği konusunda çok açık bir kanun teklifimizi Ümit Özlale, İzmir milletvekilimiz ekonomik koordinasyon kurulumuzla beraber çalışarak basına açıkladı. Biz açıkça ifade ediyoruz ki bu fonların ve şirketlerin sahiplerinin mal varlığına da gidilmelidir. Yalnızca şirketin mal varlığıyla değil aynı zamanda onların sahiplerinin şahsi mal varlığına da gidilmelidir. Madde 1. Madde 2, buralardan büyük ve açıklanamaz gelir elde edenlerin enflasyon üzerindeki gelirleri oradan alınarak yine bir ortak tazmin fonuna konulmalıdır. Üçüncüsü de fonda kalan varlık neyse onlar da tazmin fonuna konulmalıdır. Ve bu üçü hazineye değil mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesine kullanılmalıdır.
Dolayısıyla AKP'nin ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun şu anda ortaya koyduğu anlayışın tersine mağduriyeti gidermek yerine etkin pişmanlıktan yararlanacakların paralarının hazineye değil tazmin fonuna aktarılarak bir tane bile mağdur kalmaması için gayret ediyoruz. Bu çabayı hep beraber göstereceğiz.
1 Ekim'e gelince, 1 Ekim'de biz önce 30 Eylül'de YENİ Parti'nin genel merkezinde bir toplantı yapacağız. Bu toplantı bir milletvekili kampı niteliğinde olacak. Bize sorabilirsiniz ki siz neden bir beş yıldızlı otelde kamp yapmıyorsunuz? Çünkü biz bizlere bağış yapan ve böylece YENİ Parti ayakta kalsın diyen yurttaşlarımızın emanetlerinin sorumluluğunu taşıyoruz. Dolayısıyla otellerde kamp falan yapamayız. Partimizin genel merkezinde bir günlük kamp yapacağız ve tüm süreci orada değerlendireceğiz. Ertesi gün yani 1 Ekim'de saat 13 ve 14'te iki tane burada önemli etkinlik var. 14'te genel kurul açılacak. YENİ Parti heyeti genel kurulda olacak. Genel kurul sonrasında da merkez yönetim kurulu toplantımızı yapacağız. Dolayısıyla YENİ Parti resepsiyonda olmayacak.